1. HABERLER

  2. DÜŞÜNCE - YORUM - ANALİZ

  3. Tahliyeler Kürdistan’da nasıl yankılandı? STK temsilcileri cevapladı
Tahliyeler Kürdistan’da nasıl yankılandı? STK temsilcileri cevapladı

Tahliyeler Kürdistan’da nasıl yankılandı? STK temsilcileri cevapladı

Ergenekon ve darbeciler bir bir tahliye ediliyor. Toplum yaşananları kaygıyla izliyor. Yüzlerce hasta tutsak ölümü beklerken müebbetle yargılananların serbest bırakılması vicdanları yaralıyor.

A+A-

 


AK Parti hükümeti ile Gülen Cemaati arasındaki savaş tüm hızıyla sürüyor. Türkiye’nin darbelerle hesaplaşmasında beraber hareket ederek önemli kazanımlar sağlayan tarafların arasındaki ittifakın bozulması ve sonrasında yaşanan akla ziyan gelişmeler darbecilerin işine yarıyor.

Özellikle Başbakan Erdoğan’ı hedef alan Gülen Cemaati, Hükümeti devirmek için CHP, Kemalist Alevi ve solcularla ittifak dahil her yolu deniyor. Buna karşı Hükümet de Cemaatle olan savaşını darbe failleri üzerinden orduya ve içerideki Ergenekonculara selam göndererek takviye ediyor.

Bunun sonucu olarak Ergenekon davasında müebbetle yargılanan İlker Başbuğ, Hrand Dink ve Zirve katliamı sanıkları tahliye edildi. Tahliyelere Tuncay Özkan, Albay Levent Göktaş ve Sedat Peker'le devam edildi. Bu tahliyelerin ardından gözler cezaevlerindeki diğer darbeci generaller ve Ergenekon sanıklarına çevrildi. Tahliyeler ulusal çevrelerde memnuniyetle karşılanırken, geniş halk kesimlerinin vicdanlarını yaraladı. JİTEM-Ergenekon davalarının yakından takip edildiği Kürt coğrafyasına tahliyelerin nasıl yansıdığını STK temsilcileriIslah Haber’e yorumladı. 

Görüşlerine başvurduğumuz Mazlumder Diyarbakır, İHD Diyarbakır ve Özgür-Der Diyarbakır şube başkanları tahliyelerin toplum vicdanında derin yaralar açtığına işaret ettiler.


MAZLUMDER: Müebbetle Yargılananların Kahraman Gibi Karşılanması Vicdanları Yaralıyor

Mazlumder Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahim Ay:

Toplum vicdanını rahatsız eden bir durum… Kararların hukukiliği, siyasiliği, bu dönemde tartışılacak bir şey. Yeterli kadar sağlıklı değerlendirme yapacak bir ortam yok. Çünkü yargı ve emniyet başta olmak üzere tüm kadrolar değişiyor. Dosyalara hangi kadroların hangi amaçla bu tür girişimleri yaptığını net bir şekilde ortaya koymak biraz zor. Ancak Ergenekon ve benzer davalarda yapılan hukuksuzluklar KCK davalarında da farklı versiyonla aynı kadrolar tarafından yapılıyor. Oradaki tahliyelere nazaran bu taraftaki dosyalarda tahliyelerin olmaması Kürtlerin akıllarına soru işaretleri getiriyor. Ergenekon davasında yargılanan bazı kişilerin de zamanında Güneydoğu’da görev yapmış olması, haklarında bu noktada herhangi bir yargılamanın olmaması ve bir bir serbest bırakılmaları gibi bir sürecin gelişmesi Kürtlerde kaygıyla izlenmektedir.

Özel Yetki Mahkemelerle ilgili kanun değişikliğinden sonra tutukluluk süresiyle ilgili düzenleme otomatikman geldi. Dolayısıyla şu anda 5 yıl ve daha fazla tutuklu olan herkesin serbest kalması gerekiyor. Bu kapsamda gerçekleşen tahliyeler zaten yasadan doğan tahliyelerdir.  İlker Başbuğ gibi kişilerin tahliyesi ise yasadan kaynaklanan bir tahliye değil. Biraz daha Anayasa Mahkemesinin bir noktaya yaptığı vurgu üzerinden mahkemenin durumdan vazife çıkararak yaptığı bir tahliye... Kanun değişikliğiyle bağlantı olmayan bu tahliyelerin artması akıllara soru işaretleri bırakacak. Atalete olan güveni zayıflatacak.

Ergenekon davasında yargılanan ve neredeyse müebbet cezası kesinleşecek olan İlker Başbuğ’ın tahliyesi sırasında yaşananları garip karşıladım. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu başta olmak üzere birçok kesim Başbuğ’u âdete kahraman gibi karşılıyor. Doğrusu kimse bunları içine sindirerek izlemiyor. Bunların sorgulanması lazım…

Hasta tutsaklarla ilgili sivil toplum örgütlerinin yürüttüğü kampanyalar var. 163 civarında ölümü bekleyen hasta tutsağın şu anda tutukluğu devam ediyor. Bunlarla ilgili Adli Tıp’ın veyahut da savcılıkların ayak diremeleri devam ediyor. Sağlık durumlarıyla iligili bütün durumları objektif bir şekilde belgelenmesine rağmen bu konuda ne savcılık ne Cumhurbaşkanlığı ne de Adli Tıp yeterli hassasiyeti göstermiyor. Öyle olunca süreçte işletilmiyor. Sağlık durumlarıyla ilgili herhangi bir problemi olmamasına rağmen ulusal çevreler tarafından sembol haline getirilen isimlerin serbest bırakılmaları vicdanları yaralayan bir durum. Görülüyor ki, belli kesimleri durdurmak veyahut da belli kesimlere karşı siyasi bir karşıtlık oluşturmak amacıyla tahliyeler yapılıyor. Bu insan haklarına yaklaşımı sorgulatan vahim bir yaklaşım.

İHD: Kürdistan’da İşlenen Suçların Hesabı da Sorulmalıydı

İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici:

Ergenekon’dan ve Silivri’de darbe girişiminden dolayı yargılamaların başladığı dönemde biz herkes için adil yargılanma hakkını savunduk. Düşüncelerinden, fikirlerinden dolayı insanların cezaevlerinde tutulması kabul edemeyeceğimiz bir şeydir. Fakat bu insanların işlemiş oldukları suçların, bu insanların bulaşmış oldukları katliamların hepsinin de açığa çıkarılması gerekir. Biliyorsunuz; o yapının içerisinde bölgede görev yapmış çok sayıda insan var, birçok asker ve komutan var. Ve illegal işlere bulaşmış, illegal yapılar içerisinde yer alan kişiler var. Jitem’in kurucuları var. Biz o zaman şunu söyledik; Kürdistan coğrafyasında işlemiş oldukları suçların da hesabı sorulmalı. Ailelerin müdahil olması ve bu anlamda soruşturma olması gerektiğini söyledik. Fakat hükümet bu yönde bunların üzerine gitmedi. Hükümet sadece kendisiyle ilgili olan kısmıyla ilgilendi. Darbe ile ilgilendi, yargı tamamen bu şekilde süreci ilerletti. Aileler müdahil olmak istedi fakat buna izin verilmedi. Maalesef bu insanlar, yarın öbür gün elini kolunu sallaya salaya dışarı çıkacaklar. Ve bu suçlarla yüzleşmeyecekler. Ya da bu suçların hesabı sorulmayacak. Binlerce katliam yapıldı. Toplu mezarlar ortaya çıktı. Keşke bunlar da sorulsaydı. Adil yargılama bağlamında bunlar da sorulsaydı.

Bu siyasi bir karardır. Hükümetin ortaya koymuş olduğu şu anki tutum siyasi bir tutumdur. Adil yargılama ya da adaletin yerini bulması değildir. Zaten bu yasaların beş yılla sınırlandırılması muhtemeldir ki, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması, bunun temel nedeni belki böyle bir amaç içindir. Katil insanlar dışarı çıkıyor. Malatya’daki Zirve davasıdır, Hrad Dinkin katilleridir. Ergekon davasında bir sürü katliamda imza atmış insanların hiçbirine hesap sorulmadı. Samimi bir yaklaşım değil. İnsan hakları anlamında yapılan bir şey değil. Ben böyle yorumluyorum. Bizim muhatabımız hükümettir. Yargı vardır. Adalet Bakanlığı vardır. Bunlar hükümetin kontrolünde adımlar atarlar, dolayısıyla sorumlusu da hükümettir. Hükümet istese yapılmazdı. Biz her zaman adil yargılamayı savunduk. İnsanlığa karşı suçlar işlenmişse hesap sorulmalıdır.

ÖZGÜR-DER: Hukuk Bazıları İçin Başka İşlerken, 28 Şubat Mağdurları Kimsenin Aklına Gelmiyor

Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı Murat Koç:

Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasi çalkantının yol açtığı kaotik ortam en çok darbecilere yaramış görünüyor. Mustafa Balbay, Çevik Bir, İlker Başbuğ ve bugün tahliye edilen Tuncay Özkan ve Levent Göktaş gibi önemli isimler bu süreçte hukukla bağdaşmayan bir tarzda serbest bırakıldılar. Galiba Ergenekon ve Balyoz davaları sanıklarının birçoğu da önümüzdeki günlerde serbest kalacak gibi. Darbecilerle hesaplaşılması, militarist vesayetin geriletilmesi konusunda tarihi öneme sahip olan bu davalar ilk günden itibaren sulandırılmaya çalışılıyordu zaten. Çok güçlü ve somut delillere rağmen Ergenekon ve Balyoz davaları başta olmak üzere darbeci gelenekten hesap sorulması anlamına gelen tüm süreçler belli kesimlerce her fırsatta mahkum edilmeye çalışıldı. Yeniden yargılanma, uzun tutukluluk süreleri gibi bahisler üzerinden bu davaların hukuksuzca yürütüldüğü, sanıkların haksızlığa uğratıldığı şeklinde bir algı oluşturulmak istendi. Oysa hem Türkiye’deki darbeci geleneğin köklü ve kurumsal yapısı hem de mezkur davalara esas teşkil eden delillerin somut ve güçlü olması darbecilikle hesaplaşmanın tarihi önemini ve zorluğunu da ortaya koyuyor. Hükümetin bu davalara atıfta bulunarak vesayetin geriletilmesinden ödün vermeyeceğini belirtmesine rağmen son süreçte yaşanan tahliyelerin bu kararlılıktan vazgeçildiği kanaatini güçlendirdiğini belirtmek gerekir. Darbecilerle sonuna kadar hesaplaşılması, bundan asla taviz verilmemesi gerektiğini her vesileyle ifade ediyoruz. Bu yönüyle gerek Ergenekon-Balyoz davaları gerekse de bunlarla ilişkili olan Malatya Zirve davası gibi yargılamaların böyle sulandırılmasının düpedüz hukuksuzluk anlamına geldiğinin altını çizmek gerek. Hükümet-Cemaat kavgasının ilk gününden bu yana hükümet yetkililerinin birçoğunun darbecileri aklamaya çalışan, onların “masumiyetine” güzellemeler dizen birçok beyanı kamuoyuna yansıdı. Yanı sıra hem Başbakan’ın hem de Cumhurbaşkanı’nın darbecilerin sözcüsü Metin Feyzioğlu’yla görüşmesi, darbecileri kurtarmaya çalışan bu zatın tezlerini destekleyecek yönde tutum takınmaları da göz önünde tutulduğunda son tahliyelerin hükümet marifetiyle gerçekleştiği kanaati güçlenmekte; hükümetin tahliyelerin ardından yaptığı açıklamalarla bundan memnuniyet duyduğunu ifade etmesi bu kanaati pekiştirmektedir.

Türkiye’de yargının çifte standarda dayalı temel karakteri dillere destan, hemen herkesçe bilinir. Burada hukuk bazıları için başka işler. Darbe yaptığı ya da darbe girişimi içinde olduğu için yargılananlar hukuksuzca serbest kalırken, darbecilerin gadrine uğrayan, darbe hukukunun kurbanı olan birçok kişi acımasızca içerde tutulmaktadır. Kılıfına uydurulmuş, temelsiz ve delilsiz yargılamalarla içerde tutulan 28 Şubat mağdurları kimsenin aklına gelmemekte, onlar için yeniden yargılanma bahsi bile açılmamaktadır. Mesela 15 yılla yargılanırlarken 28 Şubat’la birlikte birden bire idamla yargılanan Sivas davası mağdurlarının durumu, düşüncelerinden dolayı 16 yıldır haksız biçimde içerde tutulan ve her türlü insanlık dışı uygulamaya maruz  kalan Salih Mirzabeyoğlu’nun yaşadıkları, bir hukuksuzluk silsilesi biçiminde işleyen Yakup Köse davası, bir komediyi andıran Hizbu-t Tahrir davalarında yağdırılan ağır cezalar, Nurettin Kayan’ın başına gelenler “hukukun” Müslümanlar söz konusu olduğunda nasıl da acımasız işlediğinin açık ve tipik örnekleridir. Yeniden yargılanma ya da uzun tutukluluk süreleri sadece darbeciler, bu ülkenin gerçek sahibi olduğunu düşünen vesayet seviciler için mevzu bahis olması yargının çürümüşlüğünü de gözler önüne sermektedir.

Son olarak; siyasi faaliyetlerinden dolayı yıllardır haksızca cezaevinde tutulan ve bir türlü sonuçlandırılmayan davaların mağduru kılınan KCK sanıklarının da bu hukuksuzluğun kurbanı olduğunu belirtmek gerekir. Yargı, siyasi çatışmalarda üstünlük elde etme aracı olarak kullanıldıkça, birilerini kollamak için işletildikçe ne hukuktan ne de adaletten bahsedilebilir. Maalesef ki Türkiye’de cari hukuk düzeni öteden beri böyle bir niteliğe sahip olmuştur ve dün olduğu gibi bugün de egemenlerin, zalimlerin lehine, mazlumların ve mağdurların da aleyhine iş görmüştür.


islahhaber

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.