1. YAZARLAR

  2. Cengiz Alğan

  3. Tahir Elçi cinayetinde karanlık noktalar
Cengiz Alğan

Cengiz Alğan

serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

Tahir Elçi cinayetinde karanlık noktalar

A+A-

Tahir Elçi’nin “çatışma esnasında” bir kaza kurşununa kurban gitmiş olabileceğine dair değerlendirmeler yapılıyor. İlk bakışta bu gayet de makul görünüyor. Sokağın açıldığı caddede bir taksiyi durduran polislerden ikisini vurup koşarak sokağa kaçan ve ateş ederek cinayetin işlendiği yerin yanından geçip giden iki kişi var. Bu sırada Elçi ve arkadaşlarının basın açıklaması yaptığı yerde güvenliği sağlayan polisler de koşarak üzerlerine gelen bu kişilere karşıdan, yanlarından geçerken ve sonra arkalarından aralıksız ateş ediyorlar. Belki vurup yaralıyor, belki isabet ettiremiyorlar. Fakat şahıslar kaçıp gidiyor.

 

Sokağın başından ilk silah sesleri gelmeye başladığında Elçi kadraja giriyor. Polislerin arkasında eğilmiş ve başını silah seslerinin geldiği tarafa doğru uzatmış. Sonra kendisini, şahısların kaçış yönüne doğru yere yüzükoyun kapaklanmış, başından kan sızar halde görüyoruz. Hemen yakınında da yerde bir silah var. Alakasız bir başka olayın devamında, tesadüfen çatışma arasında kalıp, başına isabet eden serseri bir kurşunla ölmüş gibi görünüyor.

 

Bu senaryo gerçek olabilir. Fakat bazı sorular açıkta kalıyor. İlk soru: bu iki şahıs neden tam o sokağın başında taksiden iniyor? Dikkat edelim, araç geçip giderken o noktada durdurulmuyor. Kenara yanaştığı sırada (önceden ihbarı almış olan) polisler araca hızla yaklaşıp kapısını açmaya yelteniyor ve içeriden açılan ateşle vuruluyorlar. Yani şahıslar, bellerindeki silahlarla zaten orada inecekler.

 

Nitekim İçişleri Bakanlığı açıklamasında:

 

“… açık kimliği tespit edilen 1 bölücü örgüt mensubunun ticari bir taksi ile 28. 11. 2015 Cumartesi günü saat 10.30 sıralarında Kayapınar Caddesi’nden hareketle Diyarbakır Sur bölgesine eylem amaçlı gittiği öğrenilmiştir… muhtemel bir eyleminin önlenmesi amacıyla tüm birimler uyarılmıştır”

 

“Sur bölgesinde eylem”. Nerede? Basın açıklaması yapılan sokağın başında. Ne zaman? Tam açıklamanın yapıldığı saatlerde. Eğer taksi, mobese görüntülerinde bizim duymadığımız bir polis anonsuyla durdurulmuşsa keşke orada değil de başka bir yerde durdurulsaymış diyesi geliyor insanın. Ne de olsa bir gün önce üç polisi yaralamış ve “Sur bölgesinde eylem” hazırlığında olan kişilerden söz ediyoruz.

 

Polisle çatışanlar mı öldürdü?

 

İkinci karanlık nokta; sokağa giren iki şahsın yaylım ateşi açarak sokakta ilerlemesi konusunda. Sokak başından başlayıp bütün olay anının kaydedildiği toplam 60 saniyelik bir videoda açıkça görülüyor ki şahıslar basın açıklamasının yapıldığı noktadaki polislere veya gruba doğru değil, arkasından kendilerine ateş açan polislere doğru ateş ediyorlar.

 

Zaten ilk şahıs daha 5. saniyede sağ elindeki silahı, kabzadan değil namludan tutacak şekilde sol eline alıyor. Yani ateş etmeyi bırakarak geçiyor olay yerinden. İkinci şahıs ise bir yandan hafif öne eğilmiş koşarken, bir yandan elindeki silahı arkaya doğrultmuş rastgele ateş ediyor. O sırada duvar dibinde park etmiş aracın yanında kendisine ateş eden polise doğru koşuyor. 7. saniyede de silahı o polise doğru fırlatıyor (Bu silah, cansız yatan Elçi’nin yanında yerde görülen silah). Muhtemelen, takside polisleri vurmalarından itibaren ateş etmeye devam eden iki şahsın kurşunu bitiyor. Polis bir an için eğilip tekrar doğruluyor, diğer iki polisle beraber önlerinden kaçan iki şahsın arkalarından ateş etmeye devam ediyorlar. Bunların toplamı 10-12 saniye sürüyor.

 

Kısacası, bu şahıslar Elçi’nin bulunduğu yöne doğru hiç ateş etmiyorlar. Eğer Elçi bir kaza kurşunuyla vurulmuşsa, o kurşun bu ikisinin elindeki silahlardan çıkmıyor. Nitekim fırlatılan silahtan olsa bulunmuştu.

 

O halde geriye şu ihtimaller kalıyor:

 

1. Elçi, kaçan şahısların arkasından ateş eden polislerden birinin kurşunuyla tesadüfen (gizlenmek yerine kafasını uzattığı için) vuruluyor.

2. Sokağın devamında, 30 metre ilerideki barikattan açılan ateşle vuruluyor.

3. Önceden bir yere gizlenmiş bir başkası tarafından vuruluyor.

 

Kurşunun oradaki polislerin silahından çıkmadığı açıklandı. Barikattan açılan ateşle vurulsa ters tarafa düşmesi gerekirdi. Düşmemiş. 3. ihtimal ise yerinde duruyor.

 

Polis bu adamları nasıl olup da vuramıyor?

 

Polislerin, daracık bir sokakta burunlarının dibinden geçen bu kişileri nasıl olup da vuramadığı da tartışılıyor. Özellikle ilk ateş açan ve tüm şarjörü boşaltan polis nasıl vuramadı?

 

1. Vuramamış olabilir(ler). Caddeden silah sesleri duyulduğunda etrafa kaçışan sivil insanlardan sanıp ilk anda ateş açmamış olabilirler. Zaten tüm olay 5-10 saniye içinde geçiyor. İlk anın şaşkınlığı geçip silaha sarıldıktan sonra, çok hızlı koşan iki hedefe isabet ettirmek hiç kolay değil. Poligonda atış yapmaya benzemiyor çatışma anları.

2. Vurmuş ama durduramamış olabilirler. O andaki adrenalinle, yara alan kişi(ler) acıyı hissetmeyip koşmaya devam etmiş olabilir. Başından vurulmadığı sürece, tabanca kurşunuyla yaralanan biri hemen devrilmez.

3. İlk ateş açan polisin ilk silahı kurusıkı olabilir. Bu polis videoda 30. saniyede, boşalan silaha yeni şarjör takmak yerine, belindeki kılıfına koyuyor ve ikinci bir silah çıkarıp kaçanların gittiği yöne doğru koşmaya başlıyor. Arkadaşları “Gitme!” diye bağırıyor.

 

Bu tabii fazla komplocu bir fikir. Polisin çifte silah taşıması belki sıradan bir şeydir, bilemiyorum. İkinci silahı çekmek şarjör değiştirmekten daha hızlı ve pratiktir belki, onu da bilemiyorum. Ama son birkaç yıldır devletin içinde (özellikle de poliste) paralel bir yapılanma olduğunu öğrendiğimizden beri, insanın aklı her türlü komplo ihtimaline kayıyor. Ben daha basitçe, ikinci ihtimalin doğru olduğuna inanıyorum.

 

PKK neden olay yeri incelemesine saldırdı?

 

En çok soru işareti yaratan nokta ise olay yeri incelemesi sırasında yapılan saldırılar. Yine bakanlığın açıklamasına göre, saat 14:30 sıralarında savcı, olay yeri inceleme ekipleri ve avukatlar olay yerine doğru yola çıkıyor. Fakat bölgenin güvenliğini sağlamaya giden ekiplere beş ayrı noktadan roketler atılıyor ve uzun namlulu silahlarla ateş açılıyor. Bir zırhlı aracın geçişi sırasında, tuzaklanmış bomba patlatılıyor ve dört polis yaralanıyor. İnceleme yarım kalıyor.

 

Adeta delillerin karartılması için özel çaba harcanıyor. Eğer PKK Elçi cinayetini devletin işlediğini düşünüyorsa neden delilleri sonsuza kadar karartacak böyle bir hamleyi gerçekleştiriyor. Nitekim olayın ertesi günü (bugün) çıkan Özgür Gündem’in manşeti “Amed’in Ortasında Saray Kurşunu”idi. O halde “Saray”ın cinayetini mi örtbas etmek istiyorlar? Yoksa başka bir işbirliği ile işlenmiş cinayetin delillerini mi karartmak istiyorlar?

 

Takım elbiseli bir şahıs

 

Son bir nokta. O bir dakikalık videoda (https://www.youtube.com/watch?v=Sc5qV_U3eXM&feature=youtu.be), polisleri vuran iki şahsın sokağa girip çıkması yaklaşık 10-12 saniye sürüyor. 35. saniyede, yani şahıslar gittikten yaklaşık 23-25 saniye sonra, o ana kadar görünmeyen takım elbiseli biri, Tahir Elçi’nin cesedinin yattığı yerin tam karşısındaki, sadece bir kepengi açık dükkânın kapısında, elinde silahıyla beliriyor. Dışarı çıkmıyor. İçeri de girmiyor. Elinde silah, kapıda öylece duruyor. Kimdir, necidir, o ana kadar neden görünmemiştir, anlayamıyoruz.

 

Bunların tümü nihayetinde polisiye şeyler. Uzmanları zaten değerlendiriyordur. Ben sadece bana şüpheli görünen bazı noktaları yazdım.

 

İşin siyasi boyutu hakkında ise daha rahat konuşabiliriz. Bilindiği gibi Kandil önümüzdeki kışı “final kışı” ilan etti. Savaşa devam kararını net biçimde açıklamış oldu. YDG-H denilen karanlık yapı ise “hendek ve barikat direnişlerine” sonuna kadar devam edeceklerini açıkladı. Oysa Tahir Elçi hendek politikalarına (geç kalmış olsa da) açıkça karşı çıkıyordu. Cinayetten dört gün önce Mardin Barosu’yla ortak açıklamalarında “operasyonlar gevşetilsin, silahlı gruplar ilçeleri terk etsin, hendek ve barikatlar kaldırılsın” diyordu. YDG-H çetelerinin politikasının tam zıddını savunuyordu yani.

 

Bölge halkının çok sevdiği, barışçı yaklaşımıyla ve yıllarca faili meçhullere, karanlık katliamlara karşı mücadelesiyle tanınan bilinen, etkili bir barışsever hukukçuydu. Örneğin, geçen Mart ayında düzenlediğimiz Barış Treni Diyarbakır’a girmeden bir gece önce, birileri bizi YDG-H’ye hedef gösterirken, o çekinmeden trende bizi ziyarete gelmiş, destek vermişti.

 

Cinayeti aydınlatmak, kimin hangi silahla vurduğunu bulmak polis ve yargının işi. Ama şurası kesin ki Elçi savaşın, çatışmanın devamını isteyenler tarafından katledilmiştir. Bundan sonra hendeklere, barikatlara karşı ses çıkarmak, en azından tek tek bireyler bazında çok daha zorlaşacaktır. Bu cinayet aynı zamanda hendek siyasetini onaylamayan herkese verilmiş bir gözdağıdır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.