1. YAZARLAR

  2. Atilla YAYLA

  3. Syriza Yunanistan’da cennet mi yaratacak cehennem mi?
Atilla YAYLA

Atilla YAYLA

yeniyüzyıl
Yazarın Tüm Yazıları >

Syriza Yunanistan’da cennet mi yaratacak cehennem mi?

A+A-

Diyelim ki ayda 5 bin lira geliriniz var, ama siz 10 bin lira gelirin sağlayabileceği bir refah seviyesinde yaşamak istiyorsunuz. Yani, düzenli gelirinizin bir katı fazlasına ihtiyacınız var. Ne yaparsınız bu durumda? En mantıklı yol, gelirinizi artırmaya çalışmak. Bunu yapamıyorsanız ve istediğiniz hayattan vazgeçmeye niyetiniz de yoksa, geriye bir tek yol kalır: Aradaki farkı başkalarından temin etmek.

Bunun birkaç yolu olabilir. Ailenizden istemek, arkadaşlarınızdan borç almak, kredi kuruluşlarından borç almak, çalmak. Aileniz bunu yapmaya muktedir olmayabilir, olsa da uzun süreli yapmaya isteksiz olabilir. Bankalar ve arkadaşlarınız verdikleri borcu bir gün mutlaka geri ister. Çalmak ise suçtur ve hayat seviyenizin fiilen bulunduğunuz noktanın da altına düşmesine sebep olacak bir süreci başlatabilir.

Bu örnek vaka, kişinin hayat-refah seviyesinin elde ettiği düzenli gelirle kopartılamaz bir bağa sahip olduğunu gösterir. Bireyler için çizilen bu tablo toplumlar için de geçerli. Bir toplum, geliri ne ise (ki buna iktisatçılar GSYİH der) o seviyede yaşayabilir. Başka türlü olması imkânsızdır. Yani T. C. vatandaşları ABD vatandaşları kadar müreffeh yaşayamaz, Türkiye ABD’den daha müreffeh olamaz. ABD dünyanın en çok üreten, dolayısıyla en müreffeh ülkesidir. Bunu gösteren birçok rakam verilebilir. Sadece şu bilgiyi aktarmak bile yeterli: ABD’de yoksulluk gelirinin sınırı, dünyanın ortalama kişi başına gelirinin iki katı. Kısaca, arzularınız, heyecanlarınız ve istekleriniz ne olursa olsun, birey olarak gelirinizi, ülke olarak GSYİH’nızı artırmadıkça hayat seviyenizi yükseltemezsiniz.

Gelir, GSYİH nasıl artar? Üreterek. Ne kadar çok mal ve hizmet üretirseniz o kadar çok geliriniz olur. Başka bir deyişle, ne kadar çok katma değer yaratırsanız o kadar müreffeh yaşayabilirsiniz. Bunu yapmanın yolu sanayi ve ticaretten geçer. Bir ülke içinde devlet müdahaleleriyle zenginliğin dağılımına bir ölçüde etki edebilirsiniz. Fakat bu ortalama refah seviyesini değiştirmeyeceği gibi mevcut ve müstakbel refahta kayıplara da yol açar.

Yunanistan’da radikal solcu Syriza  geçen pazar yapılan seçimi kazandı. Tek başına iktidara gelememekle beraber en büyük parti oldu. Partinin son beş yıllık başarı grafiği dikkat çekici. Bu sürede Syriza oylarını katlamış. Demokrasi açısından tebrik edilmeyi hak ediyor. Bu başarının altında yatan faktörler elbette daha ayrıntılı olarak incelenmeli. Ayrıca, Syriza’nın bizdeki solcular gibi darbe peşinde koşmak yerine demokratik mekanizmaları ve süreçleri benimsemesi de takdire şayan. Bilmem bizimkiler utanır ve ders alır mı? Gezi’den 17-25 Aralık’a darbe severlik yapmak ve darbe tehditlerinde bulunmak yerine demokratik siyasete yönelir mi? Vallahi ben Türkiye solundan, Kürt'ü olsun Türk'ü olsun, hiç umutlu değilim.

 Syriza seçimi önde bitirip kurulan koalisyon hükümetinin büyük ortağı olunca, bizdeki solcular pek heyecanlandı. Partinin Yunanistan’ı tepeden tırnağa değiştireceğini ve halkı perişan eden ekonomik krizi hemen çözeceğini zannediyorlar. Syriza’nın vaatleri çok. Asgari ücreti yükseltecek, Yunanistan’ın dış borçlarını ödemeyecek, emekli maaşlarını artıracak, ulaşımı bedava yapacakmış. Bankaları ve hastaneleri devletleştirecekmiş. Zenginlerden daha çok vergi alacak ve fakirlere dağıtacakmış. Şimdiden söyleyeyim; Syriza bunların hemen hemen hiçbirini yapamaz. Yapmaya teşebbüs ederse, Yunanistan’ı iyice batırır. Asgari ücreti artırırsa, zaten yüksek  (ortalama %25, gençler arasında %50) olan işsizliği artırır. Borçları ödemezse bir daha borç alamaz. Vergileri çok yükseltirse müteşebbislerin ve sermayenin başka yerlere kaçmasına yol açar.

Yunanistan’ın problemi gayet açık: AB’ye tam üye olduktan beridir ürettiğinin sağladığından daha yüksek seviyede bir hayat yaşaması. Bunun kaynağı AB’nin verdiği borçlar, Yunan hükümetlerinin AB fonlarından yararlanarak sağladığı cömert sübvansiyonlar ve yine hükümetlerin gün için geleceği satmasıydı. Yunan halkı kriz çıkana kadar durumdan gayet memnundu. Değirmenin suyunun nereden geldiğini merak etmiyordu. Ama bir ülke devamlı borçla, dışardan fon bulmakla yaşayamaz ve alınan borçlar katma değer yaratacak üretime değil anlık harcamalara yönlendirilirse ülkenin ekonomik alt yapısı da tahrip olur, üretim gücü de azalır. Bu da kaçınılmaz olarak işsizlik, fakirleşme ve sefalet getirir. Yunanistan’ın problemi bu.

İster solcu ister sağcı olsun, her hükümet bu tablo karşısında aynı ekonomik adımları atmaya mecbur. Refah seviyesinin aşağı düşmesi (buna halk dilinde kemer sıkmak deniyor) kaçınılmaz. Aklı başında bir siyasî yönetim, yüksek vergilerle zaten zayıf olan üretim gücüne iyice darbe indirmek yerine, müteşebbisleri, bürokrasiyi ve vergileri düşürerek, teşvik eder. Devleti kurumları ve harcamalarıyla küçültür. Halka daha çok ve daha verimli çalışmaktan başka yol olmadığını anlatır. Ekonomide mucizevi formüllerin olmadığını söyler ve çalışkanlığı, üretkenliği ödüllendirir...

Syriza bunları yapmayıp siyasî yarışta avantaj kazanmak için bol keseden yaptığı vaatleri ekonominin mantığına ve doğasına aykırı yollarla hayata aktarmaya kalkışırsa, korkarım, Yunanistan’ı, cennete çevireyim derken cehenneme çevirir. Ancak, ‘’taç giyen baş akıllanır’’ derler.
Bekleyelim ve ne olacağını görelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.