1. YAZARLAR

  2. Kutbeddin Nurlubaş

  3. Suriye ve Rojava Üzerine Cihad (!) Notları
Kutbeddin Nurlubaş

Kutbeddin Nurlubaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye ve Rojava Üzerine Cihad (!) Notları

A+A-

     "İman" ve "ameli salih" Allahın yanıda önemlidir. Fakat İman ameli salihten önce gelir. İnsan ilişkilerinde daha çok önemli olan "ameli salih" ön plana çıkar... İman gaybdir. Onu Allah bilir ve değerlendirir. İnsanlar için, karşı karşıya oldukları uygulama ve pratik olan "ameli salih" daha önemlidir.

     Önemli ayetin sırrını hatırlamaya çalışıyorum: "Ellezi halekel mevte vel heyate liyebluvekum eyyukum ehsenu emela; O ki hayatı ve ölümü yarattı ki, hanginizin güzel amel işleyeceğini sınamak(imtihan etmek) için..."(mulk:2) Hakikaten uzun süreden beri bunun üzerinde tefekkür edip düşünüyorum... Kur'anda tevhid, yani İman önce geldiği halde, burada neden hayat ve ölümü yaratmadaki amaç ve neticeyi "ehsenu 'emela...; güzel amel (davranış, uygulama, pratik)" nazara sunulmuş... Yani düşünüyorum da, iman edilmiş olabilir. Ama her olayda, her mekânda ve her olguda o imanın pratik tezahürü gösterilmeyebilir... Tarihte, imanlı olduğu halde çok zulüm, haksızlık ve yanlışlıklar yapıldığı gibi, günümüzde de devam ediyor... İşte bu durumda imanın meyvesi ve neticesi olan güzel, iyi ve hoş davranış biçiminin neticede ortaya çıkması lazım geldiğini, hayat ve ölümün en önemli sonucu ve meyvesi olarak nazara verilmektedir diye düşünüyorum...

     Devlet aygıtının, imanı adalettir... Devlet tüzel kişilik olarak, Müslüman olmasa da adaletli olsa o doğru yoldadır… Devlet, Müslüman görünse, adaletli değilse, sapıtmıştır,.. Anlaşılmadı ise terzi örneğini verelim; Terzi, takvalı ve ameli Salih sahibi olur, fakat beceriksizdir... Elbisenizi haram etmiştir... Burada terzi, terzilik mesleğinde yanlıştır... Adam gayri müslimdir, fakat terzilikte mahirdir. Bu terzi terzilik sanatında doğru yoldadır...

     İslamın en büyük mesajı “kan” dökülmemesi gerektiği halde, yine Müslümanlar birbirini öldürüyorlar... Ve ne kadar yanlış... Ve vahşice... "Yer yüzünde ‘kan’ akıtacak ve fesad yapacak birisi" (bakara:30) tabiriyle bu eylem çirkin görülür. Beni israile gönderilen kitapta; “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.(maide:32) gerçeği otada olduğu halde... Kur'anın verdiği mesaj bunu engellemek olduğu halde, Kur'an namına bunu yapmak vahşetin vahşeti... Kabilin Habili öldürmesinde bu öldürme ne kadar çirkin olduğu ifade edilir. Habil Kabile der:["Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”... "Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu."](maide:27-31) İnsanı bu kadar katliamdan ve öldürmeden kaçındıran Kur'anı Müslümanlar dinlememiş ise, bu demektir ki bu önemli konuda imtihanı kaybediyorlar…

     Kur'an, Âdemin ilk oğulları ve kardeş olan Kabil ve Habil olayını anlatmakla, adam öldürmenin ne kadar iğrenç, öldürülmenin ne kadar vicdan sızlatıcı olduğunu anlatır... Din, bu hakikati anlamak ve uygulamaktır... Kabil de Habil de Allaha kurban verdiler... “Kurban” kelime olarak yaklaştıran şey anlamındadır..

     Ve fakat Kabilin kurbanı kabul edilmedi... Bu zamanda da, her Müslüman grup ve örgüt, kendi söylem ve icraatının Allah tarafından kabul görüleceğini ve ona yaklaştıracağını söyler... Hâlbuki düşünmek lazım, ya Kabil gibi iseniz diye sorguladınız mı kendinizi?... Veya karşı Habil gibi taraf masum ise, yine de öldürecek misiniz? Öyle görünüyor ki, Müslümanlık adına İslam topraklarında cihad edenler adeta "Habil" yerine "Kabil" olmuşlar!...

     Bazı arkadaşlar kaosu, anarşiyi, fesadı, kimin eli kimin cebinde diye tasvir edilebilen durum ve şarlarda yapılan eylemleri, kassasa kassas, yani misilleme olarak niteliyorlar. Kassas dediğiniz şey meşru idare tarafından yürütülür… Diyelim bir cinayeti mahkeme etraflıca incelemiş ve fail kesin ispatlanmış ve hiç hafifletici sebep yok yine de aileye sorulur: İnfazımı, para cezasına mı, yoksa af mı istiyorsunuz?... Kassas müesesesi, mahkeme eliyle işler... Herkes keyfemayeşa bunu kullanamaz... Kullanırsa ne düzen kalır ve nede hak ve hukuk. Çünkü herkesin aklı mutlak düzeni sağlamaz. Mutlak akıl Toplumun seçtiklerinin ortaya koyduğu bir külli akıl ile gerçekleşir... Fıkıh kitaplarına bakılabilir...

     Allah’ın kitabında, biri hariç bütün sure başlarında ve fatihada, tekraren “Er Rahmanir Rahim” buyurarak, “merhameti” neden ön plana alır?!... Ve neden kendine Müslümanım diyen bundan uzak kalır?’... Sahih din bu değildir... Sömürgeleştirilen İslam dünyasının, İslamın tefekkür derinliğinden yoksun ve mahrum bıraktığı yarım yamalak ve istihbarat örgütleri tarafından maniple edilen çok az bır kısım Müslüman bunlar işte... Yoksa milyarlarca Müslümandan kaç kişi bunu tasvip eder ve yapar... Veya dinin birinci kaynağı olan Kur'an ve sahih hadisin neresinde yazar... İslamiyette dayağın, cezadan sayılması ve kafa göz gibi yerler değil de sadece kalın cilt yerine gelecek şekilde (celde kavramı) bir nevi piskolojik ceza olması; dayağın, işkence vs. yerine kullanılmaması içindir... Şimdi İslam namına bu gayri islmi davranışlara bakın!...

     Kim canice öldürmlerle insanlığa yön veriyor!?... Rahatını ve iktidarını başkasının zararında ve ezilmesinde görenler değil mi?!... Suriye de, devam eden haklı veya haksız, zalim veya mazlum, ne olursa olsun mücadele yönteminin cephe belli olmadan, dahilde, sokak ortasında, kaos içinde devam edip, insanların ölüp, şehirlerin tahrip edilmesi yanlıştır. Birkaç gün sonra ramazan bayramını yaşayacaklar… Müslümanlar önce bir birbirini vahşi şekilde öldürmeyi bıraksa o gün bayramlarıdır!…

     Kur'an ve Hz peygamber(asm) önce tevhidi, yani İlahi rububiyetin eşsizliği ve şeriksizliğini insanların zihnine yerleşitirdi... Beraberin de de buna bağlı olarak hukuk normu değil, fakat ahlakı ve insanî duygularını iman ve marifet ile terbiye ederek “ameli salih” ve “takva” ya sahip olması vurguları yapılıyordu... Medine de devletleştikten sonra dünyevi karşılığı olan hukuk normlarıda tesis edilmeye başlandı. Hz Muhammed (asm) ın tavrı, suçlulara ceza vermekten evvel, insanlara hakikati anlatmayı öncelemekti… Müslümanlar, bunu dikkate almalıdırlar!… Kaç kişiyi muazzam iman, marifet ve ahlak provasından geçirdik ki, hukuk normlarını uygulamasını bekleyelim?! Allahın Kitabı yerinde duruyor. Ama Allahın kitabına muhatabiyet nasıldır?... Çünkü bunları gerçekleştirmeden fıkhı, uygulamayı insanlardan beklemek, resmi bir yönetmeliği soğuk olarak insanların önüne sürmekten başka bir şey değildir. İslam dünyasının içinde bulunduğu bu kaos ve kargaşada; iman, marifet ve ahlak alt yapısını oluşturmadan, fıkhı uygulamak usulüddine uygun mu? Aslında bu eylemler bir şekilde, fıkıh okullarının yorumunu, her zaman geçerli olan Allahın ayeti ve Hz Peygamberin(asm) mütevatir hadisi gibi görmek yanlışlığından kaynaklanıyor... Hz peygamberin hayat sürecinde bazı geçici işler yaptığı olmuştur. Mesela, kabir ziyareti, önce şirk endişesinden men edilir. Sonra tefekkür için teşvik edilir... Hicret, Mekkenin fethine kadar şiddetle teşvik edilir. Mekkenin fethi ile birlikte sona erdirilir. Hz peygamberin(asm) kendi sözlerinin yazıya geçirilmesini önce engeller, daha sonra bazı yakın sahabelerine izin verir...

     Kuran ayetleri, Hz peygambere(asm) indi ve ineli bindörtyüzyıl olmuştur... Fakat kim hangi ayete hangi manaya kendini muhatap kılarsa, ona Kur'an yeni iniyor ve taze nazil oluyor... Hatta her şahsa göre Kur'anın irşad sıralaması yeniden yaşanıyor... Bu dediklerimiz genelleştirilemez. Belki, insanın hususi ve özel âlem ve dünyasında ortaya çıkan durumlardır... Peki bizim dünyamıza Kur'an yeniden iniyor mu?... Burada anahtar bizim elimizde..."Beni anın,; sizi anayım (bakara:152)

     Hz Peygamber, Mekkede sabır taşı bağladı... Şehir içinde kaos oluşturmadı... Medinede site devletini kurdu... Yahudi ve Arap müşrikleri de siyasal birliğine dâhil etti... Ondan sonra cephede, bedirde ve uhud'da savaştı... Onun için kardeşlerimize, iç meselerimizde daha sağlıklı düşünüp ve sihhatli davranmalarını hem milletimiz adına ve hem ümmetimiz adına arz ediyoruz. Ümmetin durumu Suriyede resmen acıklı durumda!…

     Müşrikler Hz peygamberin boynuna ve sırtına deve işkembesi döktüler. Yinede misyonuna zarar gelmemesi için kaos ve kargaşa olmaması için sabr etti. Ebuleheb amca olmasına rağmen, hem aile davetinde hem Mekkelileri Ebu kubeys dağı davetinde ve hem de ukaz panayırına gelen dışarıdaki kabilelere davetinde hep karşı çıkıp, hakaret edip engellemesine rağmen, maddi karşılık yerine bir "Tebbet" suresi ve söylemi ile karşılık verdi ki, Kıyamete kadar kıtalar dolaşan Ebuleheblere ders oldu... Kur'an, kelamdır, sözdür. Ve Kur'an, yani okunan ve söylenen kazandı... Bu tarihi örnekliğinin dersiyle iç problemlerimizi, ümmet veye millet olarak söylemler seviyesinde ve konuşarak çözmemiz gerekmektedir.

     Suriye üzerinde, İran siyasetine yakın siteler ve facebook sayfaları, Suriye rejimine karşı muhalif olanlara "terörist" diyor; Türkiye siyasetinin tarafında olanlar ise, muhaliflere "mücahit" demektedir. Gel de işin içinden çık... Hangisi doğru yolda?… Dâhilde kim devam ettiriyorsa yanlış yoldadır… Esed rejimi ve destekleyicisi şii İran; muhalifleri ve destekleyicisi suni, laik Türkiye üzerinden Müslümanlar taraf tutmaktadırlar… Bu devletleri kuran ve yöneten de insan olduğu için, ister şii, ister sunni olsun hata yapabileceğinden, hataları uygulamaya geçtiği zaman, eğer her biri kendi tarafının kusurunu görmüyorsa, o zaman ölçü hak, Kur'an ve İslamiyet değildir... Bu devletlerin siyasetidir…

     Vehhabilik teolojsini takip eden örgütler resmen bir paradoks yaşıyorlar... Çünkü bu teolojide “tevhid” aşırı derecede önemsenir. Evliya, Kabir ve hatta peygamber bile hiç nazarı itibra alınmaz... Medinede Hz Peygambrin(asm) kabiri yanında elimi kaldırıp fatiha okuyorken, asker ikaz etti. İstifimi bozmadım kızarak üstüme geldi... Peki paradoks nerede?.. Allaha ait en önemli unsur kişinin kalbindeki imandır... İşte bu düşünceyeye sahip olanlar ve onların türevleri olan El Kaide ve El Nusra, davranış ve amelden harektle o kişinin, Allahın mahkemei kübradaki hükmünü beklemeksizin, imansız olduğuna kendileri karar veriyorlar. ve ona göre kafir ilan edip ölümünü kolayca meşrulaştırıyorlar... İşte resmen bir çelişki...

     Anlaşılır gibi değil, bir sürü ülkeden ve devletlerden saf Müslümanları cıhad adı altında Esed zalimini devirmek için Suriyeye getirtilen mücahitlere(!) ne oldu da, asıl olan bu amaç gerçekleştirilmeden Kürt bölgelerine saldırmaya başladılar... O Mücahitler de, kendi kendine bunu sorgulamıyorlar mı? Hem Kürt bölgesi daha kimseye, bir ideoloji de dayatacak konuma da gelmemişken... Hem bunu, Kürtler kendi aralarında vereceği karardır… Dindar Kürtlerin de bir sözü olacak... Mesela denliyor Türkiye El Nusrayı destekliyor peki Türkiye selefi İslam anlayışına sıcak bakıyor mu? Veya resmen hukuki olarak bir İslam devleti mi ki, Rojavaya Şeriat getirecek!...

     Allah'ın hükmü söylemi ”Allahu Ekber” ile, Allah'ın en büyük hükmünü çiğnemek!

     İslamiyette cihad ve onun en son hali savaş vardır ve iyi ki vardır ki hukuku belirlenmiştir... Mesela, Hristiyanlıkta savaş olmadığı ve dolayısıyla hukuku da belirlenmediği için, tarihte çok katliamlar ve zulümler ortaya koymuşlar… Netice itibariyle o savaşta can, mal ve namus ayaklar altında çiğnenmemesi içindir... Kuran denge ve muvazene kitabıdır... Gerekli olduğunda savaş ve cihadı emreder. Fakat bu savaş ve cihaddan önce insanın ve değerlerinin kıymetini ortaya koyar. Maide Suresinde, üç kere "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyen ‘kâfirlerin’... ‘zalimlerin’… ‘fasıkların’... ta kendisidir.” (maide:44,45,47) buyrulmaktadır... Peki, bu ayetlerin siyak ve sibakına, yani sonrası ve öncesine baktığımızda Allah'ın en büyük ve önemli hükmünün, yani haramlarından, yasaklarından, istemediklerinden en önemlisi ve din’in üzerinde önemle durduğu ve en fazla değer verdiği, masum insanın “canının” korunması meselesidir. Burada önemle bu vurgulanıyor... Aynı bu surede, 27. ayetten başlayarak, 31.ayete kadar, Kabilin Habil'i basit nedenlerle öldürdüğünü ve kaybedenlerden olduğunu ve yine maide suresi 32. ayette de nazara verilen; insanı öldürmenin haksızlığının büyüklüğünün bütün insanlarla eşdeğer ve yine bir insanın yaşatılmasının bütün insanların yaşatılmasına eşdeğer olduğunu önemle vurgulaması, Allahın en önemli hükümleri olduğu gerçeğidir…

     İşte ben burada Müslümanlar Allahın hükmünü yerine getireceğim diye, bu en önemli hükmü önemsemeyerek ve es geçerek, yine insanı haksız yere öldürülmesi yanlışlığını çok ucuz bir şekilde işlemeleridir... Yani Allahın hükümü, masum insanı öldürmemek iken, Allahın hükmünü yerine getirme adına, Allahın en büyük hükmü çiğnenmektedir… Elbetteki demiyorum, Allah'ın hükmü bu yalnızdır... Ama iddia ediyorum, Allahın en önemli hükmü çiğnenerek, Allah'ın hükmü yerine getirilemez... Ki âlemi İslamda, şu anda en fazla es geçilen ve ucuz ucuz vahşetler sergilenen bu alandır... "Allahu Ekber" deyip Allah'ın en büyük hükmü çiğnenmektedir...

     "Ve kâtilû fî sebîlillâhillezîne yukâtilûnekum ve lâ ta’tedû innallâhe lâ yuhıbbul mu’tedîn; Ve sizinle savaşanlarla, Allah'ın yolunda savaşın ve “haddi” aşmayın. Muhakkak ki Allah, “haddi” aşanları sevmez."(bakara:190)

     Müfessirler, “la te’tedu; haddi aşmayın” kavramını anlatırken, zarardan korunurken başkasına hak ettiğinin haricinde aşırı zarar vermenin yasaklandığını anlatırlar. Savaşta bile, savaşmayan sivil insanların öldürülemeyeceğini, kadın, çocuk, ihtiyar ve münzevi din adamına karışılmayacağı, şehirlerin tahrip edilmeyeceği, ekinlerin yakılmayacağı, hayvanların telef edilmeyeceği, “müsle” yapılmayacağı, yani kulak, burun, el ve kol gibi azaların kesilmeyeceği, esire muamele bir estetik içinde olacağı(insan:8-10) ki, esir demek zaten tutsak edilmiş düşman askeri demektir... Bu prensipler, hadisi şeriflerin de referansıyla, fıkıh kitaplarında detaylı şekilde anlatılmaktadır... Ve Allah, bu tip Müslümanları cihad adı altında da olsa sevmez buyurmaktadır. Çünkü haddi aşmışlardır... Cihad yaparken de hadde, çizgiye ve sınıra dikkat etmek gerekiyor... Yoksa iyilik yapayım derken kötülük yapılır...

     Suriye de, Müslümanlık adına cihad yapanlar laikçileri çoktan geçmişler gibi... Allahı artık yere karıştırmıyorlar... Kitabını rafa kaldırıp dini kendileri kurmuşlar!... Sadece dinden "Tekbir, Allahu Ekber"i almışlar... İçerik komple Allahu Ekber'e muhalafet... Bir insanın kalbinin çiğnenmesine İslama muhalefet eden, Mekke reisi, Ebu Sufyanın karısı "Hind" bile Hz Hamza için yapmak istemiş, fakat devam edip yapamamıştı... Sopayla kafaya vura vura öldürme mi desem... Makinalı tüfekle yerde ölürülmüş şahsı, bir kaç kez tepeden tırnağa kurşun yağmuruna tutturma mı desem... Kafasını koyun gibi bıçakla kesileni mi desem… Hâlbuki devletin de, dinin de, mücadelenin de amacı, bu sapıklıkların yaşanmaması içindir... O halde niçin!?... Hz Ali’nin savaşta yüzüne tüküreni bırakması Kitaplarda unutulmuş... Hz peygambere suikast yapanı, Allahın izni ile etkisiz olunca, affedip kavmine göndermesi ise sadece mucizeler kısmına bırakılmış... Esir, bir yoksul ve yetim katagorisinde gösterilmiş ve esire sevdiğin yemeği, seve seve yedir olan, “Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.(insan:8)" Kur'an hükmü tekrar göğe yükselmiş... Türkiyede sahiplenen, Said Nursinin dâhilde müspet hareketi, Suriyede harici cihadın "haddi aşan"(bakara:190) arenasına dönüşmüştür...

     Öldürdükleri kişinin kalbini çıkartıp ağzında çiğnemesine karşı duygularımı şöyle ifade etmiştim: “Benim iman ettiğim din böyle değil... İğrenç... Fefirru... Kaçıyorum bu dehşetten... Öldürün... Birbirinizi vahşice... Gerekçeler bulunur... Kabil de bir gerekçe bulmuştu Habili öldürmeye... Âdemoğlu alarak, tabi “kan” dökücü özelliğinizi gösteriyorsunuz!... Şimdiye kadar birbirinize komşu idiniz... Hemşehri idiniz... Hatta aynı dinin farklı mezheplerine inanmıştınız... Ama bugün sizi birbirinize kendi amaçları doğrultusunda fakat inancınızı alet ederek, hatta bu vahşeti Allahu Ekber dedirterek size işletirler... Meşru idare, muhakeme etmeden esir hemen oracıkta öldürülür mü?... İnsanlık, böyle insanların elinde oyuncak olan İslama güvenir mi?...

     Neden Türkiye'de “müspet hareket”, Suriye'de “şiddet hareket”?!

     “Şimdiki fırtınalı asırda gaddar medeniyetten neş’et eden(çıkan) hodgâmlık(bencillik) ve asabiyet-i unsuriye(ırkçılık) ve umumî harpten(savaştan) gelen istibdadat-ı askeriye(askeri baskı) ve dalâletten(dinsizlikten) çıkan merhametsizlik cihetinde(yönünde) öyle bir eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdadat( Şiddetli zulüm ve baskı) meydan almış ki, ehl-i hak, hakkını kuvvet-i maddiye ile müdafaa etse, ya eşedd-i zulüm ile, tarafgirlik bahanesiyle çok bîçareleri yakacak; o hâlette o da azlem(çok zalim) olacak ve mağlûp kalacak. Çünkü, mezkûr(geçen) hissiyatla hareket ve taarruz eden insanlar, bir iki adamın hatasıyla yirmi otuz adamı, âdi(basit) bahanelerle vurur, perişan eder. Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukàbil yalnız biri kazanır, mağlûp vaziyetinde kalır. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle(etkiye tepki zalim prensibi ile), o ehl-i hak dahi bir ikinin hatasıyla yirmi otuz biçareleri ezseler, o vakit, hak namına dehşetli bir haksızlık ederler."(Said Nursi, http://www.erisale.com/#content.tr.4.388)

     En muhalif ile beraber yaşamanın çözüm modeli olarak: "Meselâ, muhabbet hakikatiyle bulunsa, o vakit adavet, şefkate, acımaya inkılâp eder. Ehl-i imana karşı vaziyet budur.... Yahut adavet hakikatiyle kalbde bulunsa, o vakit muhabbet, mümaşat(beraber hareket edip ayak udurma) ve karışmamak, zahiren dost olmak sûretine döner. Bu ise tecavüz etmeyen ehl-i dalâlete karşı olabilir."(http://www.erisale.com/#content.tr.15.566)

     Türkiye'de can simidi gibi Üstad Said Nursi(Kurdi)'nin haklı olan yukarıdaki tavsiyesine uyan ve bu konuda model olmaya çalışan İslamcilar, cemaatler; neden Suriye'de aynı müspet hareket metodunu havaya uçurmuşlar?!... Türkiye'nin içi dahili de, Suriye'nin içi harici cihad alanı mıdır?.. Bu yoksa İslam Türklüğe indirgenince, alemi İslam da sadece Türkiye'den ibaret mi sanılıyor?.. Evet, Kendisi örnek model kabul ettiği metodolojisiyle çelişmiştir... Kendine müspeti öngören, Suriye'de şiddeti destekleyen bir anlayış yanlışlanmıştır...

     Risale-i Nur ekolünde de müspet hareket, yani demokratik, şiddetsiz ve söyleme dayalı tebliğ ve cihad metodu önemli yer tutar... Türkiye menşeli hemen bütün İslami hareketler bunu destekler… Yalnız Türkiye Hizbullah'ı 90 larda şiddete başvurdu o da resmi nizama karşı değil, pkk'ye karşı kuvvet kullandı... Türkiye'de gündem olan bir şiddet içerikli eylem nedeniyle, hemen o günlerde müspet hareketi içeren metinler ve paragraflar okunur... Ve hatta makaleler yazılır ve gündemin anlam ve önemine göre hatırlatmalar yapılır... Peki, Suriye'de neden bu müspet hareketin zıddı olan ve dâhilde yıkıcı ve tahrip edici şiddet ve kuvvet metodu, kendisinin geçtiği metodun aksi yöntemini Türkiye muhafazakâr hükümeti tarafında desteklendi ve bu gayet açık olarak resmi ağızlarda ifade edildi ve edilmektedir... Hâlbuki Türkiye müspet, yani demokratik mücadelesinden dolayı, kendini İslam dünyasına örnek gösteriyorken, neden Suriye'de aksi ve örnekliğine zıt; zor, cebir ve şiddet içeren bir yöntemle iktidarı devirmeyi hedefe koydu... Düşünüyorum, Türkiye yalnız mı İslam dünyası ki, yalnız müspet hareketi burada uygulanıyor.!? Suriye "darül hap", yani Müslümanların vatan edinmediği bir toprak parçası gibi, olabilecek en kötü sonuç ortaya çıkacak şekilde; cebir, şiddet ve tahrip edici sonuca götüren metot uygulandı... İnsanlar öldü, şehirler tahrip oldu ve insanlar memleketleri terk edip perişan oldular... Şerefli bir neticeye, bu kadar yıkımla gidilir miydi?

     Sonuç olarak; İslamiyet, “insaniyeti kübradır”, yani en büyük insanlık… Fakat biz Müslümanız diye kimse kendine iyiliği ve cenneti garanti edemez... Her zaman ve her mekânda irade aktiftir, yeniden yeniye tercihler yapmaktadır. Dolayısıyla kimse sadece ismine ve kimliğine bakıp kendini iyi saymasın... Karşılaşılan her olgu ve olayda vicdanlı, haklı ve ahlaklı tercih ve seçimler yapılıyor mu? Ona göre bakılır ve değerlendirilir…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.