1. YAZARLAR

  2. Kadri GÜRSEL

  3. Suriye Haberciliği: Kime Güvenmemeli?
Kadri GÜRSEL

Kadri GÜRSEL

Kadri GÜRSEL
Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye Haberciliği: Kime Güvenmemeli?

A+A-

     Önceki bütün savaşlarda olduğu gibi, Suriye’deki iç savaşın ilk kurbanı yine hakikat mi olmuştur?

     Öyleyse, bunu nasıl bileceğiz?

     Hakikatin bir yerlerde birileri tarafından siyasi amaçlara kurban edildiğini bilemesek de bunu anlamanın bir yolu var.

     Bütün mesele iyi gazeteciyi ve iyi gazeteciliği kötüsünden ayırt etmek ve iyi bir medya okuryazarı olmak.

     Bu sayede, gerçeğin aslında ne olduğunu bilmesek de birilerinin hakikati kurban ederek ona vakıf olma hakkımızı çiğnediğini anlayabiliriz.

     Ve anlamak için önce medyaya bakmak lazım çünkü nahoş hadise o tarafta cereyan ediyor.  Günümüzde hakikatin politik amaçlara kurban edilmesinde baş rolü bilerek ya da bilmeyerek medya oynuyor. Ya da medya, güç merkezlerinin bu bahisteki oyun sahası.

     Suriye’deki iç savaşta gerçekte ne olup bittiğini öğrenmek ya da en azından, gerçekleri öğrenemediğimizi bilmek, doğrudan basın özgürlüğünü ilgilendiren bir konu.

     Gerçeğin bize ulaşmadan, bir yerlerde kurban edildiğine dair şüphe çok yaygınlaşmış olmalı ki, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI)'nün bu yıl 19-21 Mayıs’ta Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen Dünya Kongresi’ndeki ilginç panellerden birinin konusu da buydu:

     “Gerçeğin nirengi noktası: Suriye haberciliği nasıl yapılmalı ve kime güvenmeli?”

     Ben de panelistler arasındaydım ve tartışmaya Türkiye perspektifinden dahil oldum. Bu yazı da o panelde sunduğum bakış açısının hülasası zaten... Soruyu “Kime güvenmemeli?” diye sormak lazım. İyiye ve mükemmele, kötüden gidelim. Mukayeseyi kötüyü göstererek yapalım. 

     Bir defa önce şunu tespit etmeli: Sadece Suriye konusunda değil, her konuda, geçmişte ve bugünde olduğu gibi, gelecekte de gerçeğin nirengi noktası namuslu, bağımsız ve profesyonel habercilik olacaktır.

     Profesyonel, namuslu, bağımsız...

     Ya da bağımsız, profesyonel, namuslu...

     Sıralama önemsiz çünkü bu değerlerin arasında önem ve öncelik farkı yok. Bu, değerlerin geometrisinde eşkenar üçgene tekabül eder.

     Bu mükemmelliğin eşkenar üçgenindeki eşit iç açılardan biri şaştı mı olmuyor; yapılan gazetecilik yamuk üçgen misali yamuluyor; “yamuk gazetecilik” oluyor. Bu üç değerden biri, mesela namus yoksa, hatta ikisi, namus ve bağımsızlık nakıstayken profesyonellik varsa, yapılan iş “yamuk gazetecilik” bile olmuyor, çünkü o zaman işin adına gazetecilik değil, gazetecilik kisveli siyasi aktivizm demek gerekiyor.

     Bu olumsuzluklar kaleidoskopuna bakarak çok şey yazılır. En kötüsü, birilerinin habercilik adına yaptığı işte, bu üç değerin üçünün de olmamasıdır. Yani sıfır gazetecilik, “nokta” boyutunda olanı. Namussuz, amatör, tarafgir (bağımlı) olana güvenmeyeceğiz. Bilmeye hakkımız olan gerçeği onlar bilerek ya da bilmeyerek kurban edebilirler. Nihayet bazı pratik önermeler...

     Bir medya organı ya da “gazeteci”, Suriye’de savaşan taraflardan birinin iddialarına sorgulanamaz gerçek özelliği atfediyor ve bunları kesinlik vurgusu içeren bir dille aktarıyorsa, ona güvenmeyeceğiz.

    Bir medya organı ya da “gazeteci”, Suriye’de savaşan taraflardan birinin çıkarlarını zedeleyecek haber ve olguları gizliyor veya görmezden geliyorsa, ona güvenmeyeceğiz.

     Bir medya organı ya da “gazeteci”, Suriye’de savaşan taraflardan birini haberlerinde kullandığı dil ve sözcüklerle yüceltiyor, kayırıyor, öteki tarafı da şeytanileştiriyorsa ona güvenmeyeceğiz.

     O medya organı ya da gazetecinin bu cürümleri işlediğini nasıl anlayacağız?

     Üçgenine bakacağız, yamuk mu değil mi; ve bir de haberciliğini diğerlerinkiyle kıyaslayacağız.

     Konuşmamda tüm bunlar hakkında Türkiye’den ibretlik örnekler de verdim tabii...

     Siz de bu cürümleri kolaylıkla tespit edip, kime güvenmeyeceğinize kendiniz karar verebilirsiniz. İhtiyacımız, medya okuryazarlığıdır.

 
AMMAN
 
     MİLLİYET
Önceki ve Sonraki Yazılar