1. YAZARLAR

  2. Reha RUHAVİOĞLU

  3. Süreç, Mektup, Roboskî…
Reha RUHAVİOĞLU

Reha RUHAVİOĞLU

gazeteipekyol
Yazarın Tüm Yazıları >

Süreç, Mektup, Roboskî…

A+A-

 

Açlık grevleri ile gerilimin tavan yaptığı sonbaharda PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan gelen “bitirin” çağrısından sonra işlemesi beklenen süreç, bekleyenlerin birçoğunu şaşırtacak derecede şeffaf ve önceki tecrübelere nazaran hızlı ilerliyor. Bu ilerleyişte Türk tarafının “bodoslama iyimser” Kürt tarafının ise “temkinli iyimser” olmasında anlaşılmayacak bir durum yok. Bir tarafta “hiçbir taviz verilmeden” bu kadar kazanım elde etmenin memnuniyeti, diğer tarafta insanların ölümlerinin durmasına karşı memnuniyetin yanında “peki bundan sonra ne olacak? ” ve türevi sorular ile Newroz günü sahneye çıkan maskeli “şehir gerillaları”nda olduğu gibi “liderimizin vardır bir bildiği” teslimiyeti hakim… Kürt tarafındaki bu temkinlilik halinin en temel sebebi, Öcalan’ın mektubunda kendi hareketi üzerine düşeni sıralarken, muhatabın sorumluluklarına değinmemesiydi kanaatimce…

 
Silahların susacak olması, ölümlerin duracak olması demektir, hayırdır… Öcalan, Diyarbekir’deki Newroz alanında okunan mektubu ile “silahları susturma, siyaseti derinleştirme” çağrısı yaparak yükü silahlı mücadelenin omuzundan alıp sivil siyasetin omuzuna yüklemiştir. Bu çağrı, bundan sonra ne olacak sorusunun da cevabıdır: silahsız siyaset kendini bu yeni döneme hazırlamalıdır… Öcalan sivil siyaseti öne çıkarma çağrısı ile sadece PKK ve BDP’ye çağrı yapmıyor, farklı Kürt kurum ve aktörlerini, sivil toplum örgütlerini, Kürtlerin hepsini ortaklaşmaya çağırıyor. 
 
Silahsızlanma Kürd/istan meselesinin çözülmesi anlamına gelmeyecek ama o yolu açma imkânını da içinde barındırmaktadır. Silahlı mücadeleyi ilkesel olarak benimsemeyenler açısından bir sorun yoktur. BDP de bu yeni stratejide kendi üzerine düşen vazifenin farkında olmalıdır. Bu süreçte pozisyonunu "hubb-u Ali'den değil, buğz-u Muaviye'den" sebeple belirleyenlere diyecek bir şey yok, kulak asılmasın yeter. Kürtler açısından parmakların tetikten çekilmiş olmasına burun kıvırmak sivil siyasetin yükleneceği yükten kaçınmak olacaktır… 
 
Başta BDP (ve bütün Kürt siyasi aktörleri) dileriz şunun farkındadırlar: PKK’nin silahla elde edemediği bazı hakları (statü, anadilde eğitim vs.) onlar sivil siyasetle elde etmeye çalışacaklar. Bu da işin ne kadar zor, yükün ne kadar ağır olduğunun göstergesidir. Kürtler artık hak mücadelesi politikalarını çeşitlendirip güçlendirmek zorundadırlar. Fıtrî ve meşru hakların elde edilmesi konusunda sivil itaatsizlik eylemleri başta olmak üzere çeşitli silahsız politikalar geliştirmelidirler…
 
Ezcümle bendeniz, süreç konusunda iyimser, neticeleri konusunda temkinli, Kürdlerin fıtrî ve meşru hakları konusunda maksimalistim, bunların üç günde ve toptan olmayacağını da müdrikim…
 
İslam Kardeşliğini Bekleyen Tehlike
 
Öcalan, ya sol-seküler ideolojilerin meseleye çare olmadığını ve artık sahici bir barışın ancak bu toprağın “dili” (dini) ile sağlanabileceğini düşündüğünden yahut memleketin üzerine oturduğu bir gerçeklik olmasından ötürü “İslam kardeşliği” kuşatıcılığını seçmiş görünüyor. Kendisinin birkaç ay önce medyada yürütülen İslam kardeşliği tartışmasından haberi var mı bilmem ama ben ve benim gibi düşünenler (buna Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de dahil) bu kardeşliğin mevcut durumundan memnun değiliz. Bugüne kadar İslam kardeşliğinin edebiyatı yapılarak bu söylem Müslüman Kürdlerin hak taleplerinin önüne bir kalkan olarak sürüldü. Bu vesile ile yinelemekte fayda var: İslam hukukuna riayet edilmeden İslam kardeşliğinin edebiyatını yapmak kavramın içinin boşaltılmasına sebep olmuş ve olmaktadır. Misal, müslüman bir iktidar döneminde Roboskî’de ekmeğinin peşindeki Müslüman çocuklar öldürüldü ve İslam ahlakının yanından geçemeyecek bir kibir gösterildiği gibi bu mesele Müslümanların dolaştığı dehlizlerde kayboldu. Bu dava orta yerde duruyorken “İslam kardeşliği”nin mevcut hukukunda bir sorun görmeyenler nasıl bir İslam ile muamele ediyorlar anlaşılması zordur…
 
İslam, Türk’e hak olarak gördüğü fıtrî bütün hakları Kürde de hak olarak vermiştir. Zihinlerimizin öncelikle bu eşitliğe alışması gerekiyor. Aksi halde bugün “Marksizm, Leninizm, Türk solu ve türevleri çare olmadı” diyenler, yarın bunların yanına “İslam kardeşliği”nin de mezarını kazmak zorunda kalabilirler…
 
Misak-ı Milli ve İslam Kardeşliği tamam, ya Roboskî?
 
Öcalan, mektubunda Misak-ı Millî ruhuna dönmekten bahsediyor. Misak-ı Millî’nin sanıldığı kadar kutsal bir şey olmadığı, Cumhuriyet dönemi Türk siyasetinin elde tutmak istediği son parça ile ilgili muhayyel bir proje olduğunu bilmek için kırk sene mürekkep yalamaya lüzum yoktur. Öcalan için buradan murad edilen 1920 ruhuna dönüp bu sefer birbirimizi kandırmadan, eşit olunacak ortak bir paradigma inşa etmek ise anlaşılabilir, yoksa aynı delikten iki kere ısırılmak akıl işi değildir… Bu mektubun hemen ertesinde bazı BDP vekillerinin “Kerkük de Misak-ı Millî’dir” çıkışları, güneyimizde adı “Kürdistan” olan devletin egemenlik hakkına saldırı olup olmadığının da üzerinde düşünülmelidir… 
 
Öcalan ile görüşme tutanaklarından Sırrı Süreyya Önder’in yeni film projesine kadar birçok gereksiz şeyi öğrendik. Ama tutanaklarda Roboskî’nin adı geçmiyordu maalesef… Mektupta da Roboskî’ye dair bir şey yoktu. Bu süreçte Roboskî ile ilgili bir şey konuşulup konuşulmuyor mu bilmiyorum. Ama ben Öcalan’ın kendisine giden heyete ilk olarak Roboskî’nin uykularını kaçırdığını söylemesini beklerdim.
 
Diyarbekir Newroz alanına iki milyona yakın insanı toplayabilen, toplumsal karşılığının bundan daha fazlası olduğu bilinen bir “Kürt Lider”in Roboskî’ye (görünürde) Mehmet Altan kadar ehemmiyet vermiyor oluşu beni fazlasıyla rahatsız ediyor.  Türkiye, Misak-ı Millî sınırlarını kapsayan büyük emperyal Türkiye mi olacak, mevcut haliyle dünyaya model olacak demokratik bir Türkiye mi bilmiyorum. Bildiğim Roboskî’ye adalet gelmeden bunun mümkün olamayacağı… 
 
Demokratikleşmeye giden yoldaki “helalleşme” Roboskî’den başlayacaksa ancak o zaman anlamlı olacaktır…
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.