1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Stratejilerin Çatıştığı Bölge: Ort
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Stratejilerin Çatıştığı Bölge: Ort

A+A-

İran, bundan tam beş yıl önce küresel ve bölgesel politikalardan iç siyasete, ekonomiden kültürel alana kadar geniş bir yelpazede 20 yıllık bir strateji hazırlamıştı. Amerika da bundan on yıl önce aynı minvalde 25 yıllık bir strateji tedvin etmişti. Bu iki stratejik çalışmanın şekillendiği ve uygulanmaya başlandığı dönemde bir de Türkiye'nin AK Parti iktidarı eliyle hayta aktarmaya çalıştığı yeni bir stratejik süreç devreye girdi.

Ortadoğu bölgesindeki son gelişmeleri bir de birbiriyle çelişen bu küresel ve bölgesel stratejiler açısından değerlendirmek gerekir. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki halk ayaklanmaları, sözü edilen stratejilerin sonucu olmasa bile fiili durumda stratejik çatışmaların merkezine oturmuş durumdadır.

ABD, 25 yıl içinde kendisi için yeni bir yüz yılı yaratmayı, arka bahçesi olacak yeni Ortadoğu'yu oluşturmayı ve rakiplerini dize getirmeyi planlarken İran da aynı süreçte bölgesel bir güç olmayı tasarlıyordu.

İran'ın hazırlığı üzerinden henüz beş yıl ve Amerika'nın hazırlığı üzerinden on yıl geçmişti ki, 2010 yılının sonunda Amerika ve İran tarafından geliştirilen yol haritaları ve stratejileri Ortadoğu'daki gelişmeler ekseninde karşı karşıya geldi. Karşılaşma beklenen süreden erken gerçekleşti. ABD'nin beyinlerinden olan Zbigniew Brzezinski, CNN'nin kendisiyle yaptığı röportajda bölgesel gelişmelere ilişkin şu tespitlerde bulunuyordu:

"Amerika'nın Ortadoğu'daki nüfuzunun zevale yaklaştığını hepimizin gördüğünü düşünüyorum. Belki bu durum, büyük bir sürecin başlangıcıdır. İran ve Türkiye'ye dikkat etmemiz gerekir. Bu arada İran konusunda daha dikkatli olmamız gerekir. Arabistan, Ürdün, Mısır ve İsrail'e ilgimizin yanında Arap halklarının devrim isteğinden de gafil olmamalıyız."

İran ve Amerika küresel ve bölgesel aktör olma konusunda büyük ölçüde askeri gücünü ve askeri güç hazırlığını önemli bir unsur olarak kullanıyor. Amerika'nın askeri gücü bellidir. İran'a gelince…

ABD'nin Uluslar arası Stratejik Araştırmalar Merkezi (CSIS), İran genelkurmay başkanı Ataullah Salihi'nin İran takvimiyle yeni yılda İran'ın gayri nizami savaş gücüyle ilgili yaptığı konuşma üzerine yayınladığı bir raporda şu hususlara dikkat çekiyordu:

"İran gayri nizami savaş gücünü geliştirmek suretiyle askeri alandaki teknik ve teknolojik eksikliğini telafi etmiştir.

Amerika Arap ülkelerinde askeri üsler kurup Irak ve Afganistan'da İran sınırlarına yakın yerlere güç yerleştirdi. İran da bu çerçevede sözü edilen üslere ve güçlere  ve de Ortadoğu'daki ABD çıkarlarına saldırmak için gayri nizami askeri doktrin geliştirdi"

Amerika'nın İran'daki hazırlıkların gayri nizami alanla sınırlı olmadığını bildiğini ve diğer alanlardaki gelişmelerden de kaygı duyduğunu unutmamak gerekir. İran'ın nükleer teknoloji, nano teknoloji, tıp ve benzeri alanlardaki bilimsel hareketi ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından yakından izleniyor. İran, bölgesel bir süper güç olma hesabını gizlemiyor ve bu hedefe ulaşmak için Sovyetler Birliği'nin düştüğü hataya, yani Amerika karşısında sadece askeri alanda başarı gösterme hatasına düşmek de istemiyor. Çok yönlü bir hazırlık stratejisi izliyor.

Türkiye'nin dış politikasına yeni bir misyon ve vizyon kazandırmaya çalışan Ak Parti iktidarının Ortadoğu'da müessir bir ülke oluşturma siyaseti İran ve Amerika gibi askeri güce dayalı değildir. Türkiye'nin askeri bir caydırıcılığı ve iddiası yok gibi. Türkiye daha çok Ortadoğu ile var olan tarihi ve kültürel bağlarından yararlanmak, kendi içinde geliştirmeye çalıştığı modeli Ortadoğu'ya taşımak ve bölgesel süper güç iddiası olmaksızın karşılıklı çıkara dayalı çok yönlü ilişkiler kurmak yoluyla Ortadoğu ve dünya siyasetinde kendine yer açmaya çalışıyor. Bu siyaset, İran ve Amerika'nın stratejileri yanında silik de kalsa üçüncü bir unsur olarak hesaba katılıyor.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki halklarının kıyamı, adı geçen bu üç ülkeden hangisinin işine daha çok yaradı şeklindeki bir soruya verilecek cevap İran olsa gerek. Söz konusu hareketler birer İslam devrimi olarak nitelendirilemez ama halkların talebinde temel olarak halk iradesinin iktidara yansıması isteği var. Halkın iradesinin iktidara yansıması, Amerika'dan çok İran İslam Cumhuriyeti'nin işine yarıyor.  Çünkü kıyamların olduğu ülkelerin çoğu Amerika ve Batıya bağımlı hanedanlar tarafından yönetiliyordu. Amerika'nın çıkarı, halkların çıkarından çok halklara tahakküm eden azınlıkların çıkarıyla örtüşüyor.

Arap ülkelerinde halkların iradesi hakim olursa, Arap ülkeleriyle İran'ın ilişkileri büyük çapta iyileşme gösterecek ama öte taraftan Amerika ve Siyonist rejimle olan Arap ülkeleri ilişkileri daha onurlu bir düzey kazanacak. Nitekim Mısır devriminden sonra çeyrek asırdan fazladır kopuk olan Mısır-İran ilişkileri yeniden kuruluyor ve  Siyonist rejim bu  gelişmeden fazlasıyla kaygı duyuyor. Mısır halkının Filistin'e ilgisinin tebarüz etmesi ve Siyonist rejime dönük tepkilerin açığa çıkması, önümüzdeki dönemde Mısır-Siyonist rejim ilişkilerinin eskisi gibi olmayacağını gösteriyor.

Halk devrimlerinin başarıya ulaşacağı her Arap ülkesinde benzer gelişmelerin olacağı kuşkusuzdur. Bahreyn ve Yemen gibi Şii ağırlıklı veya Şiilerin müessir olduğu ülkelerde ise İran ile ilişkiler çok daha ileri düzeye taşınacaktır. Bahreyn'deki insanlık dışı cinayet ve vahşete Amerika ve Batı dünyasının sessiz kalmak bir yana, destek vermelerinin temel nedeni budur. Çünkü Bahreyn'de devrim gerçekleşirse, Bahreyn'de Amerika'ya yer kalmaz. Amerika donanmasının yerini İran İslam Cumhuriyeti'nin donanması alabilir. Arabistan'ın alelacele Bahreyn'e askeri müdahale etmesinin de altında aynı korkular yatıyor. Arabistan'ın halk devrimlerine karşı geliştirdiği strateji, tamamen Amerika ve Siyonist rejim eksenindedir. Arabistan, kendi sonunu hızlandıracak bir kulvara girmiş durumdadır. Yakın zamanda o da tarihin çöplüğüne yuvarlanacaktır.

Kuzey Afrika ve Arap Yarım Adası'ndaki halk kıyamlarındaki Cuma namazlarının rolü, yükselen sloganlardaki İslami içerik ve talepler, adı geçen bölgelere kimin daha çok etki ettiği konusunda İran'ın elini güçlendiriyor ve kendisine olan güveni arttırıyor. Öte yandan özellikle Amerika ve Siyonist rejim tarafından dillendirilen kaygılar ve halk kıyamlarıyla İran devrimi arasında kurdukları ilişkiler İran'ın etkin bir aktör olarak öne çıkmasını sağlıyor.

Amerika'nın, Siyonist rejimin ve Batının Arap ülkelerindeki gelişmelerle meşgul olması, İran'ın üzerindeki nükleer baskıyı da iyice azaltmış durumda. Bu da İran için ayrı bir olumlu yön.

Arap ülkelerindeki kıyamın Suriye'ye ulaşması, İran'ın işini zora soktu. Tunus'tan Bahreyn'e kadar uzanan tüm ülkelerdeki halk kıyamlarına açık destek veren ve Libya ile ilişkilerini bozmayı göze alan İran, sıra Suriye'ye gelince önce susmak sonra da Suriye rejimi ile paralel yönde açıklamalar yapmak zorunda hissetti kendini. Çünkü Suriye, İran'ın Ortadoğu siyasetinde en önemli müttefiki. Hizbullah ve Hamas ile olan ilişkilerin sürmesinde kilit rol üstlenen bir ülke. Suriye halkının kıyamı, İran'ın desteklediği diğer halkların kıyamından farklı değil. Muhteva ve hedef aynıdır. Ne var ki, Suriye'de dengelerin değişmesi, İran'ın dış politikasını önemli ölçüde etkileyecektir. Amerika, Arabistan ve Siyonist rejim Suriye'deki rejimin yerine kendileriyle daha iyi ilişkiler geliştirecek bir yönetimi mutlaka arzuluyorlardır.

İran İslam Cumhuriyeti'nin Suriye konusundaki anlaşılabilir çelişkili tutumunun nedenini herkes biliyor ama bu nedenler İran'ı sıkıntılı konumundan kurtaramıyor. İran'ın dış politikasındaki bu tezat, en azından Suriye halkı üzerinde derin izler bırakacaktır. İran'ın yaşadığı sıkıntının bir benzerini Hizbullah ve Hamas da yaşıyor.

Türkiye'nin durumuna gelince…

Halk kıyamları başlamadan önceki dönemde Türkiye'nin Ortadoğu'daki etkisi herkes tarafından hissedilebilir durumdaydı. Türkiye yumuşak geçiş modelini sunmaya çalışıyordu ve dikkatle izlenen bir ülkeydi Arap halkları arasında. Ne var ki, Arap ülkelerinde böyle bir imkan yoktu. Yumuşak geçiş yerine patlamalar yaşandı. Bu durum, Türkiye'yi daha geri plana itti ve Amerika ile İran'ı öne çıkardı. Ancak halk devrimleri, halkların iradesinin iktidarlara yansıyacağı yeni bir siyasi yapılanma ile sonuçlanırsa, bu süreçten Amerika'dan çok İran ve Türkiye yararlanacak ve bu iki ülkenin Arap ülkeleriyle ilişkilerinin güçlenmesine vesile olacaktır. Türkiye modelinin Arap ülkelerine taşınmasından İran rahatsız olmayacaktır. Çünkü İran Türkiye'deki değişimden gayet memnundur ve Arap ülkeleriyle de benzer ilişkiler kurabilecek yeni bir siyasal sistemi memnuniyetle karşılayacaktır. İran ile Türkiye'nin siyasetleri bir yere kadar önemli ölçüde örtüşmektedir. Amerika bu süreçten zararlı çıkmamak için her yolu deneyecek ve önemli ölçüde de çıkarlarını korumayı bir şekilde sağlamanın yolunu bulacaktır. Bu süreçten muhtemelen en zararlı çıkacak olan Siyonist rejim olacak. Zira Amerika'nın çıkarları ile Siyonist rejimin çıkarlarının hiçbir şekilde uyuşamadığı yerlerde Amerika Siyonist rejimi belirli ölçüde gözden çıkarmak zorunda kalabilir.

Ortadoğu'da halklarının kanı ve canı pahasına gelişen devrimlerin akıbeti,  önemli ölçüde bölgeye ilişkin hesabı olan iddialı ülkelerin çakışan stratejilerinin gölgesinde şekillenecektir.

Not:

Değerli fitrat okuyucuları! Şahsi sebeplerden dolayı bir süre yazılarıma aravermek durumundayım. En kısa sürede yeniden buluşmak temennisiyle.

fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.