1. YAZARLAR

  2. Mehmet ALTAN

  3. Statükonun iç savaş kışkırtıcılığı
Mehmet ALTAN

Mehmet ALTAN

Mehmet ALTAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Statükonun iç savaş kışkırtıcılığı

A+A-

Günün gelişmelerini izlerken, bir yandan da dünya basınını tarıyordum...  Almanya’da yayınlanan Tagesspiegel Gazetesi’ndeki bir makale dikkatimi çekti, gazete Türkiye’nin...

...Avrupa Birliği’ne üyeliği konusunda Avrupa’nın adeta ikiye bölünmüş olduğunu söylüyordu:

“Bu sadece bir tesadüf müydü yoksa planlandı mı? İngiltere Başbakanı Ankara’da Türkiye’nin hızla birliğe üye olmasından yana olduğunu söylüyor Alman Dışişleri Bakanı ise Türkiye’nin hâlihazırda birliğe üye olmaya hazır olmadığı yönünde bir görüş ortaya koyuyor. Alman Bakan Westerwelle bu tutumuyla bugüne kadarki liberal tutumundan vazgeçmiş ve Başbakan Merkel’ın ‘imtiyazlı ortaklık’ önerisinden yana tavır almış görülüyor.”

Gerçekten de, aynı anda Türkiye’yi ziyaret etmekte olan İngiliz Başbakanı David Cameron ile Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’in Türkiye’nin AB üyeliğine yaklaşımında büyük fark vardı.

***

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Bild Gazetesi’ne verdiği röportajda, “Türkiye AB’ye ait midir” sorusuna karşılık, bu konuda bugün karar alınması durumunda Türkiye’nin üye olmaya ve AB’nin de yeni üye almaya hazır olmadığını belirtirken...

İngiltere Başbakanı Cameron, Fransızların zamanında kendi ülkesi için de “Avrupalı değil, üye olamaz” dediğini hatırlatıp, “bazı Avrupalıların tavrı beni kızdırıyor” diyerek, Türkiye’nin AB üyeliğine güçlü bir şekilde destek veriyor...

***

Aslında...

İngiltere ile Almanya’nın Türkiye’ye yaklaşımındaki belirgin fark “Müslümanlık” konusunda ortaya çıkıyor.

Örneğin, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında son derece iyi bir birleştirici olabileceğini ifade eden Cameron, İslam’ın değerlerinin Avrupa’nın değerleriyle uyumsuz olmadığını, kendinden önceki siyasal yöneticilerin çizgisini izleyerek bir kez daha tekrarladı...

İngiliz Başbakanı’nın bu vurgusu Obama’nın söylemiyle de üst üste oturuyor.

***

ABD Başkanı Barack Obama’nın İtalyan Corriere della Sera Gazetesi’ne söyledikleri, hem AB, hem de uluslararası sistemi okumakta zaman zaman zaaf gösteren siyasal iktidar açısından çok önemliydi...

Obama’nın söyledikleri AB açısından çok önemliydi çünkü “Müslüman dünya” ile entegre olamamış bir AB’nin küresel bir güç olma olanağı yok.

Bunu en iyi anlayan ülke ise İngiltere...

Obama da AB’ye yönelik olarak durumu şöyle ifade ediyor:

“Bunu, onların büyük bir Müslüman demokrasi olma biçimindeki niteliklerine saygı esasında ve bundan dolayı korkuya kapılmaksızın yapmalıyız. Eğer onlar evrensel haklara ve devletin laikliğine saygı gösteren bir İslam anlayışını somutlaştırabilirlerse, bu bizler açısından çok iyi olacağı gibi, muhtemelen İslam dünyasını da olumlu etkileyecektir.”

***

Gerek ABD, gerek İngiltere kısacası Anglo-Sakson ülkeler küreselleşmeye daha farklı yaklaşıyor...

Örneğin, Obama’nın o demecini anımsamaya devam edersek bunu daha net görüyoruz:

“Türkiye NATO’nun müttefikidir. Ekonomi de büyük gelişme göstermektedir. Halkın çoğu Müslüman olmakla birlikte demokratik bir ülke oluşu Türkiye’yi bölgedeki diğer İslam ülkelerine bir örnek model olarak göstermektedir.”

Hem Müslüman, hem demokrat...

Hem Müslüman, hem özgür, hem kalkınmış, hem zengin...

Arzulanan bu.

Anglo-Sakson ülkeler, Müslüman dünyanın sisteme entegrasyonu sağlanmadan küreselleşmenin başarıya ulaşamayacağının çok farkında...

Almanya ise bunu maalesef yeterince algılamıyor...

***

Ama bir de Türkiye cephesi var...

Ancak Almanya kadar üretebilen, 1 milyar 600 milyonluk 57 Müslüman ülkenin de kurtuluş reçetesi olabilecek bir model ülke olmayı Türkiye ne kadar başarabilir?

Bir iç savaş ister gibi gözüken statükonun dört bir yanda gittikçe artan provokasyonları...

Mahkemelerin darbe sanıklarına karşı yetki kullanmasını engellemeye kalkan askeriye ve buna gereksiz bir şekilde fazlasıyla kulak veren siyasal iktidar...

İçerde, köhnemiş statüko tarafından sefer tası gibi sallanmak istenen Türkiye ile...

Dışarıda Anglo-Sakson dünya tarafından “kilit taşı” muamelesi gören Türkiye...

Bu iki zıt yaklaşımdan hangisi başarıya ulaşacak?

Ve siyasal iktidar Balyoz davası başta olmak üzere, önündeki belaları aşmakta ne kadar kararlı ve tavizsiz bir tavır takınacak?

Sadece günümüzün değil, yakın geleceğimizin de en önemli sorusu bu galiba..

Önceki ve Sonraki Yazılar