1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. SÖZÜN ÖLÜMÜ
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

SÖZÜN ÖLÜMÜ

A+A-

 

“Onların ne dediklerini en iyi Bileniz…” (Kaf, 50:45)

“Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar…” (Zümer, 39:18)

Bir şeyin sahip olduğu önemi, o şey olmadığı zaman daha iyi anlar ve fark ederiz. Anne, baba, eş, kardeş, arkadaş, akraba, sağlık, sıhhat, servet, sanatçı, yazar, çizer vb. olmadığı zaman hayattaki eksikliği veya fazlalığı, ne kadar önemli olup olmadığı daha iyi hissedilir, görülür.

Söz, hayatın çok önemli bir unsurudur. Sözün ne kadar önemli olduğunu anlamak zor değildir. Bir ay, bir hafta veya bir gün, takdir edeceğiniz herhangi bir zaman diliminde, kendinizi konuşmaya kapatın ve bir söz orucu tutmayı deneyin. O zaman sözün ne kadar değerli olduğu ortaya çıkacaktır. Sözün orucu deyince Hz. Meryem’i hatırlıyoruz. Onun sözü kucağındaki İsa idi. Adı Yahya olacak, doğumu haber verilen çocuğa işaret olarak, Hz. Zekeriya’nın da zorunlu söz orucu vardı. Hz.Peygamber’in Hira günlerini de söz orucu bağlamında değerlendirmek mümkündür. Belki de her insanın kendi bağlamının gerektirdiği bir söz orucu olmuştur.

Sözün orucu olur da sözün ziyafeti olmaz mı? Sözün ziyafeti, hakikat söz konusu olduğunda, söz hakikati haykırdığında başlar. Bütün peygamberler hakikati bildirmek adına birer söz ziyafetçisiydiler. Hz.İbrahim putları parçalarken bu ziyafeti vermişti. Hz. Peygamber putların oluşturduğu karanlığı “la ilahe illallah” diyerek dağıtırken bu ziyafeti vermişti. Her insan, özellikle de her Müslüman bir söz ziyafetçisidir. Çünkü insan bir tanık olarak hakikatin izini sürmekle, bunun için gayret göstermekle ödevlidir.

Dargınlar arasındaki küskünlükler, bir bakıma tarafların birbirlerini söz ile cezalandırmaları anlamına gelir. Söz ile cezalandırma olur mu? Neden olmasın? Her söz bir kapı gibidir. Küskünler birbirlerine bu kapıları kapatmış olurlar. Karşılıklı olarak söylenmesi gereken sözler esirgendiğinde, doğal olarak iki taraflı bir mahrumiyet oluşacaktır. Her mahrumiyeti bir ceza olarak da düşünmek mümkündür. Müminin müminden mahrumiyeti abartısız bir felakettir. Küskünlükle oluşan mahrumiyet uzadığı zaman mahrumiyetin boyutları git gide genişler ve bulaşıcı bir hastalığa dönüşür. Onun için bu yanlışın üç günden fazla devam ettirilmesi haram telakki edilmiştir. Aslında yanlış olanın azı da çoğu da yanlıştır. Fakat burada muhataplara bir düşünme süresi verilmiş ki, muhtemelen herkes düşünüp hatasını görsün.

Hz. Peygamber Hira’da ilk defa ‘oku’ sözüyle karşılaştığında bütün bir ruh hali altüst olmuştu. Şehrin insanı kirleten sözlerinden korunmak için çıkmıştı Hira’ya. Aslında yaptığı iş bir tür okumaydı. Fakat bu okumanın nitelikli hale getirilmesi isteniyordu. Bu nitelik de şu idi: “Rabbinin adıyla oku.” İnsanlar bu nitelikten haberdar edilmeliydi. Onun için bu sorumluluk, bu görev de Hz. Peygambere tevdi edilmişti. Çünkü o, şehrin diğer insanları gibi sözü hiçbir zaman yere düşürüp de kirletmemişti. Yalan söylememişti. En üst düzeyde emin/güvenilir bir kimseydi. Öyle ise vahiy gibi yüce bir sözü söylemek de en çok ona yakışırdı. Çünkü söz kadar sözü söyleyen de önemliydi. Hem de çok önemliydi. Çünkü söz bütün içerikleriyle söylenmeliydi. Yani sözün bütün canlılığı korunmalıydı. Bu da omuzları ağırlaştıran bir yük anlamına geliyordu. Söz bir bedendi ve bu bedenin canı ise anlamdı. İlk inananları dirençli kılan sözün kendisi değil, sözün taşıdığı anlamdı.

Kast anlayışının egemen olduğu Mekke toplumsal yapısı içinde bir değer ifade etmeyen, üstelik kimsesiz, fakir ve kölelerin çoğunlukta olduğu Müslümanlar, söylemiş oldukları tek bir sözle, statükonun temellerini sarsmış ve her türlü biyolojik ve psikolojik zulme maruz kalmışlardı. Neydi o söz? ‘Allah’tan başka ilah yoktur.’ Bu sözü söylemekte bir beis yoktu. Ama o sözün gerektirdiği insani ilişkiler söz konusu olduğunda sorunlar başlıyordu.

Bu tevhidi bakışın oluşturduğu söylem, Mekke’de en önemli gündemi oluşturmuştu. Bunların seslerini/sözlerini kesmek gerekiyordu. Onun için üç yıl sürecek olan bir boykot dönemini başlattılar. Bu boykotun maddeleri arasında, onlarla hiçbir şekilde sözlü temasta bulunulmaması da yer almaktaydı. Böylece Müslümanlar topluca, eşi benzeri görülmemiş bir şekilde ablukaya alınarak izole edildiler. Bu boykotla Müslümanların sözlerini engelleme, geçersiz kılma amaçlanmıştı. Ama söz, uçan bir kelebek gibiydi. Çırptığı kanatları sessizdi fakat etkisi büyüktü.

Sözlerini söyleme imkânları elinden alınan Müslümanlar mecburen Medine’ye hicret ettiler. Bu hicretle birlikte sözün önündeki engeller de kalkmıştı. Fakat başka bir durum söz konusuydu. O da söylediği söze inanmayan, verdiği sözü tutmayan, sözüne ihanet eden, sözünü araçsallaştırıp öldüren kimselerin türemiş olmasıydı. Bunlara münafık denmekteydi. Sözün katilleri diyebileceğimiz bu kimseler, Müslümanlar için büyük bir tehlike demekti.

İnsanlık tarihinden sözü çıkardığınız zaman, geride insan da kalmaz, tarih de kalmaz. Neden insanlık tarihi diyoruz? Çünkü bütün bireysel ve toplumsal yaşantılardan önce söz vardı. Sözsüz bir edim ancak güdü olabilirdi. Sözün söz olmasını sağlayan taşıdığı anlamdı. İnsanı insan yapan ise söylediği sözün anlamını bilerek söylemesiydi. İnsanın anlamdan uzaklaşması, insanın kendisinden uzaklaşması demekti. İnsanın kendisinden uzaklaşmasını, insanın kendisinin dışına çıkmasıyla karıştırmamak gerek. İnsan kendisinin dışına çıktığı zaman kendisini görür. Eksiğini ve fazlalığını fark eder. Böylece kendisini eleştirme imkânına kavuşmuş olur. Ama insan kendisinden uzaklaşınca, bir başka türe meyletmiş olur. İnsanlıktan çıkar ve yabancılaşır. İnsanın yabancılaşması önce sözün özüne kastederek başlar. Sözün özü olan anlamını ya görmez ya da değiştirir. Böylece söz sadece ölü bir bedene dönüşür. İnsan da böylece anlamdan uzaklaştığı için insanlıktan uzaklaşmış olur.

Birçok zamanın iç içe geçtiği bir zamanda olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu zaman değişik ad ve sıfatlarla ifade edilmektedir. Örneğin modern zamanlar veya postmodern zamanlar deniyor. Post-truth/hakikat sonrası zamanlar deniyor. Zamanın nabzını tutanlar zamanı istedikleri gibi adlandırıyor. Biyopolitik disiplin toplumundan psikopolitik özgürlük toplumuna evrildiğini söyleyenler de var. Şu an cari söylemler arasında geçerli ve kayda değer bir hakikat söylemi yoktur. Müslümanların bulundukları konum, kendi kendisine zarar veren psikopatolojik bir görünüm arz ediyor. Müslüman etiketiyle arzı endam eden şizofrenik ötesi çok kişilikli klinik vakalar, hayatın normaline dönüşmüş durumdadır.

Böylesi bir dehşet haline nasıl ulaşıldığını samimi ve kaygılı her Müslümanın düşünmesi gerekir. Hayır, gerekirin de ötesinde en önemli ve öncelikli bir sorumluluktur bu. Âcizane kanaatim odur ki, bu dehşet durumun sebebini sözün ölümü oluşturmaktadır. Bizler sözün temsil ettiği anlamdan mahrum hayatları temsil ediyoruz. Seküler dünyalarımız, seküler hayatlarımız ve seküler hedeflerimiz var. Bunların üzerine çektiğimiz İslam etiketli brandalarla, öte ile ilgili kaygılarımızı giderdiğimizi düşünüyoruz. Yanlış ve yanıltıcı zanlarla sözü öldürüyoruz. Günümüzün en çok söz öldüren toplulukları arasında bir sıralama yapılsa birinciliği alacağımızdan şüphem yoktur.

Sözü öldürdükçe kendimizle çelişiyoruz. Samimi olsak ne olur sanki! Fabrikadan çıkmışçasına birbirinin aynısı olan kimselerden oluşmuş gettolarımız var. Bu gettoların sağladığı konforu terk edemiyoruz. Allah herkesi farklı farklı yaratmışken, biz herkesi bir potada eritmeye çalışıyoruz. Farklı öznelliklerle daha güçlü bir topluluk olacağımıza, farklı öznellikleri düşmanlık olarak telakki ediyoruz. Bu gidişin nereye olduğunu hiç düşünmüyoruz.

Yeniden söze sahip çıkmalıyız. Sözü hem lafzıyla hem de anlamıyla sahiplenmeliyiz. Allah vardır ve ne dediğimizi bilmektedir. Katili olduğumuz sözlerin hesabını soracaktır. Hesabımızın kolay olması için, bugünden tezi yok, sözün tamamını okumak, dinlemek, anlamak ve en güzeliyle yaşamak için yeni bir başlangıç yapmamız şart olmuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.