1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Sözü Olanlar ve Silahı Olanlar
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Sözü Olanlar ve Silahı Olanlar

A+A-

Silahın baskın olduğu ortamda söz işitilmez, sözün hakim olduğu yerde ise silahlar patlamaz, silaha ihtiyaç kalmaz, silah bir çözüm yolu olarak görülmez.

 

Sözü olanlar, düşünce üreterek akıllara hitap eder. Silahı olanlar, parmaklarını oynatarak kalplere korku salar.

 

Sözü olanlar, sükunete ihtiyaç duyar; ta ki, sakin bir ortamda sözleri insanların kulağına yetişsin ve insanlar o sözler üzerinde düşünme fırsatı bulsun.

 

Silahı olanlar, gürültü ve kaosa ihtiyaç duyar; ta ki, kimse söz işitmesin, düşünmesin ve ne olduğunu anlamasın.

 

Sözü olanların gücü, akıllarındandır, tefekkür kabiliyetlerindendir, üretkenliklerindendir, kendilerindendir, bizzatihidir. Bu özellikleri, silah ve silahlı gücün üstünde bir değere sahiptir.

 

Silahı olanların gücü lizatihidir, kendilerinden değildir, ellerindeki silahtandır. Onların dili silahlarıdır. Silahları sustuğu zaman, dilsiz kalırlar. Zira söz ile ulaştıracakları bir mesajları yoktur. Akıllarını ve dillerini kullanmak yerine ellerindeki silahları kullanırlar.

 

Bunun için sözü olanlar ile silahı olanlar birbirlerini sevmezler. Çünkü birinin konuştuğu yerde, ötekisinin susması gerekiyor veya sesi kısılıyor. İkisi bir anda olduğu zaman, silahın sesi sözün gücünü bastırıyor, sözü silaha tabi kılıyor. Hangi sebeple olursa olsun, silahlar sustuğunda, sözün gücü belirleyici oluyor, silahı söze tabi kılıyor.

 

İşte bu nedenle silahı olanlar, sözü olanlara tabi olmayı içine sindiremiyor. Bu nedenden ötürüdür ki, söz egemen olmaya başladığı zaman, birbiriyle çatışma halinde olan silahlı güçler birbirleriyle yardımlaşmaya giriyor, birbirinin imdadına yetişiyor. Silahlar sustuğunda, tüm silahlı güçlerin etkinliği geri plana itileceği için silahların susmaması konusunda ortak program çıkarabiliyor, masum insanların kanını akıtabiliyorlar. Bingöl, Aktütün ve Reşadiye olaylarında ortak hareket edebiliyorlar. Sözü olanların susturulması konusunda ya ortak karar alıyorlar veya sözü olanları susturmak için zemin hazırlıyorlar; sözü olan DTP’yi kapattırmaları gibi.

 

DTP ve selefi partilerin kapatılması, PKK’yi güçlendirdi mi, zayıflattı mı? Herkes zihnini zorlayabilir ve araştırma yapabilir. Ben, PKK’yi güçlendirdiği kanısındayım. Siyasi partiler, doğaları gereği silahın değil sözün gücüne dayanmak zorundadırlar. Siyasi partiyi kapatmak, sözün gücüne son vermektir. Sözün gücünü bastırmak, silahlı gücün işine gelir. DTP ve selefi partilerin bağımsızlaşarak gelişmesini ve güçlenmesini ne PKK istedi ne de Türk Silahlı Kuvvetleri. Tüm silahlı kuvvetler, sözün gücüne karşıdır. Sözün gücü kendi silahlarını gölgelemeye başlayınca, tüm silahlı kuvvetler gizli veya açık bir şekilde ortak bir eylem ve provokasyonda birleşebilirler.

 

Türkiye’de son yıllarda gittikçe sözün gücü artmaya başladı. Hem iç siyasette hem dış siyasette sözün gücü belirleyici olmaya başladı. Kürd sorununda da sözün gücü tayın edici olma sürecine girdi. Dolayısıyla tüm silahlı güçler, tüm silahlı güçlerin yardakçıları, beslemeleri ve bağımlı yargıları sözün belirleyici olmasından şiddetle muzdarip idiler ve her gün bir yolla yeniden silahı ve silahlı güçleri egemen kılmak için planlar yapıyorlardı.

 

Kim ne derse desin aksi ispatlanmadığı sürece, Reşadiye olayı ve DTP’nin kapatılması tüm silahlı güçlerin, sözün gücünü bastırmak için geliştirdikleri senaryonun parçaları halinde duruyor. Ahmet TÜRK gibi makul bir çizgide olan ve sözün gücüne dayanan tecrübeli bir siyaset adamının susturulması ve siyasi yasaklı hale getirilmesi başka neyle izah edilebilir?

 

Sözü olanlar, bağımsız ve adil yargıyı ister. Silahı olanlar, bağımlı ve adaletsiz yargıdan hoşlanır.

 

Bizdeki yargının temel unsurları, silahlı güçlere bağımlıdır. Bazen doğrudan bazen de dolaylı onlardan emir alırlar. Dolayısıyla yargının bağımsızlığı ve üstünlüğü gibi kavramlar, toplum açısından anlam ifade etmemektedir.

 

Anayasaya ve siyasi partiler yasasına aykırı hareket etmekten dolayı 25 partiyi kapatan Anayasa Mahkemesi, defalarca silah zoruyla anayasal düzene müdahale edip yüzlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın mağduriyetine ve ülkenin her açıdan gerilemesine neden olan Genelkurmay ve Generaller hakkında dava açmak bir yana, tek kelime bile edememesi, bizdeki yargının adalete mi yoksa silaha mı bağlı olduğu konusunda yeterince fikir veriyor olsa gerek.

 

Ahmet TÜRK’ün de dikkat çektiği gibi Ergenekon Terör Örgütü’nü açıkça savunan CHP ve dağa çıkacağını söyleyen MHP’ye karşı hiçbir işlem yapılmazken DTP’nin terör örgütüyle ilişkileri var iddiasıyla kapanması, Anayasa Mahkemesinin kamu vicdanında muhakeme edilmesine yol açmakta, mahkemenin duruşuyla ilgili ciddi kuşku ve şüpheler oluşturmaktadır.

 

Hangi cenahtan olursa olsun, siyasi partilerin kapatılması, toplumsal rüşd ve tekamülün makaslanması anlamına gelir. Statükonun belirlediği düzen ve disiplinin, tek tipliliğin dışına doğru gelişim gösteren her partinin Anayasa Mahkemesi tarafından tırpanlanması, netice itibariyle sözün aleyhine, silahın lehine bir icraat sayılır.

 

DTP’nin kapatılması, Kürd sorununun çözümünü ve barış sürecinin devamını zorlaştırır. Çünkü siyasi yasaklar, yasak silahların gücünü arttırır.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.