1. YAZARLAR

  2. Kutbeddin Nurlubaş

  3. Sosyal tefekkür notları…
Kutbeddin Nurlubaş

Kutbeddin Nurlubaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Sosyal tefekkür notları…

A+A-

 

 

 

Sosyolojinin temel kanunu....

" İşte günleri insanlar arasında döndürür dururuz..."

(Ali İmran:140)

İnşallah bize de gün döner...

 

Ey nefsim!..

Özgür bir iraden var... Onun için özgür düşün, özgür değerlendir ve özgür karar ver... İşte bu şekilde sen, sen oluyorsun. Sevabın ve günahın senin olmuş oluyor...

Bütün çevrende, etrafında ve hayat sürecinde oluşturulan duvarların farkında ol... Bunların her biri, özgür iraden ve bakışın önündeki handikaplardır...

Bu kabukları kır, bu perdeleri yırt ve hakikatle yüz yüze gel... İşte o zaman gerçeğin ışığı ile karşı karşıyasın...

Ve böylece Külli İrade ile cüzi iraden rezonansa gelmiş olur... Manuel vitesin ile otomatik kontrollü kâinat sistemine dâhil olmuş olursun...

Böylece, yüce maksat olan "ezeli hikmet" gerçekleşmiş olur...

 

İbadetim sahih olmuşturdan ziyade kabul olmuş mu demek kulluğa daha yakın...

Sahih yani, bütün şartlar acaba gerçekleşmiş mi yerine eksik te olsa ihlasla Allah’ın kabulünü talep etmek daha uygun...

Bu ihtilafları da minimuma indirir..

Ne yazık ki İslam dünyasında her bir grup Allah’ın rızası yerine, düz mantıkla ve ruhsuz bir yönetmelikle sahih olsun adına kendi rızasını/yorumunu başkasına dayatıyor. Bu her alanda büyük problem...

Evet işimiz gücümüzü bırakmışız... Bu sahihtir bu eksiktir bu değildir diye... Yahu Allah kabul etmiş midir diye neden düşünmüyoruz?!..

Ve bu iş mezhepler adına katliamlara kadar uzuyor!...

 

Kur'anın bir ismi Furkandır. Ve Furkan suresi vardır...

Furkan demek; hakkı-batılı, doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü, adaleti-zulmü bir birinden çıkarıp ayırma demektir...

Peki içinde ölümlerin, yıkımların ve göçlerin olduğu Kürdistan için biz Furkan işini yapıyor muyuz!?....

Yoksa çevremiz yangın bile olsa, biz maddi ve manevi kemalatımıza mı bakalım!?...

 

Tefrit ve noksanlık olmasaydı ifrat ve aşırılık olmazdı…

-Katolik Kilisesi, aydınlanmacılara kızacağına, kendisi biraz akla yanaşsaydı, Avrupa’da belki de pozitivizm ve materyalizm gibi, dini dışlayan akımlar doğmazdı...

-Kapitalistler, sosyalistlere düşman olacağına, çalışanın alın terinin karşılığını verselerdi, belki “Bolşevik İhtilali” olmazdı...

-Emeviler, ehli beyte ve Hz Hüseyin’e, katliamlar ve zulümler yapmasaydı, Şiilik bu kadar Sünni dünyadan uzaklaşmazdı...

-Yine Emeviler, İktidarlarını düşünsel meşru temele oturtmak için, Cebriy'eyi desteklemeseydi, belki de Mutezile bu kadar aşırıya gitmez, Me’mun İktidarındaki gibi kendisi de baskı yapmazdı...

-Dindarlar, muhafazakârlar ve cemaatler vs. devletin resmi paradigmasıyla bakıp, pkk'ye kızacağına adil bir şekilde

Kürtlerin varlığının resmen tanınması, dillerinin eğitim-öğretim ve bölgelerinde resmi dil dâhil serbestisini ve Kürdistan’lıların Kürdistan’da kendilerini(eyalet, federasyon vs.) yönetme imkânları için hakperestçe düşünüp çalışsaydılar, Kürt meselesi bu kadar maddi ve manevi kayıplarla bugünlere gelmezdi...

 

Tarihte teori ile pratik, inanç ile tatbikat bazı istisnalar dışında hiç bir zaman aynı gitmemiştir...

Hz İsa’nın getirdiği mesaj ile Kilise Hristiyanlığı... Marx’ın sosyalist teorisiyle uygulamaları buna şahittir...

İslamiyet;

Son din olarak Hristiyanlığın ruhaniliği ile Yahudiliğin dünyeviliği arasında orta yol olarak,

"İman" ile "ameli salihi",

dünya ve ahirette birlikte hasene ve güzelliği talep etmesine,

İlahi irade ile insanın özgür idaresini bağdaştırmasına rağmen,

genel olarak İslam tarihi de şahittir ki, iman ve ameli salih parelleliği görülmemektedir...

Onun için teori ve ilim ne kadar yüksek olursa olsun, pratik ve amel bildiğini okuyacaktır...

 

Ben her şeyi dine göre düşünüyorum diyebiliyor !...

Sabahtan aksama kadar dükkânında ticaret yapıp para kazanıyor.

Ve kendisini, dininden soyutlanmış ticaret davasını güden diye nitelemiyor.

Bizim bir kaç dakikayı tutan fıtri ve doğal milliyeti inkara ve dili yasaklamaya karşı, bir kaç paylaşımımızla bizi dinden, imandan ve ibadetten soyutlayıp millet ve dil davasını gütmekle suçluyor..

Halbuki o alış verişini sağlam ve Allah namına yaparsa bir sevap kazanıyorsa, biz dil ve milliyetimizi Allah namına bakıp kullandığımız için onun kadar, bir de bunların hukukunu müdafaaya kalkıştığımız için ikinci ve fazladan sevap kazandığımızı düşünemiyor..

Adam bana diyor ki din davasını güt dil davasını değil...

Peki din kainattan, insandan ve insan davranışlarından soyut ve kopuk mudur!?..

Dinin itikat ve ibadetten sonra en önemli gayesi adalet değil mi!?...

Adalet alanına giren muamelat Allah hesabına ve şeri ölçülerle göre uygulansa ibadet halini almıyor mu!?...

Peki. Allahın ayeti diye nitelenen dilin beşeri bir otorite tarafından iktidarının devamı(bölünmemesi) için, diğer bir milletin asimilasyonuna rağmen yasaklanmasına karşı çıkmak din dışı mı!?...

İnsanların birbirlerine karşı davranış biçimlerini düzenleyen islamiyet, acaba iki milletin birbirleriyle ilişkilerini ihmal mi etmiş!?...

Hane İslamiyet sosyal yaralar dahil her derde devaydı!?...

Hucurat 9. ve 13. ayete bakın ne diyor!?...

Hele 'mana-ı harfiyi', uzayacağından şimdi gündeme getirmeyeyim...

 

 

Marx, din afyondur demişti...

Avrupa’da Hristiyanlığın özellikle Katolik mezhebinin akıl almaz suiistimal ve sömürüye alet oluşunu görerek…

İslam dünyasında dinin ulus devletlerin kontrolünde suiistimal edilişini ve hegemonyanın devamına alet yapılışını ve zulüm, kan, yıkım ve gözyaşına din adamlarının sessiz kalışını veya taraflı davranışını gören ve dinin orijinal ruhundan bê haber biri nasıl düşünür acaba!?..

 

Irkçılık, diğer günah ve kötülükler gibi kötü ve günahtır...

Günah kabiliyeti ise bütün insanlarda var. Zina gibi, katl gibi. Fakat uygulamaya çıkmadığı zaman zinacı ve katil olmakla suçlanmadığı gibi... Irkçılık ta böyle karşılıklı ilişkiler içinde ortaya çıkan bir olgudur. Mesela bir zalim, masum bir çocuğu dövüyor ise bu kötü... Bunun kötülüğünün ortaya çıkması döven ve dövülenin olmasına bağlıdır. Dövmek ile suçlayabilmek için başka birinin dövülmesi gerekmektedir. Yani Irkçılık ta başka bir millete veya kavme maddi ve manevi zarar vermeye bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur... Kürdlerin devletleri zaten yok. Dolayısıyla devletlerin boyunduruğunda başka bir kavmi, ırkçılığına maruz bırakma gibi bir durum da yok. Buna rağmen ne fert, ne inisiyatif ve nede örgüt seviyesinde, bu tarz ırkçılığı uygulamaya sokanı şimdiye kadar kimse gösteremez.

Üstelik Kürdler ırkçılık darbesine maruzdurlar. Bu darbe ve istibdadı üzerlerinden atmakla meşguldürler... Yoksa istenen bu meşru müdafaa da mı yapılmasın... Eriyin, yutulun ve silinin mi demek istiyorlar!?...

 

Türk Kürd kardeştir deniliyor ya hep...

Eğer bu müslüman kardeşliğinin bir gereği olarak kabul edilirse;

Türk Fars kardeştir...

Türk Arap kardeştir...

Türk Peştu Kardeştir...

Türk Malay Kardeştir...

Türk Boşnak Kardeştir...

Denilmesi de gerekir...

Fakat Kürd haricinde bu sayılanların devletleri var...

Eğer bunlarla, ayrı devletleri olduğu halde kardeşlik devam ediyor ise, demek ki ayrı devlet kardeşliğe engel değil. O halde Kürdlerin devletlerinin olması da bu kardeşliğe engel olmamalı...

Nitekim Barzani’nin Başkanı olduğu Kürdistan bölgesi bağımsızlığını ilan etme teşebbüsündedir...

Hadi Türkiye’deki Kürdler için ayrı devlet olmasın. Bir devlet içinde Kürdistan eyaleti olsun yeter... Yine hadi eşit vatandaşlık temelinde eşit haklar şeklinde olsun… Yine kardeşlik devam eder...

Bu düşünceye menfi milliyetçi sistem adına karşı çıkılabilir. Ama İslamiyet, hukuk ve siyaset bilimi namına karşı çıkılamaz...

 

İnsan nasıl meşru nikahlı eşiyle, bir sözleşme çerçevesinde beraberlik sürdürür...

Aynen onun gibi, insan ortamında olduğu eşya ve kâinatla bir meşru ilişki bağı ile münasebetlerini devam ettirmelidir. İslamiyet, talim ve terbiyesiyle, prova ve uygulamasıyla bu kâinat ve eşya münasebetini disipline bağlama faaliyetinde bulunmaktadır...

Mesela Oruç ile helal ve meşrusuna yaklaştırmamakla, gayri meşrusuna el uzatmama eğitimini verdiği gibi, Hac’da ihram vasıtasıyla, bir çiçek koparmamak, bir canlı hayvanı avlamamak ve hatta kılını bile koparmama disiplini ile çevre ve eşya ile münasebeti sağlıklı bir çizgiye getirme hedeflenmiştir.

Yani affedersiniz, İnsan çevre ve eşyaya bir fahişe muamelesi yapmamalıdır...

İnsanın diğer insanlarla ilişkisi, nasıl belli prensipler dâhilinde ve meşru çizgide hak ve hukuka riayet ederek devam eder. Herhangi bir milliyet de, yine keyfemayeşa değil, içinde bulunduğu imkân ve meziyetleri bir lütuf bilip, diğer milletleri de, Müteal ve aşkın Rabülaleminin tecellisi olarak görüp, fıtri hakkına ve doğal hukukuna riayet etmesi gerekmektedir...

Bunlar, esas olarak; dilin her alanda kullanılması, milliyetin bütün platformlarda kabul edilmesi ve kendi bulunduğu toprakta bir aile reisi şefkatiyle, yönetimini yapmaya hakkı olduğu gerçeğinin kabul edilmesidir...

Peki, Türk resmi sisteminin Kürd ve Kürdistanla birlikteliği, meşru ve karşılıklı rızaya dayanan bir sözleşmesiyle midir!?...

 

 

Milliyetin iki hastalığı var...

Biri aşırı ve ifrat olan menfi milliyetçilik... Diğeri noksan ve tefrit olan milliyetsizlik...

Mesela Türkler, resmi sistem olarak diğer milletleri de asimilasyon çarkı ile Türkleştirerek bu ifrat olan hastalıklarını devam ettiriyorlar...

Kürdler, yaradılıştan özellikleri olan dil, milliyet ve welatlarının sosyolojisini korumayarak tefrit hastalığını yaşıyorlar...

Her ikisi de vasat olan doğru yoldan sapmadır ve günahtır...

Doğrusu, başkasının zarar vermeden ve zarara maruz kalmadan kendi fitri halini yaşama azminde bulunmadır..

 

"Ahiret, din ve diyanet aklı ile siz dünyanın işlerini kuramazsınız."!

Ahirete imanın dünyaya tesiri gerçekte dindarlar tarafında uygulansa sonucu adaletten başka değildir... Yani ahiret hayatı bu dünyadaki davranışların sorgulanacağı düşüncesini verir... Gerçekte bu düşünce insanlığa hizmeti ve faydayı gerektirir... Buna rağmen Müslümanların perişan hali ortada ise bana göre bu Müslümanların durumunda genel olarak bir dönüşüm ve sakatlık var demektir. Bu da normaldir. Çünkü insan tesire ve değişime açıktır. Mühim olan özgür iradesiyle Müslüman kimliğine bakmadan veya güvenmeden her an doğru dürüst kararlar verebilmek... Ama bu tarihin şehadetiyle pek ideal olamıyor... Ahiret düşüncesi bana iyilik yapıp kötülükten sakınmam için bir dinamizm vermekten başka bir etkisi yok... Bu düşünce ise medeniyetin esası olan dürüst çalışmanın motorudur... Ama iktidar, servet bu düşünceden uzaklaştıran fonksiyonlardır... İsterse Müslüman olsun olmasın fark etmiyor... Bana göre Müslümanların perişanlığı, İslam’ı iktidar için kullanıp ahiretten bağı koparıp dünyevi amaç için kullanıldığı için problem çıkmaktadır... Cennete gideceğim diye insanı vahşi bir şekilde hak edip etmediğine bakmaksızın öldürenler, farkında olmadan birilerinin iktidarına basamak olarak kullanıldıklarındandır... Yani aslında dinin suiistimalidir...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum