1. YAZARLAR

  2. Kutbeddin Nurlubaş

  3. Son çekişmeler ve kasetler üzerine notlar…
Kutbeddin Nurlubaş

Kutbeddin Nurlubaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Son çekişmeler ve kasetler üzerine notlar…

A+A-

     Türkiye’nin ve Kürdistan’ın geleceğini inşa hususunda etkin uç şahıs kabul ediliyordu; Erdoğan... Gülen... Öcalan... Bu üç şahıs hakkında da son bir ayda, onların misyonları ve değerleriyle çelişen kaset iddiaları medyaya cıktı... Her üçü de Kürdistan ve Türkiye; Kürtler ve Türkler nezdinde prestijleri sarsılması amaçlandı ve bu süreci başlattı... Bana göre her şeye rağmen menfi ve olumsuz anılarak tarihte unutulmak istenmiyorlarsa, hala her üçü için de çok önemli bir arınma imkanı var:) O da Kurt ve Kürdistan meselesinin çözümünü deklare etmektir: 1-Kürtlerin millet olarak resmen tanınması... 2-Kürtçenin ana dilde eğitim, Kürdistan’da birinci resmi dil, Türkiye’de ikinci resmi dil olması... 3- Kuzey Kürdistan’da yönetim erki olarak federasyon halinde yapılanması... Bu üçü, bu uç maddeyi, hemen gerçekleştirmeseler bile, Erdoğan, hükümeti; Gülen, camiası ve Öcalan, örgütü nezdinde resmi program yaparak topluma ve dünyaya deklare ederek, yine itibarlarını koruyacaklarına, hatalarına ve yanlış algılamalarına kefaret olacağına eminim... Bu kadar yanlış doğru, hakıl haksız, yanlı yansız itibarsizlastirilmalarina rağmen bu hala mümkün... Yoksa eninde sonunda gidiyorsunuz... Dünya fani... Arkanızda ebedi kalacak hayırlı bir iş bırakarak... Bu mesele herkese insanca nefes aldıracak... Devlet üniter olmak zorunda değil... Ve millet diken üstünde yaşamak zorunda değil...

     Öcalan’ın vidolarının medyaya çıkmasından sonra bir tartışmadır başlamış... 1- Öcalan gaybten haber getirmiyor ki onun konuşmalarının güvenli olup olmadığı insanlar için önemli olsun... Netice itibariyle Kürt meselesini ön plana çıkaran bir örgütün yöneticisiydi... Kürt meselesi ise nasıl hallolacağı bellidir. Öcalan farz edelim, yola çıktığı hedefinden vazgeçse bile, Kürtler, Kürdistanlılar, pkk’ye bu amaç için katılan Kürt ve Kürdistan gençliği bu davadan vazgeçecek mi? Koskoca bir milletin tarihi davası nasıl mücadele ettiği devletin elinde bulunan bir şahsa, her şeyiyle bina edilsin!... 2-Netice itibariyle Öcalan pkk başkanıydı. Başlangıçta bağımsız Kürdistan hedefiyle Marksist bir yöntemle yola çıkılmıştı... Gelinen son süreçte yine yöneticilere ait söylemlerde, hala devrimci bir paradigma ve sosyalist ahlak ve bakış açısı egemen olsa da bağımsız Kürdistan’dan vazgeçildiği, hem Öcalan’ın açıklamaları hem şimdiki kck yöneticileri tarafından resmi görüş olarak açıklamada bulunulmaktadır... Sadece fazla anlaşılmayan özerk yönetim ve demokratik modernite kavramları ileri sürülmektedir. kck hedefi küçültse de, gücünü Kürtlükten ve Kürdistan’dan almaktadır... 3- Öcalan hareketin bu aşamaya gelmesinde önemli ve birinci derecede etkin şahsıdır... Ama bu önemli şahıs Kürtlük ve Kürdistan’ın potansiyel gücüyle bu seviyeye gelmiştir. Mesela aynı Öcalan, bir Türk Marksist harekete öncülük yapsaydı, ancak gönümüzdeki bir sol örgüt kadar etkisi olurdu... Bu harekete güç kazandıran, Kürt ve Kürdistan’ın coğrafyası, tarihi, sosyolojisi, mazlumiyeti, inkarı ve ötekileştirme potansiyeli üzerine ortaya çıkmıştır... Pekâlâ, bu güç Öcalansız da varlığına devam edebilir... 4-Kürt ve Kürdistan davasının haklılığını tespit ve müdafaa etmekle beraber, bu gücün şahsen şimdiye kadar takip ettiği ideoloji ve bir kısım yöntemini kabul etmemekle birlikte, bu hareketin içinde çevremdeki gözlemlerimin şehadetiyle, bütün Kürt ve Kürdistanlıların, kanı, hapsi, işkencesi, yıkımı, gözyaşı ve perişanlığı bulunmaktadır... Bu halkın emeği ve gençliği sömürülmemeli ve sömürtülmemeli...

     Bir de, bu çekişme sürecinde Öcalan’ın yaklaşık 15 yıl aradan sonra bayağı değişmiş, yaşlanmış ve sac, sakal ve bıyıklarının aklaşmasını gösteren fotoğraflarının piyasaya sürülmesi, başkalarını bilmiyorum fakat, bana kainattaki değişmez gerçeği hatırlattı…: İnsan; kendisine sahip değil... Fail değil, münfaildir. Kendisine rağmen, bir irade ve kanuna tabidir. Zaman denen ilahi programın dışına çıkamaz. Fanilik mührünü cephesinde buluyor...

     Gülen hareketi - Akparti çekişmesi... 1-Gülen hareketinin yolsuzluk operasyonunu Erdoğan hükümetini düşürme veya zayıflatmak için kullanması yanlıştır... Yolsuzluk, yolsuzluk olduğu için vaktinde açığa çıkarılmalıdır... 2-Erdoğan'ın yolsuzlukları hiç olmamış gibi davranarak, şimdiye kadar beraber olduğu Gülen ve hareketini, "haşhaşiler" örgütü, "içi boş alim müsveddesi" ifadesi bir daha yüz yüze bakamayacak ifadelerdir... Alim, hata yapabilir ama iki günde içi boş olmaz... 3- Gülen Hoca emniyet ve yargı'dakileri BBC röportajında da "binde birini tanımadığını" tekrarladı. Bir lider, amele pazarındaki gibi, herkesi toplayıp iş yaptırmaz... Bir hiyerarşi içerisinde bir veya iki kişiye tavsiye ve emir vermek yeterlidir. Herkesi tanımak gerekmez... 4- Sayın Erdoğan İslam kardeşliği ve dini motifleri kullanmakla beraber iktidarına tehlike gördüğü camiayı, sempatizanlarına tekfir etme seviyesine getirerek iktidarın katı, sert ve tagallüp yüzünü göstermiştir... 5- Gülen BBC deki konuşmasında da, evrensel İslam hizmeti ile yurt dışına okullarla açıldığını söylemekle beraber, hala Türk devletinin üniter yapısı kutsalmış gibi asıl referans yaprak Kürt meselesine bakmaktadır... 6- Mit’in hala Erdoğan’ın kontrolünde olması, Erdoğan’ın lehine altan alta toplumsal algıyı yönetmesi ve yönlendirmesi, onun taraftarlarının ihlâsla Erdoğan’ı destekliyor neticesi çıkarılamaz... 7-Gülen hareketinin laik iktidarlara karşı devlet içine nüfuz etmesi anlaşılmakla beraber, aynı kendisiyle ana ortak paydaları taşıyan iktidar döneminde bile, sadece kendi camiası üzerinde kadrolaşması ve bu pozisyonunu devam ettirmesi ve medyasıyla tarafını belirtmesi tepki toplamaya sebebiyet vermiştir...

     Kürtlerin sessizliği... Kürtler fırsatların oluştuğu dönemde derin sessizliğe gömülürler, kendilerine operasyon yapmaya başlayınca da iş işten geçmiş oluyor... İslam tarihinde iki önemli sarsıntı var: Biri, doğudan Moğol istilası sonrasında fırsatlar herkes için eşitti, derin sessizlikteydiler. Sonra onlardan önce uyanan Karakoyunlu ve Akkoyunlu, Safevi ve Osman oğullarına bağlı kaldılar... İkincisi, I.dünya savaşı öncesi ve sonrasında ki, batıdan Frenklerin istilası hengâmında yine herkes eşit konuma geldi… Kürtler yine mevzi gayretler hariç, yine çoğunluk derin sessizlikteydiler. Sonradan oluşan ulusal milliyetçi devletler onları sosyolojik olarak ta yok saydı... Türkiye’de biri gayri resmi, diğeri resmi iki iktidar partneri birbirine düşmüş, Kürtler yine sessizlikte... Bununla menfi hareket edilsin vurulsun kırılsın anlamında söylemediğimi hemen ifade edeyim... Fakat kast ettiğim müspet, diplomatik ve siyasi ataklar ve faaliyetlerde de yine bir sessizlik görüyorum ve hissediyorum... Acaba aktif siyasetin içinde olmadığım için mi bana öyle geliyor!?...

     Son Türkiye tartışmalarında Kürtler ve Kürdistanlılar ne yapmalı?... Bazı arkadaşlar Kürt dindarları istikballeri icabı taraf olmaya davet ediyorlar... Ben diyorum ki siyaset dünyasında hak batıl, doğru yanlış, iç içe girmiş durumdadır. Bir şahıs bir konuda vicdanını hakem yaparak doğrunun tarafında elbette olabilir ve olmalıdır... Fakat bir şahıs, neye göre doğru ve yanlış olduğuna karar verir?... Elbetteki kendisinin aldığı bilgiye göre.... Bir şahsın aldığı bilgi, maniple edilip yanlışlarla karıştırılmış ihtimali ile yeterli olmayabilir... Onun için, özellikle bir süreç içerisinde olan Kürtler için durum, bana göre bir parti olarak ta yalnız değil, dindar Kürtlerin kurduğu AZADİ İnsiyatifinin de içinde bulunduğu "Küzey Kürdistan Konferansı" denen oluşum var... Bunda yalnız Hudapar yoktu, o da ortak Kürt ve Kürdistan meselesindeki hassasiyetiyle katılmak istemeli ve diğer toplanan taraflar da onu içlerine almalıdırlar... İşte bu şekildeki Kuzey Kürdistan bileşenlerinin yürütme kurulu, sağlıklı bilgi alıp Türkiye meşru yetkililerle görüşüp, hataları onlara ait kabul etmekle ve mahkeme sürecini takip etmekle birlikte, Kürt ve Kürdistan’a ait meselenin çözümüne ait, kararların verilmesi hususunda görüşmeler talep etmeli, bunun sonucunda netice kamuoyuna deklare edilmesi veya dünyadaki etkin güçlerin hakemliğinde sözlerin verilmesinden sonra, Kürtlerin temsilcileri olan "Küzey Kürdistan Konferansı" oluşumu vasıtasıyla Kürtler, tarafını keskin bir şekilde belirleyip ona göre adımlarını emin bir şekilde atabilmelidirler... Önemli Kürt tabanı ve kck üzerindeki nüfuzu itibariyle birinci derecede önemli olan Öcalan ile görüşmeler elbette devam edebilir. Fakat kendisi de, bu Konferansı referans almalıdır... Çünkü Kürtlerin istikbali, Kürtlerin tüm bileşenleriyle danışma ve dayanışmadan yoksun bir şekilde bir şahısla yürütülmesi, bütün Kürtleri ikna edemeyeceğini de herkes bilmelidir... Yoksa organizesiz tek tek taraftarlığın getirisi olmayabilir… Tarihte olduğu gibi şifahi sözler verilir. Atı olan Üsküdar'ı geçince Kürtler yine yerinde kalır...

     El cezau min cinsil amel... Millet, en devletçi ve milliyetçi cemaati Gülen cemaatini bilirdi... Zaten, Tek Türkiye ve Şefkat Tepe filimleriyle, Türkçe olimpiyatlarıyla ve medyasıyla bunu fiiliyata dökerdi... Fakat şimdi devlet tarafından, hem devlet düşmanı haşhaşiler olarak, hem de gayri milli ABD ve İsrail işbirliği ile suçlanıyor... Akparti de ak’lık yani adalet ve kalkınma ismi ile işe başladı... Yolsuzluk operasyonları ile ak’lık söylemini Gülen camiasının kötü niyetiyle ak'lamaya çalışıyor... Kürt meselesini çözmede adalet vasfını kullanmasa aynı şekilde adaletsizlikle suçlanancığını söyleyebilirim... Falso verildi mi! Yanlış yapıldı mı? İhlâs ve samimiyet kaçırıldı mı? İlahi sistem aynı amel cinsiyle cezayı harekete geçiriyor...

     Gülen Hoca, şimdiye kadar "Kalbin Zümrüt Tepelerinde" anlayışı ile geldi... Son hamlede resmi parti kurmadan siyaseti dizayn etme operasyonuna girmesi iddiası, siyaseten doğmadan eski mirasını da tüketme sureci başlattı... Bu son hamle, batıda ve dışarıda, hatta içeride geleneksel tabanının dışında kendisine puan kazandırabilir. Fakat dahilde prestij kaybetme sürecini başlatmıştır zannediyorum... Mesela Haydar Baş önce Şeyhlik ile taban tuttu.. Sonra Bağımsız Türkiye Partisi açarak siyasete girdi... Bir kısım insanlara göre makul şeyler söylemese de, halk "siyasetçiler zaten böyle..." deyip geçiyor... Çünkü halk siyasetçiye hatalar konusunda bayağı toleranslıdır... Fakat din adamı konusunda çok katıdır diye düşünüyorum...

     "İnlerine gireceğiz didik didik edeceğiz" Bu devletin inleri, ne derin ve ne de çokmuş!... Giriliyor girilmiyor bir turlu bitmiyor!... Yoksa kendisi böyle inlerden müteşekkil olmaktan ibaret midir!?... Haberi olmadan kim bu kadar derin ve çok “in” yapmış!... Haberi yoksa çok zayıf olur!... Haberi varsa mani olmuyorsa yine zayıftır!... Benim kanaatime göre, belli bir müddet birilerine toleranslı davranıyor stratejisi icabı!... Gerek kalmayınca da ortadan kaldırıyor!... Onun için bu durumda olan varsa, onların da akıbeti böyle olur!!!...

     Akparti ve Cemaat tartışması ve kavgası derinleşiyor... Sayın Erdoğan'ın Hasan Sabahın kurduğu İsmailî şii kolunun batini versiyonu olup ve Selçukluları zora sokan ve gizli cinayetler işleyen ve ancak Moğol istilası hengamında ele geçirilen Alamut kalesini mesken edinen haşhaşiler örgütü(1090-1256) benzetmesi iplerin koptuğunu ve kılıçların çekildiğini apaçık ortaya koyuyor... . Gülen Hocanın ses kayıtlarının piyasaya çıkması, ardından ihh'ya operasyon yapılması bu işin alevleneceğini gösteriyor... Son günlerde Başbakan Erdoğan’ın oğluyla iddia edilen dinlemelerin medyaya sürülmesi çekişmenin doruk noktada sürdürüldüğünün ispatıdır… Bu süreçten sonra, hukuki eşitlik ve kardeşlik alt yapısı oluşturulmadan, artik şifahi kardeşlik argümanlarına Kürtler bir kıymet atfetmemelidirler. Ne de olsa ayni milleten ve ayni devlet içerisindeki dindar kardeşler bile, çok kotu iktidar kavgasına girişmişler. Kanal 24 te “esas mesele” adli programda hükümet-camia çekişmesi programı yapılıyordu. Bir konuşmacı(Yildiray Oğur) bu mealde konuşuyordu; İktidar alanında (Müslüman) kardeşliği yürümüyor. Fitne fesat ve menfaat öne çıkıyor dedi. Biz Kürtlere ders olsun ki hukuki ve yönetimsel yapısı belirlenmeden sadece kardeşlik söylemlerin faydası olmadığını artik herkes bilmeli...

     Dershane ve okul tartışması, Türkiye'nin dindar kabul edilen iki gücü olan cemia ve akparti tarafından tartışma ve mücadelesi yürütülmektedir. Her birisi dini ve insani argümanlarla iddialarına destek aramaktadırlar. Peki dini ve insani vecibe olan ekseri nüfusun Kürtlerden müteşekkil olduğu Kürdistan’da bu dershane ve okullar neden Kürtlerin anadillerinde(Kurmanci,zazaki) olması konusunda bir rıza ve çaba gösterilmez!? Bana göre aslında mesele Kürtlerin bunu ciddi arzulamalarına bağlıdır. Mesela, bu dershane-okul tartışmasında, bütün Kürt kesimlerinin üzerinde ittifak kurabileceği kesin olan eğitim-öğretim konusunda, demokratik olarak ortaya çıkıp, müspet bir tarzda okulu da dershaneyi de kendi dilimiz, tarihimiz ve kültürümüzle istiyoruz diyebiliyor muyuz?

     Medyada, facebook ve tiwitter de ki tartışma seviyesi kâfirlik, münafıklık ve düşmanlık ile ithamın sınırını çoktan geçmiştir... Bir Müslüman olarak yapılan bu tartışmanın seviyesinin düşmesini tasvip etmiyorum... Belki de bu mübarek İslamiyeti, Kemalizme ve laik devlete alet ve vasıta etmenin sonucu olarak kader tarafından her iki tarafa verilen bir musibettir... Belki de bu musibetten biz Müslüman ve Kürtler namına hayırlı bir netice de çıkabilir... S. Erdoğan devlet içinde paralel devlete müsaade etmeyecekleri konusunda kararlı... Peki Gülen hareketi dışında, cemaatler içindeki paralel cemaatleri(!) de bari ortaya çıkarsın!... Hazır, istihbarat teşkilatı onun kontrolünde iken!... Emniyet ve yargıda zaten ipin ucu kaçmıştı!... Paralel cemaatler!: İspat edemiyorum, ama basiretimle hissediyorum ki, ihlaslı çalışan cemaatler içinde yapılanan ve cemaatleri uniter sistemin bekası için yöneltip samimi insanları diskalifiye edip etkisiz kılan yapılar var olduğunu düşünüyorum...

     "Müslüman kardeşliği", biri öbürünü düşürerek, diğeri eski düşmanlarını ve Kürtlere faili belli cinayetleri işleyenleri bile serbestlik yolu göstererek, birbirinden ayrılmalarıyla suya düşmüş oldu... "Halkların kardeşliği"nin ise, bundan daha zayıf olduğunu buna bel bağlayanlara duyurmuş olalım...

     Bereket, Türkiye’de cemaatler, tarikatlar, görüşler vs. diğer ülkelerdeki gibi silahlı organize olmamışlar !!!... Yoksa şimdi gazete, tv, facebook, twitter ile bir birine destek olanlar, bir birine karşı ağır makineli silahları sevk etmekle desteklerlerdi !!!... Galiba bu silahsızlığı da üstad Said Nursi/Kurdi'nin dâhilde müspet hareket metoduna borçludurlar...

     Hz Ömer, görevlileriyle bir hatayı düzeltmeye gitti... Hatalı gördüğü adam, bu hatamı düzeltirken siz de şu anda üç hata işlediniz demişti... Hz Ömer, hataları halife-i ruyi zemin olarak kabul etti.... O halde bir hatayı engellerken üç hatayı işlememeye dikkat etmek lazım... Hayatüs Sahabe kitabından okuduğuma göre, Hz Ömer ve yetkililer evinde içki içen adama baskın yapıyorlar. Bahçe duvarından, pencereden atlayıp adamı o fiil ve eylem üzerinde yakalıyorlar. Adam: Ya Ömer ben içki içme hatası işledim, lakin siz de üç hata işlediniz demişti. Hz Ömer seninki belli, bizim ki ne diye sorunca; Adam: Hucurat 12. ayette, tecessüs etmeyin yazılı. Siz beni tecessüs ediyorsunuz. Bakar 189. ayette, evlere kapılardan giriniz diyor, siz pencereden giriyorsunuz Yine, Nur 27. ayette de, ev sahibinden izin almadan ve selam vermeden girmeyiniz diyor, siz izinsiz ve selam vermeden girdiniz demiştir. Ve Hz Ömer bunları kabul etmiş ve karşılıklı istiğfar teklifinde bulunmuştur...

     Netice olarak hem “tecessüs” hem “yolsuzluk” ve hem de Star Gazetesi Yazarı Bekir Berat ÖZİPEK'in "Komşunun Bütünlüğü Kırmızı Çizgimiz Olur!" 01.08.2013 tarihli yazısında dediği gibi "büyük bir günah işlendi bu ülkede. Kürtler'in varlığı inkâr edildi" diye ifade ettiği bu büyük günahlardan gerçek istiğfar ve nasuh tövbesi yapılıp, yeni temiz bir sayfa açılmalıdır…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.