1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. SOLUN TRAJEDİSİ
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

SOLUN TRAJEDİSİ

A+A-

 

Sol düşüncenin geliştirdiği tezlerin görünürde sağlam bir muhalefet temeline oturmasına karşın neden başarılı olamadığı sorusu hep gündemde olmuştur. Solun savunduğu siyasal ve sosyal değerlerin insan yapısına aykırılığından mı yoksa uygulamadaki başarısızlıklardan mı daha çok etkilendiği sorusu analiz edilmeye değer.

Teori gereği toplumsal sınıflar arasındaki gelir farklarının en fazla arttığı kapitalist dönemin finali olarak kaçınılmaz olarak sosyalist bir devrime evrileceği yaklaşımı gelişen süreçte büyük yara almış bulunuyor. Üstelik sosyalizm adına ortaya çıkan devrimim batını kapitalist toplumlarında değil de Sovyetler Birliği gibi daha geri bir toplumda ortaya çıkması, kapitalizm ile sosyalizm arasında kurulan denklemin güvenilirliğine büyük bir darbe indirdiği açıktır. Batı dışı sınıfların olmadığı toplumlarda ise sol düşüncenin neye karşılık geleceği daha da karmaşık bir sorundur. Eğer sosyalizm teori gereği kapitalizmin bir ileri aşaması olarak ortaya çıkacaksa, batı dışı toplumların önce kapitalizm sürecini tamamlamış olması gerekir. Bu durumda ortaya daha başka bir sorun çıkmaktadır: Sınıf çatışmaların olmadığı, dahası sınıfların olmadığı toplumlarda sol düşüncenin karşılığı nedir?

Türkiye’de solun en büyük handikaplarından biri, halkın duyarlılıklarına uygun bir siyasal dil geliştirememesidir. Bu yüzden zorunlu olarak seçkinci bir ideolojik tutum olarak kaldı. Bu seçkinci tutumun zorunlu sonucu olarak Kemalistleşti ve militerleşti. Türkiye tarihinde solun küçük bir bölümü hariç hakim anlayışın Kemalizm’e, Tek Parti Dönemine, 27 Mayıs ve 28 Şubat Postmodern darbesine destek vermesi onu halktan daha da uzaklaştırmış askeri bürokrasiye yaklaştırmıştır.

Kuşkusuz solun bu davranış modeli modernleşme teorisi ile de yakından bağlantılı siyasal bir tutumdur. Dini değerlerin halkın gündelik hayatının devamında büyük bir belirleyiciliğe sahip olduğu toplumlarda solun rolü ne olmalıdır sorusunun cevabı önemlidir. Sol laikliği ve ulusalcılığı temel değer olarak kabul eden Kemalizm’e bu yüzden yaklaşmaktadır. Eğer toplumsal değişimi sağlamak için halkın katılımı sağlanamıyorsa, kaçınılmaz olarak öncü bir siyasal yönetime ihtiyaç vardır. Bu siyasal elitizmin ittifakı da doğal olarak askeri bürokrasinin olması kaçınılmazdır.

İslam toplumlarında Baas partileri öncülüğünde yaşanan sol deneyimlerin (Arap sosyalizmi) genellikle askeri darbeler ile kurumlaştığını gözden uzak tutmamak gerekir. Solun Arap dünyasında askeri elit kadrolar aracılığı ile transferi bir yandan solun modernleşmeci karakterine, diğer yandan solun toplumsal zeminde anlamlı bir karşılığının bulunmamasına bağlıdır.

Türkiye’de radikal solun tarihsel serüveni incelenecek olursa halkla iletişiminin sorunlu olduğu görülecektir. İktidar halka hesap verecek", "yaşasın halkların kardeşliği" gibi sloganlar halay eşliğinde sol çevrelerce dillendirilmesi nostaljik bir devrim düşüncesinin ötesinde yaygın bir anlam taşımıyor. Bu sloganları dillendirenlerin unuttukları şey hesap verecek olan veya kardeş olacak olanları iktidarı desteklediği gerçeğidir. Burada temel sorun uğruna mücadele ettikleri halkın değerlerine olan yabancılıkları ve onlarla kuramadıkları ortak iletişim dilidir.

Sol, diğer düşünce akımlarında olduğu gibi değişmekle suçlanamaz. Şartlar değiştikçe hükümler değişeceği gibi siyasal ve ideolojik düşünceler de değişime uğrar. İnsanlardan bütün zamanlar için aynı tepkileri bekleyemeyiz. Zaman değişiyor, şartlar değişiyor, dünya değişiyor; düşünceler aynı kalabilir mi? Solun içine düştüğü kriz değişimle ilgili bir kriz değildir tek başına. Kriz bir taraftan teorik açmazlara, diğer taraftan aktüel sorunlara karşı tutarlı çözümler üretememesinden kaynaklanmaktadır.

İslamcılık ve sol sürekli ideal bir ütopya üzerinden insanları mobilize etmeye çalışmaktadır. Ancak insanların sadece ütopya üzerinden mobilize edilemeyeceği açıktır. İnsanlar bir taraftan da şimdiyi yaşamaktadır ve yaşadıkları sorunlara çözüm aramaktadır. İslamcılık da solda büyük ölçüde aktüel sorunlardan kopma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İdeolojiler aktüel dünyanın pratik sorunlarına değil, idealleştirilmiş bir geleceği öncelemektedir.

Genellikle sol-Kemalist-Marksist akademisyenlerin bizi çağırdığı ideolojik toplumsal model halkın çoğunluğu için hiç çekici bir yer değildir. Onların düşüncelerine katılmıyorum. Sadece düşünceleri dolayısıyla tutuklanmaları da bana sağlıklı gelmiyor. Öyle görülüyor ki, bu tip akademisyenlerin sahip olduğu pozitivist-evrimci-Kemalist-sol paradigma ile toplumda anlamlı bir karşılık bulmaları mümkün değildir.

Solun iktidar deneyimlerinin başarısızlığı onu sürekli idealleştirilmiş bir ütopik söyleme mahkum etmektedir. Bu durum solun muhalefet için çekici, iktidar için benimsenmeyen bir düşünce biçimi olduğu algısının yerleşmesini sağlamıştır zihinlere. Kuşkusuz bir siyasal anlayışın sadece muhalif olduğu gerekçesiyle desteklenmesi düşünülemez.  Bir muhalif düşüncenin desteklenmesi için var olandan daha iyi, daha ileri bir hedef göstermesi gerekir. Sol ve Marksist akımlar, PKK ve İŞİD türü İslamcı hareketler insanları var olandan daha geri bir noktaya çağırıyor. Bu yüzden muhalif söylemleri benimsenmiyor. Sol hareketlerin bazı aksi anlayışlar olsa da genel anlamda muhalif olduğu ise tartışılamaz bir gerçektir.  Öyle görülüyor ki, salt muhaliflik desteklenecek bir olgu değildir. Neye ve kime muhalif olduğu, neyi değiştirip yerine neyi getirmek istediği çok daha önemlidir. Öyle ki çoğu muhalif hareketlerin devletten çok daha otoriter bir zihinsel yapıya sahip oldukları açıktır.

Sol düşüncenin din karşısındaki konumu, askeri darbeler karşısındaki ikircikli tutumu alternatif bir model üretememe gerçeği, onu sadece muhalefet yapan bir siyasal akım durumuna düşürmektedir. Özellikle İslam ülkelerinde sol düşüncenin konumu büyük ölçüde din karşısındaki tutumlarına bağlı olarak şekillenmektedir. Sol düşüncenin felsefe olarak materyalizm ve ateizm üzerinden yürüyen söylemi büyük sorun alanı oluşturmaktadır. Bundan dolayı İslam’ın sol yorumu oldukça kadük kalmıştır.

Sol düşüncenin dayandığı materyalist ve ateist temellerden dolayı, İslam dünyası büyük ölçüde sağ/muhafazakâr akımların güçlü olmasına uygun bir zemin ortaya çıkmıştır. Sol düşünceye entelektüel bir temel kazandırmaya çalışan Mahmut Muhammed Taha, Ali Şeriati, Hasan Hanefi, Nurettin Topçu gibi isimlerin çalışmaları beklenen yaygın etkiyi göstermedi. Bu düşünürler arasında en etkili olan düşünür kuşkusuz Ali Şeriati’dir.

Türkiye’de kendine özgü bir sosyalizm denemesi yapan ve bunu “Anadolu sosyalizmi” olarak sistemleştiren Nurettin Topçu’nun söylemi de entelektüel bir yankı dışında büyük bir etki yapmamıştır. Şunu da açıkça belirtmek gerekir ki, Topçu materyalist ve ateist temele dayanan komünizmi eleştirmiş, sosyalizmi ise, “sosyalizm çağımızın şeriatıdır” diyerek benimsemiştir. Kuşkusuz bu ayırımın altını çizmesi, tarihsel bir tutum olan solun dinsizlikle suçlanmasına karşı alınmış bir önlem olarak düşünülebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.