1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Sol'un demokratlığı
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sol'un demokratlığı

A+A-

Geçen yüzyılın son çeyreğinden itibaren, modernliğin sıkışması ve çözüm üretme kapasitesinin daralması ile birlikte demokratlık popüler hale geldi. Herkes kendisini demokrat olarak görmeye, karşısındakileri demokratlığa davet etmeye başladı.

 

Ama bu durum söz konusu kişilerin demokrat oldukları anlamına gelmiyordu... Çünkü zihniyetler bizim kendimizi nasıl gördüğümüzle ve niyetimizle değil, başkalarının bizi nasıl algıladığıyla, dolayısıyla davranışlarımızla alakalıdır. Sanıldığının aksine 'demokrat fikirler' yoktur. Fikirlerin nasıl bir zihniyet içinde savunulduğu belirleyici olur ve başkalarında belirli bir algı oluşturur. Buna paralel olarak, zihniyetler somut görüşleri tetiklemezler, ama davranışın ima ettiği ilkesel bir bakışı yansıtırlar. Örneğin idam cezasına taraftar olmak veya olmamak bir zihniyeti ifade etmez. Oysa bu taraftarlığı 'nasıl' ve 'niçin' yaptığımız sorusunun cevabı doğrudan zihniyete gönderme yapar.

Türkiye'de solcular kendilerini bu yanılgı nedeniyle demokrat sayarlar. Sahip oldukları fikirlerin bizatihi kendisinin onları demokrat yaptığını düşünürler. Bu durumda o fikirleri nasıl savundukları, nasıl siyasete dönüştürdükleri anlamını yitirir. Bu bakış bazı sol grupların saldırgan tutumunu açıkladığı gibi örneğin PKK şiddetine 'anlayışla' bakmalarının zihni temeline de işaret eder: PKK'nın konumu haklı bir davaya dayandığı için siyaseti de kendiliğinden doğru olarak kabul edilir ya da en azından yanlış olarak görülmez. Çünkü Kürtlerin yaşadığı gerçekler, Kürt siyasetini yürütenlerin yaptıklarının doğru veya yanlış olmasını ikincil kılmaktadır. Böylece şiddet uygulayan bir siyasi hareketin desteklenmesi 'demokratlık' olarak sunulabilmekte ve bu desteğin nasıl ifade edildiği de önemli olmaktan çıkmaktadır.

Ne var ki hayat bu denli basit değil, çünkü hayatta çok çeşitli mağduriyetler var ve aralarında bir önem sıralaması yapmak zorunda kaldığınızda 'haklı' ve 'doğru' bir konum bulmak hiç kolay olmayabilir. Ayrıca herhangi bir sosyal grubun tümüyle mağdur olduğu ya da başkalarına veya kendi içinde bazılarına mağduriyet yaşatmadığı örnek yok gibi... Dolayısıyla kendinize sarsılmaz ve güvenilir bir 'demokrat' pozisyon aramaktaysanız, aynı şekilde sarsılmaz ve güvenilir bir kritere de sahip olmanız gerekir. Öyle ki her durumda hangi mağduriyeti daha fazla önemseyeceğinizi ve hangilerini tamamen önemsiz sayabileceğinizi bilin... Nitekim sosyalizm bir ideoloji olarak solcuların kendilerini güvende hissedecekleri anlam dünyasını sunar. Onlara nereden gelip nereye gittiğimizi, geleceğin kaçınılmaz olarak nasıl bir dünyaya karşılık geldiğini söyler. Böylece geleceğin ışığında bugünü değerlendirme şansınız olur ve bugünün siyasetleri arasında doğru tercihler yapmak, doğru mağduriyetleri desteklemek mümkün hale gelir.

Sosyalist sol, ama az veya çok bütün solcular için 'demokratlık' söz konusu ideolojik konumun sahiplenilmesiyle kendiliğinden edinilen bir vasıftır. Sosyalizmin 'bilimsellik' iddiası, bu ideolojiyi gerçekliğe ilişkin tek doğru açıklama olarak gösterdiği ölçüde, tüm olumlu niteliklerin de yine bu dünya görüşünde toplanmış olmasını doğal hale getirir. Sonuç olarak solcular salt bazı görüşleri sahiplendikleri ve bu görüşlerin 'bilimsel' bir analizin sonucu olduğuna inandıkları için, kendilerini 'demokrat' olarak görürler.

Oysa bu tutumun kendisi zihniyete dair bazı ilkesel kabulleri açığa çıkarır ve bunlar solun içinde aktığı ana damarın otoriterlik olduğunu ortaya koyar. Dışımızdaki gerçekliği, üstelik geleceği de 'doğru' öngörecek şekilde bildiğini sanmak, elinizdeki ideolojinin yeterliliğine ilişkin sorular bir yana, insan zihninin bu kapasiteye sahip olduğunu varsaymayı gerektirir. Bu ise insan zihninin gerçekliği var olduğu gibi kavrayabileceğini ima eder. Herkesin aynı gerçekliği farklı algılaması durumunda ise, kimin haklı olduğunu eylemin başarısı ölçecektir, çünkü başarılı olan eylem gerçekliğin yasalarına uygun olduğunun da kanıtıdır. Eylemin başarısını bu denli kritik hale getiren bir anlayışta iseniz, artık o eylemin ahlaki ölçütlerini bir miktar göz ardı edebilirsiniz... Diğer bir deyişle, güç kullanımı, çatışmanın beslenmesi ve doğrudan şiddet sizin için ilkesel bir anlam ifade etmekten çıkar ve eylemin yararlılığı, yani hizmet ettiği hedef çok daha önemli hale gelir. Eğer o hedefin doğruluğuna inanıyorsanız, kullandığınız siyasi yöntemin ahlaki zaaflarını da önemsemezsiniz.

Bugün laik kesimdeki solcu aydınların hemen hepsi otoriter zihniyetin taşıyıcısı... Şiddete karşı özneden bağımsız ilkesel tutum alamadıkları gibi, Kürt meselesinin müzakere ile çözülmesini savunurken Kürt toplumu içindeki müzakere ihtiyacını görmezden gelebiliyorlar. Çünkü Kürtlerin siyasi ve toplumsal çoğulculuğunu korunması ve desteklenmesi gereken bir nitelik olarak değil, asıl mücadeleyi zayıflatacak bir ayak bağı olarak görüyorlar. Doğruların bilindiğinin varsayıldığı bir durumda çoğulculuğun zararlı addedilmesi şaşırtıcı değil. Sovyetler ve onun uydusu olan toplumlar bunu yeterince yaşadılar. Bizimkiler ise hâlâ o noktadalar...

 

e.mahcupyan@zaman.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.