1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. SOLUN AÇMAZI, BİR TARİH DENEMESİ
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

SOLUN AÇMAZI, BİR TARİH DENEMESİ

A+A-

 

Bu toplumda sol, dini ve kültürel değerlerle hep sorunlu oldu. Dini, salt materyalizm ve pozitivizm üzerinden okudu. Bu okuma biçimine göre din, bilimsel olmayan, halkı geri bırakan, bilim öncesi düşünme dönemine ait, akıl dışı anlatılarla dolu, insan özgürlüğünün önündeki en büyük engeldir.


Bundan dolayı sol, toplumu özgürleştirmenin yolunun ancak dinden uzaklaştıracak aydınlanma felsefesi ile sağlanabileceği tezini savundu. Bu çevrelerce dile getirilen "Anadolu aydınlanması" bir taraftan devleti tamamen, toplumu ise olabildiğince dinden uzak tutmaya çalışan Kemalizm’le, diğer taraftan dini yanlış bilinç olarak tanınmayan materyalizm ve pozitivizmle ortaklık kurdu. Bu geleneğin temsilcileri büyük ölçüde CHP ve HDP'de siyaset yapmaktadır. HDP'nin halkla sorunu büyük ölçüde din karşısında Türk sosyalizmini aynen izlemesidir. CHP'nin dini çevreler ile kurmaya çalıştığı ilişkinin en zayıf tarafı, partinin materyalizm ve pozitivist gelenekten kopamayan radikal sol zihniyetin egemenliğinde olmasıdır. CHP, Pozitivist Kemalist gelenek, materyalist radikal sol anlayış ve dindar kitlelere açılma siyaseti arasında bocalamaktadır. Bakalım Kılıçdaroğlu pragmatizmi bu çelişkiyi aşmada ne kadar başarılı olacak.

Ne yazık ki, Türk modernleşmesi balo, smokin, mandolin, piyano, dans, şapka gibi sembolik değerler üzerinden yürümüştür. Tek Parti dönemindeki kültür politikaları bu semboller etrafında oluşmuştur. Kemalist modernleşme, çağdaşlaşmayı bu semboller üzerinden okumaktadır. Sanat müziği, saz, sarık, horon ise gerici sembollerdir. Ne ki, sosyolojik olarak, balonun horonu yenmesi mümkün değildir. Türk siyaseti şöyle de okunabilir: Horon baloyu yendi. Çünkü balo zorlama, horon doğaldı. Anadolu kültürünü sekülerleştirmeye çalışan Tek Parti ve CHP anlayışına karşı, Said Nursi, Ak Parti iktidarının kültürel temellerini atmıştır.

Kemalistlerin Türkiye okumasındaki naiflik herkesin dikkatini çekecek düzeydedir. Daha da vahimi söylediklerine, ideolojilerine gönülden inanıyorlar olmalarıdır. Türkiye’yi Sözcü Gazetesinin resmettiği gibi algılıyorlar. Oysa bu okuma biçimi gerçek değil, sanaldır. Bir olguyu öyle zannetmek öyle olmasına yetmiyor. Sanal olanı gerçek zannettikleri için sürekli yanılıyorlar; yanıldıkça saldırganlaşıyorlar.

Sol dindar kitlelerin neden sağa ve muhafazakarlığa kaydığını sorgulayacağına; dinin temel değerlerine niçin karşı çıkıp küçümsediğini, dindar insanlarla neden alay ettiğini sorgulasın. Sağlıklı bir çıkış yolu ancak bu sorgulamadan doğacaktır.

Türkiye'de solun muhalefet iddiası, kime hizmet ettiğinin izlenmesiyle, kolaylıkla kendini tüketen bir harekete dönüştüğü gözlenebilir. Örneğin Gezi kalkışmasında sol bütün teorik birikimini pratikte karşı olduğu sermayenin hizmetine vermiştir. Gezinin önemli finansörü Koç grubudur. Şimdi anlaşılıyor ki, bir başka açıdan Gezi Cemaatin amaçlarına hizmet eden ve bizzat Cemaat polislerinin kışkırttığı bir kalkışma idi. Bu kadar tutarsızlık ve ikiyüzlülük ile neyi kime anlatabilirsiniz.

Türk siyasetinin temel sorunu sivil iktidarların vesayet güçleri karşısında güçsüz olmasıdır. Bunu 28 Şubat sürecinde yaşadık. Sivil iktidarın emrinde olması gereken ordu bürokrasisi muhalefetin öncülüğünü yapmıştı. Bunun yanı sıra Anayasa mahkemesi ve Yargıtay sınırlarını aşarak muhalefet odağı haline gelmişti. Bunlara YÖK ve Cumhurbaşkanı da katılmıştı. Tüm bunların nedeni güçsüz siyasettir.

Solun bir handikabı da dayandığı pozitivizm felsefesidir. Pozitivizme göre dini düşünce tarihin eski dönemlerinde kalmıştır. Günümüzde toplumlara yol göstermesi imkansızdır. Günümüzün dini bilimdir. Cumhuriyet modernleşmesinin dine bakışı pozitivizm anlaşılmadan anlaşılamaz.

Çok derin analizlere gerek yok solun putlaştırdığı Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan gibi sol militanlardan demokrat ve yerli bir figür çıkmaz. Dini küçümsüyorlardı, demokrasiyi küçümsüyorlardı, halk iradesinin yansıdığı meclisi küçümsüyorlardı; militer güçlerle el ele vererek Arap sosyalist BAAS rejimlerine benzer paramiliter bir rejim kurmayı amaçlıyorlardı. Ayakları bu toprakların değerlerine basmıyordu. Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ve diğer eylemci sol gruplardan Seçkincilik, elitizm, militarizm, otoriteryanizm çıkar; ama asla insan hakları ve demokrasi çıkmaz. Sol din karşıtlığı ve Sol şiddet kültürünü aşamazsa, Deniz Gezmiş romantizmi ile günlerini geçirecek.

CHP, Müftülüklerin resmi nikâh kıyma yasasına, laikliğin altına atom bombası koyuyorlar diye karşı çıkmasını nasıl yorumlamak gerekir.
CHP'nin laikliği nasıl anladığını çok güzel bir örnek. Yani dini hayatın dışına çıkarmak olarak algılıyorlar dini. Dindarların CHP'den ürkmelerinin ne kadar önemli temellere dayandığı açıkça görülüyor. Bu kafa okullardaki başörtüsünü de, memurların başörtüsü takmasını da laikliğe aykırı görüyor.

Sol ve sosyalistlerin 28 Şubat ve sonrasındaki Cemaat karşıtlığı büyük ölçüde İslam karşıtlığı üzerinden yürütüldü. Bu da dindar kitleyi cemaat tarafına itti. Dolayısıyla Erdoğan'ın Cemaat karşıtlığı ile sol -sosyalist ve ulusalcı Kemalistlerin Cemaat karşıtlığı aynı gerekçelere dayanmıyor.
Yani sadece cemaat karşıtı olması Perinçek ve sahip olduğu düşünceyi olumlamaya yetmez.

Sol düşüncenin önemli bir diğer handikabı da şiddet düşkünlüğüdür. 12 Eylül öncesi rahmetli Erbakan'ın en büyük öngörüsü Dindar gençliğin enerjisini tüketecek kardeş kavgasından uzak tutmayı başarmış olmasıdır.
Bu kör dövüşünde binlerce solcu ve ülkücü genç toprağa düştü. Ne kazandılar 12 Eylül darbesine meşruiyet kazandırmaktan başka. Halk 12 Eylülde ülkücü ve solcu gençlerin bu şiddet dalgasından o kadar bıkmıştı ki, 12 Eylüle yüksek bir destek verdi. "Komando kampları" kuran zihniyetle "Kurtarılmış bölgeler kuran zihniyet" aynı zihin yapısının aktörleriydi.

Milliyetçilerin fikri ve entelektüel yetersizliklerini ancak silahlı mücadele üzerinden giderebilirlerdi. 12 Eylül öncesi milliyetçi militanların entelektüel seviyesi, solcu komşu çocuklarını öldürmekle ülkelerini Sovyet işgalinden kurtaracaklarına inanacak kadar sığdı.

Geçmiş yıllarda CHP'nin müftüler nikah yetkisini laikliğe aykırı bulması; Türkiye özelinde uygulanan laikliğin ne denli sorunlu olduğunu gösteriyor. CHP seçmeninin aklına hiç şu soruyu sormak gelmiyor: Neden bunca olaya karşın halk partimize yönelmiyor? Muhalefet tarzımız mı, söylemimiz mi, ideolojimiz mi, yoksa samimiyetimiz mi eksik? Bununla hesaplaşmak yerine sadece Erdoğan eleştirisi ile yetiniyorlar. Hermetik atıl akıl işte. CHP'liler mutlaka Hasan Hanefi, Cabiri ve Tarik Ramazan okumalıdır.

CHP’nin bir diğer sorunu da darbe karşısındaki tutumudur. CHP, neden 1960 yılından itibaren siyasetin darbe ile dizayn edilmesine taraftar oldu? Bunun nedeni halkın desteğini iktidar olabilecek kadar alamıyor olmasıdır. Bu durumda halkın desteği dışında siyaseti dönüştürme ve bürokrasiye hakim olma araçlarını kullanmak gerekir ki. Bunun en kestirme yolu darbedir. CHP, darbe karşıtlığının hiçbir gerçekçi gerekçesi yoktur. 1960 darbesinin, darbenin yıldönümünü Hürriyet ve Anayasa bayramı olarak kutlayacak kadar arkasındadır. 28 Şubatın ise tümüyle arkasındadır.

CHP’nin muhafazakar dindar seçmenin oyunu alması çok zor en basit ifade ile belediye başkanı veya yetkili bir memurun nikah kıyma hakkı dururken hükümet in bu yetkiyi birde müftülere vermesini hazmedemeyen bir partiye güvenmesi zor.

Gerçek sol hiçbir dini inanca özgürlük tanımaz. Çünkü din, sosyalizme göre, insanın aydınlanmasına ve aklını kullanmasına engel olan bir yabancılaşmadır. Bu yüzden CHP, solun dayandığı antidemokratik geçmişiyle hesaplaşarak Türkiye sosyolojisine uygun bir anlayış oluşturmalıdır. Çünkü geleneksel solun özgürlükçü olduğuna dair ne teorik ne pratik hiçbir somut olayla karşılaşmak mümkün değildir. Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Çin devletlerinin komünist oldukları dönemlerdeki katliamlarını biliyoruz. Solun özgürlükçü olduğu tezi entelektüel bir safsatadır. Bu yüzden Deniz Gezmiş ve diğer sol militanların haki renkli parka giymelerinde ve askerle kol kola eylem yapmalarında şaşırtıcı bir şey yok. Deniz Gezmiş, 28 Şubat sürecinde gerici güçlere karşı kimin safında yer alacağını tartışmaya bile gerek yoktur. Çocuğunun mezuniyet törenini tellerin arkasında izlemek zorunda bırakılan gerici annenin mi, yoksa bu kararı alan ve kendini Kemalist olarak tanımlayan subayın mı?

Solun darbe karşıtı olduğu ezber efsanesini 27 Mayıs, 28 Şubat ve en son olarak da 15 Temmuz kesin olarak bitirmiştir. Bir darbeye karşı bu toprakların en sahih direnişi muhafazakar dindar insanlardan gelmiştir. Hani o göbeğini kaşıyan, kenarda bırakılan, aşağılanan insanlar. Onlar bir darbeyi başarısız kılan sessiz yığınlar.

Şurası açık ki, özellikle 27 Mayıs ve 28 Şubat darbeleriyle Türkiye'de Müslümanlar ve devlet artık aynı yöne bakmamaya başladı. Daha açıkçası devletin öncelikleri ile Müslümanların öncelikleri değişti. Bunun nedeni 28 Şubatta Müslümanlar üzerine ahlaksızca baskı uygulayan ve kendilerini ulusalcı -Kemalist olarak niteleyen; öncülüğünü Vural Savaş, Kemal Alemdaroğlu, Nur Serter, Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun gibi İslami değerlere düşman kişilerin yaptığı toplum mühendisliği çalışmalarıydı. Ak Partinin iktidara gelmesiyle devlete küsen muhafazakar dindar kitleler, kendi siyasal aktörlerinin merkeze taşınmasıyla devletle olan küslüklerini giderdiler ve yeniden devletin en önemli müttefiki haline geldiler. Ak Partinin arkasındaki sosyolojik zemin, büyük ölçüde, merkezi oluşturan laik elitlerin baskıladığı dini kimliklerinin serbest bırakılması ve bu baskılanan değerlerin devlet tarafından sahiplenilmesiyle ilgilidir. Dindar seçmenin Ak partiden ayrılmamasının sebebi, geçmişte yaşadığı baskılamanın CHP ile geri geleceği korkusudur. CHP, bu sosyolojiyi okumamakta direniyor.

Solun geleceği, değişen dindarların sosyolojisini anlayıp buna uygun politikalar geliştirmesiyle mümkündür. Zaman zaman bu yönde ümit verici adımlar olsa da eski söylemi dillendirenlerin varlığı dindar seçmende tereddütler doğdurmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum