1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Solculuğun haline dair
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Solculuğun haline dair

A+A-

Polemiğin birinci adımı ‘üzerine alınmadır’... Tabii bazen doğrudan sizin adınızı zikreden yazılara da muhatap olur ve cevap vermek zorunda hissedebilirsiniz kendinizi. Ama fikirsel bir farklılaşmanın asıl tahrik edici niteliği, zaten kafanızı kurcalamakta olan, dilinizin ucuna gelmiş bir meseleye dokunmasındadır. Solculuk da hayatının bir bölümünde veya halen bu kavramı bir kimlik olarak taşımış ya da taşımakta olan insanlar için davetkâr bir alan. Çünkü daha iyiye doğru muhtemel bir değişimin sol üzerinden olabileceğine ve bunun da içinde yaşadığınız düzenin kritik bir gözle ele alınmasını ima ettiğine dair bir kanıya sahipsiniz... Dolayısıyla da mesele ‘sol’ olduğunda talep ettiğiniz düşünsel standartlar ve beklentilerin seviyesi de haliyle daha yüksek oluyor. Kendilerine ‘solcu’ diyen insanlardan daha samimi, açık ve cesur bir tavır bekliyorsunuz. Öte yandan bu tavrın sınanma noktası ise, solcu olmayanlara yönelik değil, doğrudan solun ele alındığı tartışmalarda ortaya konan yaklaşımda aranmak zorunda.

Bu gazetenin sayfalarında çıkan Orhan Gazi Ertekin’in bazı yazıları, zaten var olan bir özeleştiri tartışmasına müdahil olma talebiydi ve doğal olarak olumlu bir inisiyatifi ima ediyordu. Ancak soluğu fazla olmadı... Ne yazık ki polemik adabından yoksun bir çabaydı ve bir anda artık iyice alıştığımız bir kötü solculuğun örneğine dönüştü. Söz konusu kötü solculuğun en belirgin niteliklerinden biri, ‘kazanmak’ üzere tartışmasıdır. Aslında herkes her tartışmada tabii ki bireysel açıdan bakıldığında kazanma arzusu duyar, karşısındakini ‘pes’ ettirmenin heyecanını yaşayabilir. Ama burada karşımızda olan, bir kişisellik değil... Solcular kategorik olarak savunulması şart olan şeyleri savunuyorlar ve bu savunmayı da belirli bir dil üzerinden yapıyorlar. Öyle ki sanki bu savunma sizi daha da ‘solcu’ yapıyor ve salt bu niteliğinizle haklı hale gelebiliyorsunuz.

Diğer bir deyişle solcuların epeyce bir kısmı ‘anlamak’ diye bir meseleye sahip değiller. Dolayısıyla da kendi ideolojik geleneklerini, cemaatsel yapılarını ve ahlak anlayışlarını da anlamaya yönelik, bir gayret göstermiyorlar. Dahası bu tür çabaları bir tehdit olarak algıladıkları için, anlamayı bizatihi bir saldırganlık olarak görüyorlar. Ne var ki gerçek bir tartışma, soru sormayı ve düşünmeyi gerektiriyor... Böyle bir tartışmada anlamlı sözler söyleyebilmek ise samimi, açık ve cesur olmaya muhtaç. Çünkü anlamlılık, tartışmayı izleyenler nezdinde geçerli olması gereken bir özellik ve genel kamuoyu samimiyet ve cesareti görme konusunda hiç de problemli sayılmaz.

Ertekin de bir hayal kırıklığı oldu... Tartışmanın ima ettiği soruları görmezden gelmekle kalmayıp, bunlara yanıt vermekten kaçarken, bir taraftan da kendisinin bütün konuları tek tek cevapladığını ve muhatabının çelişkileri nedeniyle daha fazla konuşmak istemediğini söyleyebildi. Bu bir ahlaki zaaf... Düşünmekten kaçmanın karşılığı, açıkça bel altından vurma anlamına gelen sahte zekâ gösterileri ile izale edilemez. Çünkü durum ortada: Türkiye solculuğu geçmişte de bugün de, latent etnik ayrımcılığa dayalı bir milliyetçiliğin ve laiklik etrafında oluşturulmuş modernist bir bağnazlığın etkisi altında. Bu ikisinin birleşimi, bazı sol akımların zaten teşne oldukları devletçilikle doğal bir uyum gösteriyor. Bütün bunların üzerine de solcuların kendilerini toplumun genelinden daha ‘bilgili’ ve ‘ileri’ görmelerine neden olan bir kibir var... Asgari sorumluluk bu durumu görmekle başlıyor.

Meğer Ertekin de bu kuşatıcı atmosferin dışına çıkabilen biri değilmiş... Onun da tercih ettiği yol, onyıllardan beri bir takım solcuların dilinin aynı. Yüzleşmekten korkan, kaçınan bir tavır... Kutsalların ve tabuların korunmasına, kötülüğün daima dışardan aranmasına dayanan bir duruş... Polemiğin karşısındakinin açıklarını yakalamak kadar, soruları göğüslemek de olduğunu kavrayamayan bir çiğlik... Büyük kavramların peşinde gitmeyi, büyük ideallerin adamı olduğunu vurgularken, kendi etrafında yaratmış olduğun küçülmenin sorumluluğunu almamak... Ahlakçılığa sığınarak kendi ahlaktan kaçışının görünürlüğünü gidereceğini sanmak...

Bu durumun kişisel olduğunu hiç sanmıyorum. Öylesine yaygın bir ‘performanstan’ söz ediyoruz ki, bu tıynetsizliğin herhangi bir tek kişiye veya kişiliğe yüklenmesi haksızlık olur. Türkiye’de solculuk giderek bir ideolojik kült haline geldi. Bu solculuk solcuları yüzeyselleştirmekle kalmadı, onları ahlaksızlığa da teşvik eden bir kapalı ortam oluşturdu. Ve bu ortamın solcuları da nihayette ‘solculuk’ denen şeyi yozlaştırdı.

Artık arınmanın ve yeni bir başlangıcın zamanı gelmiş olmalı... Geçmişle yüzleşmekten korkmayan, kendi yaptıklarının farkında olan, samimiyetten ürkmeyen, oportünizmin ve otoriterliğin sularında yüzmeyen bir sol için...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.