1. HABERLER

  2. DÜŞÜNCE - YORUM - ANALİZ

  3. Soçi Olimpiyatları ve ardındaki gerçek
Soçi Olimpiyatları ve ardındaki gerçek

Soçi Olimpiyatları ve ardındaki gerçek

A+A-

5 gün sonra, 7 Şubatta Rusya işgalindeki Soçi'de Kış Olimpiyatı yapılacak. Olimpiyata, Rusya'daki 83 federe birim arasında yer alan yerel halklardan Adıgea, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar cumhuriyetleri temsilcileri de katılacaklar. Ön planda ise Soçi'nin işgalcileri olarak Ruslar ve Rus Kazakları yer alacaklar. Putin yönetimi gerçekleri ve Soçi'nin Çerkes geçmişini gizlemeye, yok saymaya ve saydırmaya devam edecek. Rusya'daki Rus olmayan 21 cumhuriyet de Olimpiyata katılmak zorunda, çünkü emir yukarıdan, Moskova'dan geliyor. Cumhuriyetler Rusya devlet yapısı içinde yer alıyorlar, katılmama ya da Olimpiyatı kınama/ protesto gibi özgürlükleri, yetkileri yok.

Bunu biliyor ve anlıyoruz.

Soçi Olimpiyatları Tarihi ve Yerli Halkları yok sayıyor

Putin Soçi Olimpiyatı için Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ni bilgilendirirken Çerkes Soykırım ve Sürgününden vazgeçtik, Soçi'nin yerli halkı olan Çerkeslerin varlığını gizledi, yok saydı; Soçi tarihini de tahrif etti ve değiştirdi.

Putin Soçi'nin Rusya tarafından 1829 Edirne Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti'nden alındığını, daha önce Soçi'de Grek, Romalı ve Türklerin yaşadığını söyledi. Her nedense 1838 yılına, ardından 1864 yılına değin binlerce yıldan beri o yerde yaşamış olan yerli nüfusu Çerkesleri yok saydı. Yakışmadı. Tarih onu affetmeyecek.

Çerkesya'nın başkenti Soçi'de 13 Haziran 1861'de "Büyük Özgürlük Meclisi" adı altında son Çerkes Meclisi'nin toplandığı, son toplantının da Mayıs 1864'te Kbaada'da/ Atkuac'da/ şimdi Soçi Olimpiyatı'nın yapılacağı yer olan Krasnaya Polyana'da yapıldığı biliniyor. Rus, bu tarihi ve gerçeği anımsamak bile istemiyor, çünkü Rus açısından bu tarihi anımsamak, istenebilecek olan şeylerden değil. O tarih, bir ulusa, Çerkes ulusuna karşı alınmış olan ölüm kararına karşı, o ulusça, Çerkes ulusunca alınmış olan direniş kararını, onuru ve yiğitliği çağrıştırıyor. Rus anımsamak ister mi böyle bir şeyi?

13 Haziran 1861'de Rus istilâsına direnen üç Çerkes bölgesi (Abzah, Şapsığ ve Vıbıh) bir araya gelerek bağımsız bir devlet kurdu. Yeni devlet, Şapsığ, Vıbıh, K'emguy gibi bölge adlarını bir yana bırakmış, Adıge, Çerkes ulus adını benimsemiş ve bunu İstanbul, Londra, Paris'te de deklare etmişti (Bkz. Çuvıç Anjel, "Kırım Savaşı ve Ertesindeki Çerkeslerin Tarihi [1853-1856], Cherkessia.net, Tarih). Bu bakımdan modern bir devletti.

Yeni Çerkes Parlamentosu 15 üyeli idi. Ülke sınırı Karadeniz kıyıları boyunca uzanıyor, kuzeyde yer yer Kuban Irmağına, güneyde de şimdi Abhazya'da bulunan Bzıb Irmağına, doğuda da şimdi Adıge Cumhuriyeti'nin başkenti olan Maykop'a değin uzanıyordu. Bu sınırlar dışında kalan Çerkesya toprakları ise işgal altındaydı, o gibi yerlerde Rus idaresi vardı ve oralarda Rusya yasaları geçerliydi.

Özgür Çerkesya'da, Soçi Meclisi yasama, yürütme ve yargı yetkilerini üstlenmişti. Ortada bir Meclis Hükümeti modeli vardı. Yasama organı, değişik yasalar arasında bir vergi yasası çıkardı, idari ve yargısal düzenlemeler yaptı. Ülke özerk il, ilçe, bucak ve köy birimlerine ayrıldı, gerekli görevlendirmeler yapıldı. Mahkemeler kuruldu, modern bir ordu kuruldu. Her bir 100 aile adına 5 atlı askeri donatma ve besleme zorunluluğu getirildi.

Tüm kaynaklar yurt savunmasının emrine verildi ve ölümüne bir direniş başlatıldı. Bu örgütleniş ve mücadele yöntemi, 1920'de toplanan BMM'nin bir prototipi özelliğindeydi. Örgütlenmeler geliştirilirken, bir yandan da Rusya ile onurlu bir barış ve dış yardım arama çalışmaları başlatıldı.

Ancak 1856 Paris Antlaşması gereği Karadeniz her türlü savaş gemisine ve cephane yüklü teknelere kapatılmıştı. Sahil güvenliği dışındaki silâhlı teknelerin Karadeniz'e çıkması ve dolaşması yasaklanmıştı. Yasak İngiliz ve Fransız misyonları (görevlileri) tarafından yakından gözleniyor ve denetleniyordu.

Bu bakımdan Çerkeslerin dış ülkelerden silâh ve yardım almaları olanaksızlaşmıştı. Sivil tekneler bile denetleniyor, silâh ve cephane taşıyan tekneler tutuklanıyordu.

Çerkesler ne istiyorlardı?

1859 yılını 1860 yılına bağlayan kış mevsiminde Çerkeslere, özellikle Natuhaylara yönelik Rus politikası değişmiş, sürgün politikası açığa çıkmıştı. O tarihe kadar Ruslar işgal ettikleri yerlerdeki, özellikle dağlık bölgelerdeki küçük köyleri düze indiriyor, büyük köyler halinde bir araya topluyor, böylece Çerkesleri kontrol altına almayı amaçlıyor, halkın değişik biçimde de olsa yakın bir yörede kalmasına izin veriyordu. Boşaltılan küçük köyler de Kazak yerleşimcilere tahsis ediliyordu. Birçok Kazak köyü, bu nedenle hâlâ Çerkesce adlar taşıyor.

Ruslar 1860'da ele geçirdikleri Natuhay yöresi nüfusunu gemilere bindirip zorla Türkiye'ye göndermeye başladılar. Aynı sıralarda Türkiye'ye yönelik Kabardey, Oset ve Çeçen göçleri de başlatılmıştı. Bütün bunlar büyük bir felâketin habercileriydiler.

Direnen Çerkesya, ülkesini kaptırmak, daha basit bir ifadeyle ülkesini bırakıp Türkiye'ye sürülmeyi kabul etmek niyetinde değildi.

Soykırım ve toplu sürgünün asli faili, suçlusu Çar II. Aleksandr, Eylül 1861'de, Maykop kenti Hamketi yakınlarında Abzah bölgesi Çerkesleri ve Soçi Meclisi temsilcileri ile görüşmüştü, ancak tutumunda bir değişikliğe gitmemiş, şöyle buyurmuştu: "Çerkesler, düşünmeniz için size bir ay süre veriyorum, ya Osmanlı'ya göç ediniz ya da Kuban Irmağı boyunda gösterdiğimiz yerlere yerleşiniz, kararınızı da generalim Yevdokimov'a bildiriniz". Çerkeslerin yerleşimi için gösterilen Kuban Irmağı sol kıyıları, o sıralar orman ve sazlarla kaplı, bataklık ve sıtma yatağı ölüm tarlaları halindeydi. Karadeniz kıyısına koşut uzanan sıradağların doğusunda yaşayan Abhaz bölgesi Çerkeslerinin o gibi yerlere yerleşmeyecekleri, yerleşemeyecekleri de bilindiği için, kasten, yasak savma kabilinden o yerler gösterilmişti. Rus'un asıl amacı, ülkeyi Çerkessizleştirmek ve insansız olarak ele geçirmekti. Rus bunu gerçekleştirecekti. Rus, şimdi de bu amaca hâlâ sıkı sıkıya bağlı. Günümüzde savaştan nasibini almış Suriyeli Çerkeslere kasıtlı olarak Rusya'ya giriş izni verilmemesi bunun en kesin bir kanıtı niteliğindedir.

Sıradağların batı yamacı ile Karadeniz arasında yaşayan Şapsığ Çerkesleri ve Vıbıhlar için de Türkiye'ye göç etme dışında tek seçenek ölümüne direnmek ve toptan yok edilmek olabilirdi. Gerçek anlamda üçüncü bir seçenek yoktu. Daha zayıf bir bölge olan Abzahe, ağustos 1863'te Rus barış koşullarını kabul ederek savaştan çekildi. Abzahlar Rusların gösterdikleri yerlere ya da Türkiye'ye doğru göç etmeye başladılar.

Ekim 1863 sonunda Ruslarla Şapsığlar arasında ateşkese varıldı, Şapsığlar da savaştan yorgun düştüler ve Türkiye'ye göç etmeye mecbur kaldılar. Ancak kış koşulları ve Karadeniz'in gemi ulaşımına uygun olmaması (zaruret hali), Türkiye'nin de hazırlıklı olmaması nedeniyle, Türkiye'ye göç ertelendi ve Şapsığlara 6 Ekim 1864 günü akşamına değin köylerinde kalma izni verildi.

Geride küçük Vıbıh yöresi kalmıştı. Başkent Soçi ve Çerkes Parlamentosu oradaydı, Karadeniz askeri harekât için yasaklanmış olduğundan, Vıbıhe'ye, yöreye ancak Şapsığ, karlar erirse sıradağlardaki geçitlerden aşmak suretiyle Abzahe'den girilebilirdi.

Şubat 1864 sonlarında karların erimesiyle Ruslar Şapsığ yöresi üzerinden harekâtı başlattılar. Mart 1864 sonunda (yeni takvimle Nisan ayında) Vıbıh, Ciget ve Ahçıpsı yöreleri de Ruslara boyun eğdi. Çar'ın kardeşi, Kafkasya Genel Valisi ve Kafkasya Orduları Başkomutanı Veliaht Prens Mihail Nikolayeviç, Türkiye'ye göç için Çerkeslere bir aylık hazırlanma süresi verdi, Çerkeslere kıyıda toplanmalarını emretti, emre uymayanların üzerine askeri birliklerin sevk edileceğini bildirdi.

Bir aylık süre dolduğunda, daha güneydeki dağlarda yaşayan Ahçıpsı, Aibga ve Pshu köylerinin emre uymadıkları ve köylerinden ayrılmadıkları saptandı. Bunun üzerine 4- 11 mayıs 1864 günlerinde Rus birlikleri bu üç köye yönelik bir harekât başlattılar. Ahçıpsı ve Pshu köyleri direnme güçlerini kaybederek kıyıya indiler ve Türkiye'ye göç ettiler. Erişilmesi zor, sarp bir yamacın sırtında olan Aibga köyü tek başına direnmeye karar verdi, 11 mayıs günü boyunca direndi, ancak Ruslar, akşam üzeri köyün bulunduğu düzlüğe ulaşmayı başardılar. Köyün kenarından geçen bir ırmağın ötesindeki ormana sığınan köylüler, ertesi gün elçiler göndererek göç etmeyi kabul ettiler ve kıyıya inerek Türkiye'ye göç ettiler (Daha geniş bilgi için, bk. Semen Esadze, "Çerkesya'nın Ruslar Tarafından İşgali").

Bununla birlikte Çerkesya'nın Ruslar tarafından işgali bütünüyle tamamlanamadı. Bu tarihten bir yılı aşkın bir süre küçük Hak'uç kabilesinin direnişi devam edecekti (Bkz. "Hak'uç"- Vikipedi; T. Polovinkina, "Çerkesya, Gönül Yaram"). Direniş, 1865 yılı son çeyreğinde Hak'uçların Rus birlikleri tarafından toplu imha edilmesi ile son bulacaktı (Bir Hak'uç direnişi örneği için bkz. Nıbe Zayır, "Bir Köyün Tarihi", Cherkessia.net, Tarih).

Soçi'ye ve Özgür Çerkesya'ya ne oldu?

Çerkesya'nın işgali ile birlikte, Rus hükümeti tarafından halkının toptan sürülmesine karar verilen 1861 yılının Özgür Çerkesyası, Rus Kuban Ordusu yönetimine verildi ve yasak bir askeri bölge haline getirildi. Bölgedeki bütün köy ve yerleşimler Rus askerleri ve Kazaklar tarafından istisnasız ateşe verilip yakıldı. Meş'um/ uğursuz Çar II.Aleksandr öyle buyurmuştu. Tarlalar atlara çiğnetilip tahrip edildi, meyve ağaçları bile bir bir kesildi. Rus, sonunda tabuta son çiviyi çaktı. Ancak o tabutun içinde kendi de kaldı. Yıllar sonra, sivil yerleşime izin çıkması üzerine, Rusya'dan getirilip kıyı bölgelerine yerleştirilen Rus nüfus sıtma nedeniyle kitlesel halde ölmeye başladı. Ayrıca dağlarda süren perakende Hak'uç direnişi de yerleşimcileri caydırıyordu.

Bu geçen zaman içinde Çerkesya'nın Karadeniz kıyı bölgesi aç kurtların ve çakalların uluduğu korkunç bir cangıla, vahşi ormana dönüştü. Neresi orman, neresi tarla seçilemez oldu.

Oysa kıyı bölgesi su kanalları ve yollarla bezeli uygar bir yöreydi. Yabancı gözlemciler Çerkes bahçe ve tarlalarını İngiltere'ninkilerle karşılaştırıyorlardı. İleri bir tarım ve uygar bir yaşam vardı. Gezginlerin yazıları bu ve benzeri örneklerle doludur. Tarlalar, taraçalar halinde sırtlara doğru uzanıyordu. Sayısız köy ve karınca misali kalabalık bir nüfus yaşıyordu oralarda. Sonuç olarak Rus, İngiliz askeri tarih yazarı W.E.D. Allen'in ifadesiyle Asya'nın en ileri/ en uygar kabile/ köylü kültürüne sahip bir halkını yok etmişti (Bkz. "Kafkas Harekâtı, 1828- 1920 Türk- Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi", Ankara, 1966).

İşgal sonucu, elde kalan bu son toprakta ya da Özgür Çerkesya'da tek bir Çerkes nüfus bile bırakılmadı. Anapa'dan Gagra'ya değin tüm Karadeniz kıyıları yerli nüfusundan tamamen temizlendi.

Rus askeri birlikleri Veliaht Prens Mihail Nikolayeviç komutasında 21 Mayıs 1864'te Soçi yakınındaki Atkuac köyünün Kbaada adlı çayırında toplanıp bir dini ve askeri törenle Çerkes ulusunun imha edilmiş olmasını ve Çerkesya'nın işgalini kutladılar, Çar'a sonucu telgrafla bildirdiler. Tören sırasında Ortodoks papazlar Kutsal Haçı dolaştırdılar, askerleri kutsanmış su serperek kutsadılar, madalya ve nişanlar dağıtıldı.

Bu uğursuz törenin yapıldığı yerde, şimdiki adıyla Krasnaya Polyana (Kırmızı Çayır) denen yerde 2014 Soçi Kış Olimpiyatı yapılacak. Ama Olimpiyat Meşalesini işgalci, soykırımcı Ruslar ve Kazaklar taşıyacaklar.

Rus, Soçi Kış Olimpiyatı ile işlediği soykırım, etnik temizlik ve bir dış ülkeye/ Türkiye'ye yönelik toplu sürgün olayını gizlemek, suçun üzerini örtmek istiyor. Uluslararası Olimpiyat Komitesi de, ne yazık ki paranın tutsağı oldu, haksız ve kirli tarafta yerini aldı. Bu uğursuz işbirliğinin gücü, Çerkes soykırım ve toplu sürgününün üzerini örtmeye yetmeyecektir. Soçi Olimpiyatı amacına ulaşamayacaktır.

Soçi Kış Olimpiyatı işte budur. Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Soçi'ye gidecek, bu uğursuz gösteriye katılacak ve Putin'le kucaklaşacakmış. Ne diyelim, hayrını görsün diyelim

Çerkes Araştırmacı,Yazar

Hapi Cevdet YILDIZ

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.