1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Şizofrenik kırılma
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Şizofrenik kırılma

A+A-

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği seçimlerinde sürpriz yaşanmadı. Türkiye uzun zamandır istediği bu pozisyona nihayet kavuştu... Avrupa’dan gelen adayların zayıflığı bu sonucu büyük çapta mümkün kılmış olsa da, aslında belirleyici olan küreselleşen dünyada Orta Doğu bölgesinde aktör olmayı becerebilecek bir üyeye ihtiyaç duyulmasıydı. Diyalogun ve karşılıklı iknanın giderek önemsendiği bir uluslararası siyaset atmosferinde, sorunların yaşandığı her bölgede dengeleri destekleyecek ‘taşıyıcılar’ üretmek son derece mantıklı gözüküyor. Dolayısıyla dünya sisteminin de Türkiye’ye daha fazla muhtaç olduğu, bu ülkeyi daha fazla işlevsel kılabileceği bir döneme girmiş durumdayız.


Ancak Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin tamamen dünya dinamiğinin sonucu olduğunu da söylemek haksızlık olur. Çünkü Türkiye’nin son beş-altı yıl içinde izlediği bilinçli ‘çokyönlülük’ ve ‘barışçıl çözümler’ arayışı da herhalde bu sonucun elde edilmesinde epeyce etkiliydi. Ülkenin dış politikasındaki iki büyük sistematik eğilimin ilki ilişkilerin yaygınlaştırılması ve çeşitlendirilmesini içermekteydi. Böylece Türkiye sadece kendisiyle veya kendi çevresiyle değil, tüm dünya ile ilgilenen bir ülke olarak kendini yeniden tanımladı. Ama daha da önemli değişim, meselelere bakma biçiminde, yani siyasetin içeriğinde ortaya çıktı. Geleneksel olarak sorun alanlarına çatışmacı bir paradigmanın içinden bakmaya alışmış olan Dışişleri Bakanlığı, AKP iktidarında bu bakışı terk etti... Sorunların konuşarak ve anlaşarak çözülebileceği varsayımını temel almaya ve enerjisini bu varsayım üzerine bina etmeye başladı. Dolayısıyla eskiden sorunları kalıplaştırmaya, dondurmaya ve olabildiğince gündem dışı tutmaya alışmış olan bir tutumdan, tam tersine meselelerin üzerine gitmeye, inisiyatif almaya hazır bir tavıra geçildi.


Bu yeni bakış tarzı, Türkiye’nin küresel dünyanın aktörü olmaya aday bir ülke olarak düşünülebilmesine neden oldu. Ve sonuçta tam 47 yıldır sürdürülen bir hayal, dünya konjonktürünün de elverişli olması sayesinde gerçekleşti. Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi hemen her meselenin çözümünde rol almaya hazır ve son derece hevesli görenler şaşırmasın... Çünkü bu durum Türkiye dış politikasının uzun süre bastırılmış olan kendini kanıtlama ihtiyacını yansıtacak.


Ancak dış politikada giderek aktif olacak olan Türkiye’nin yurt içinde şizofrenik bir kırılmaya doğru gitmesi de kaçınılmaz gözüküyor. Bunun nedeni dışarıya karşı kullanılan dilin ve savunulan tutumların iç meselelerde kullanılma zorluğudur... Başkalarına tavsiyelerde bulunurken diyalogu, çözümü, adaleti savunan bir ülkenin, iş içerdeki sorunlara geldiğinde bir anda tam tersi bir tavra kayması kabul göremez. O nedenle örneğin Kürt meselesinde, Türkiye’nin kendi dış politikasında kabullenmiş gözüktüğü ilkelerin aynen geçerli olması beklenir. Bu ise AKP hükümetinin beceri alanının dışında kalacak gibi gözüküyor... Çünkü hükümet ayakta ve rakipsiz kalmanın karşılığı olarak askerle kötü geçinmeme stratejisine çok daha yatkın duruyor. Son dönemde askere verilen destek mesajlarının da anlamı burada. Belki bu çıkışlar önümüzdeki seçimde Diyarbakır belediyesinin kazanılmasını zorlaştırır gibi gözüküyor, ama o zamana kadar atılabilecek birçok başka adım da olacak. Buna karşılık bugün askere verilen destek, askerin de hükümete muhtaç olduğunu hatırlatmakla kalmıyor, muhalefete de anlamlı bir ‘devletçi’ pozisyon bırakmıyor.


Diğer bir deyişle dış politikada kendinden emin bir adalet dağıtıcısı ve âkil ülke olmak isteyen Türkiye’nin içerde henüz ‘cambaz’ siyasetinin ötesine geçtiğini söylemek zor. Ne var ki bu ortam aynı zamanda çözümsüzlüğü ima ettiği için, Kürt meselesinin de daha çatışmacı bir atmosfer içinde karşımıza çıkma ihtimalini artırıyor.


Türkiye’nin söz konusu şizofrenik durumu uzun süre taşıması ise imkânsız. Büyük hayallerle elde edilen Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin büyük bir utanç ve yük olma durumuyla da karşılaşılabilir. Çünkü demokrasinin ima ettiği reform adımlarını atamayan, temel özgürlükleri bastıran bir ülkenin, kendisini dünyanın geri kalanına bir ‘sorun çözücü’ olarak tanıtmaya çalışması gülünç olur... Öte yandan bu üyelik tam tersine içerdeki devlet zihniyetini dönüştürmek için bir kaldıraç gibi de kullanılabilir. Bakalım AKP’nin çıkarcı ve fırsatçı yanı ile karşı karşı geldiğinde, bu yeni ilkesel duruş ne kadar işlevsel olabilecek...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.