1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Siz Hep Böylesiniz Zaten!
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Siz Hep Böylesiniz Zaten!

A+A-

     Adalet, gün gelir herkese lazım olur.  Adaleti ayakta tutmak ve her halu karda haksızlığın/haksızlıkların her türlüsüne karşı çıkmak, her şeyden önce insan olmanın gereğidir. Onur, haysiyet, şeref her kes için gereçli olan mefhumlardır/değerlerdir. Aynı zamanda hiçbir insanın/toplumun kanı, başka bir insanın/toplumun kanından daha değerli veya daha değersiz olmadığı gibi; aynı şekilde hiç kimsenin canı da başkasının canından daha kıymetli veya kıymetsiz değildir. Üstünlük/değerlilik, herhangi bir beşeri özelikten değil, insani vasıflarla mücehhez olmasına bağlıdır. Başka bir ifade ile İnsanın, insanlık hasletlerini kuşanmasına bağlıdır ki, bu hasletlerin tamamı da Rabbani doğrulardan kaynaklanmalıdır. Rabbani doğrular üzerinde olmayanlar; cehalet çukurunu yuvarlanmaya mahkûm olurlar. Ancak Rabbani doğruları kuşananlar adaletten, haktan, hakkaniyetten söz edebilirler. Aksi durumda insanlar, adalet açısından en hafif benzetmeyle kuzulara kral olan gözü aç kurda benzerler. Hayvani hırsla yemek, parçalamak, dağıtmak, yok etmek, bozmak... Ama şüphesiz ki bir hayvan masumluğunda değil; yeryüzünün en şedid, en gaddar, en zalim varlığı oluverirler.

     Günümüz egemen batı toplumları, her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmekte ve kendi menfaatlerini insafsızca her şeyin üzerinde telakki etmektedirler. Hal böyle olunca da, insanlar/toplumlar arasında tam da bir haksızlık, hukuksuzluk başını alıp gitmektedir. Böylece bütün bir yeryüzünü ayrılık,  düşmanlık, kin ve nefret kıskacı sarıp sarmalamaktadır. Çağımızda yaşanan sıkıntılar, belki de insanlık tarihinin hiçbir döneminde görülmemiş, yaşanmamış çap ve büyüklükteki sıkıntılardır… Bütün bunların baş nedeni de, bu gün “medeni” olarak geçinen bencil, sorumsuz ve haydut karakterli acımasız batı dünyasıdır. Zira bu gün, dünyaya tasallut eden batı dünyasının hiçbir insani, vicdani, ruhani değeri kalmamış ve tamamen dünyevileşmiş bir hal üzeredir.

     Hemen, hemen her gün düzinelerce katliamlar yapılırken, insan hayatına bir hiç uğruna kastedilirken, batı dünyasının kılı kıpırdamamaktadır. Ama sıra kendilerinden birine gelince veya kendileri hafiften herhangi bir acıya/ağrıya maruz kalınca kıyameti koparmaktadırlar. Bunun en son örneğine de Paris katliamında şahit olduk. Aslında Paris olayı bir katliamdan ziyade ektikleri kin, nefret ve zulüm tohumlarının çok cüzi bir kısmının hasat edilmesidir. Bir bakıma yaptıklarının çok az bir kısmıyla küçücük bir karşılaşmalarıdır. Evet, on iki kişinin hayatını kaybettiği olay nedeniyle bütün dünyayı ayağa kaldırdılar. Kendi yaranlarını/menfaatperestlerini tez elden etrafına toplayarak, en zorbasından bir gövde gösterisinde bulundular. Katliamdan, terörden, insan hayatının değerinden ahmakça bahsettiler. Hatta başımıza insan kesildiler, insancıl oldular(!) Çünkü bu defa olumsuzluklar kendilerine dönmüştü. Çünkü bu seferlik kendi canları acımıştı. Çünkü kendileri bu sefer rahatsızlık duymuşlardı. Ve kendilerine bu rahatsızlığı verenler, hemen en daniskasından terörist ilan ediliverilmişlerdi!!!

     Batı emperyalizmi oldu olası zaten hep bencil, hep sadist, hep öz çıkarlarını putlaştıra gelmiştir. Başkalarının kanı ve canı üzerine hep gelecek kurmuşlardır. Hiçbir zaman başkasının acılarını, sıkıntılarını görmedikleri, duymadıkları gibi, hatta bu türden olumsuzlukları her daim kendileri için birer çıkara dönüştürmüşlerdir. Özellikle sanayi devriminden sonra nice insanı karın tokluğuyla çalıştırarak, sınırsız maddi kazançlar elde etmişlerdir. Hatta Afrikalı nice insanı pazarlarda alıp satmışlardır. Zaten birkaç asırdır yaşadıkları şaşalı hayatın da temelinde mazlumların kanı, canı ve malı vardır. Şimdiye kadar sürdürülen sefa artık tükenmek üzeredir. Belki de bundan dolayıdır ki yirmi birinci asır itibariyle yeniden acımasızca saldırlar yapmaktadırlar…

     İnsan hayatına, ne olursa olsun saygı duyulmalıdır. Kim olursa olsun Allah’ın verdiği canı alma hak ve salahiyetine sahip değildir, olmamalıdır. Her bir insan, istediği hayat tarzını hiçbir tehdide maruz kalmadan yaşama özgürlüğüne sahip olmalıdır. Bu ateist de olabilir, herhangi bir dine de mensup olabilir ve Müslüman da olabilir. Yani batılı bir insanın sahip olduğu haklara; dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın ve kim olursa olsun, istisnasız her kes sahiptir, sahip olmalıdır. Hiç kimsenin hayatına kastedilmemelidir. Eğer, kim olursa olsun birinin hayatına kastedilirse de, insanlığını yitirmemiş insanlar tarafından muhakkak en şiddetlisinden tepki gösterilmelidir. Bir Filistinli, bir Kürt, bir Arakanlı, bir Nijeryalı, bir Iraklı, bir Angolalı, bir Suriyeli… Evet, istisnasız bir şekilde kim ve nereli olursa olsun, insanlar hep aynı değerde olmalıdır.

     Maymun iştahlı batı emperyalizmine bakıldığında; bu ölçüsüz iştahları sadece bu gün değil; asırlardan beridir topyekûn insanlığın baş belası olmuş bulunmaktadır. Zira bu dünyadaki ölçülü imkânlar içinde ölçüsüz bir şekilde harcama/savurma yaşam biçimi, bu ölçüsüz insanları kendi dışındaki insanlara zulmetmeye yöneltmiştir. Belki de makineleşme çağından itibaren batı kültürünün en bariz özelliği; bu ölçüsüz harcama savurganlığının getirdiği insafsızlık insanlığın kangreni olmuştur. İnsanlar, sınıflara ayrılmış ve güya medenileşme adına cahilleşmenin en alası yaşanır hale gelmiştir. Bir taraftan ölçüsüzce ve barbarca maddi refah içinde yüzen bir sınıf oluşturulurken; diğer yandan maddi zorluklar ve darlıklar içinde bin bir haksızlığa mahkûm edilen mazlum yığınlar meydana getirilmiştir. Bu zalimce makas, gittikçe genişlemekte ve günümüzde dünya çapındaki nice toplumsal hareketliliklere, zulümlere, isyanlara; hak aramalarına, yeniden kendini bulma çabalarına ve benzeri olaylara yol açmaktadır.

     Artık insanlık asırlardır sırtındaki bu kamburu taşıyamaz hale gelmiştir. Ciddi manada toplumsal değişmeler ve gelişmelerin ayak sesleri kulakları tırmalamaktadır. Bu sesler, her bir insanın ve toplumun kendi öz değerlerini ve öz benliğini özgürce yaşama arayışına sevk etmiştir. Bu arayışlardır ki; insanlığın yitirilmesi ve her türlü zulüm ve zorbalığın hayata yansıması pahasına olan günümüzü cehaletin tam aksine bir seyir çizme istidadını göstermektedir. Yeniden bir dirilişin ve silkinişin emareleri yeniden insanlığın tarih sahnesine çıkmasına rehberlik edecektir. Bu yeniden diriliş çabalarına en tezinden ve en etkin bir biçimde katılmak ve destek olmak, özellikler her bir Müslüman’ın olmasa olmazı olmalıdır. Yarın hesap gününde tabiri caiz ise, bu yeni kıyamın neresinde olduğumuza dair bir sorgulamaya da tabi olabiliriz. Tıpkı efendimizin kendi devrinde cahiliyyeye karşı vermiş olduğu onurlu ve tevhidi mücadeleyi, bir bakıma bu gün de bizler vermek durumundayız. Zira günümüzde, insanlığı kasıp kavuran cahiliye muhakkaktır ki o ‘devri cahiliyye’ ye rahmet okutmaktadır. Bu gün dünyanın dört bir tarafında on milyonlarca masum insan inim, inim inlemektedir. Nice mazlum insanlar ve halklar, yürek burkan uygulamalara maruz kalmaktadırlar. Elbette ki bütün bu uygulamalar, insanlığın bittiği yerdir. Yeniden insanlığın dirilişi için hassaten Müslümanların ciddi manada hayat sahnesine etkin bir şekilde atılmaları ve belki de inisiyatif almaları zorunlu hale gelmektedir.

     Elbette ki böyle bir inisiyatifin sağlanabilmesi için de, Müslümanların istisnasız bir şekilde ilahi ölçülere riayeti, daha doğrusu teslimiyeti icap eder. Müslümanların, bu gün iddiadan ziyade ispat konumunda olmaları gerekir. Yani insanlık için İslam’ın yegâna kurtuluş reçetesi olduğunu bariz bir şekilde yaşayarak göstermeleri lazımdır. İslam toplumunu yeniden oluşturmanın, inşa etmenin yollarını aramak gerekir. Unutulan, göz ardı edilen, belki de kasten yok edilmeye çalışılan İslami adap, edep, kişilik, terbiye, insan ilişkileri, kurum ve kuruluşların yeniden ihyası yoluna gidilmelidir. Peygamber Efendimizin yaptıkları gibi, yeniden bir toplum inşa etme gayretine girişilmelidir. Elbette ki bu çabalar kolay olmayacaktır. Zira toplumsal devinimler tarih boyunca hiç kolay olmamıştır. Ama bu uğurda adanmışlara ihtiyaç vardır. Özelikle İslami yapıların/camiaların bu gibi çabalara öncülük etmeleri, gerekirse topluma rehberlik etmeleri gerekir. Toplum içinde gözlenen gayri İslami tutum, tavır, davranış, adet, gelenek, görenek gibilerinin ıslahın çalışmalıdır. Aynı şekilde akidevi, fıkhi saplantıların bile yer yer boy gösterdiği İslam toplumunda, bütün bunları dirayetle, ferasetle giderilmesine çalışılmalıdır. Gözden kaçırılmamalıdır ki bu türden çalışmalar, en başta İslami camiaların birinci derecede sorumluluğudur. Bu sorumluluk yerine getirilmediği sürece,  Müslümanlar olarak Rabbimiz katında büyük bir vebal altında kalınacağı gibi; bir yandan da insanlık âlemi içinde sürekli mağdur ve mahzun olma durumunda kalınacaktır. Yeniden ümmet olarak gereken izzetin ve insanlığa rehber olabilmenin idrak ve sorumluluğuna ulaşabilmek temennilerimle, cümlemiz Allah(CC)’a emanet olalım. Selam ve dua ile


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum