1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. ‘Siyasette zorlama yoktur!'
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Siyasette zorlama yoktur!'

A+A-

19 yıl sonra Şeyh Raşid el Gannuşi'yi ziyaret etmek çok hoştu. Onu 1996'da Londra'da bir binanın zemin katında ziyaret etmiştim. Salonda tek bir kanepe, yerde bir kilim, sağda solda kitaplar vardı, başka da bir şey yoktu.

      Gannuşi, İslamcı akımlar geleneğinde farklı bir çizgiyi temsil eder, İhvan kökenlidir ama onlardan çok daha geniş bir fikri ve siyasi vizyona sahiptir. Bazı konularda görüş ayrılığımız olsa da, İslam aleminde kendime en yakın gördüğüm zattır.

      Aslında Tunus modern ve postmodern zamana hem uyum sağlayamayan, hem aşmasını da beceremeyen İslam aleminin küçük bir maketi hükmünde. İslamiyet'i referans almayan siyasi ve fikri akımların tamamı sosyolojik bir temele dayanıyor, dolayısıyla bunları birbirleriyle mücadele eden “itikadi fırkalar” şeklinde görmek yanlış. Liberal, solcu, sosyalist veya milliyetçiler İslamiyet'i referans almıyorlar. Tunus'taki siyaset sözcülerinin tamamı Nahda'dan ilk korkularının “Şeriatı geri getireceği” noktasında toplanıyor. “Şeriat'ın geri gelmesinden neyi anlıyorsunuz?” diye sorduğumuzda “yaşama biçimine müdahale ve gelirlerse bir daha gitmezler” diyorlar. Burgiba'nın uyguladığı otoriter ve radikal laiklik güçlü bir seküler STK'lar ve kadın hareketi doğurmuş, bu iki kesim de Nahda'ya karşı. Ortada iki seçenek var: Ya çatışma yoluna gidilecek veya birlikte yaşamanın yolu bulunacak.

      Gannuşi, “Biz kimsenin yaşama biçimine müdahale etmeyeceğiz” demenin yeterli olmadığına kanaat getirip pratik ve somut adımlar atmanın inandırıcı olacağını düşünmüş. İlk attığı adım ülkeye gelirken “devlet başkanı” olmayacağını açıklaması oldu, isteseydi kolaylıkla devletin başına geçerdi. İlk kargaşanın atlatılmasından sonra Nahda hükümet kurdu ve Ekim-2011/Şubat-2014 arası iki yıl yönetti. Ama Gannuşi, yılların enkazı altında kalacaklarını, faturanın kendilerine çıkacağını düşünüp; gösteriler artınca ve iki önemli siyasetçi öldürülünce hükümetten çekilebileceklerini açıkladı. Bu bizde bazı aklıevvellerin iddia ettiği gibi “Gördünüz, Tunus'ta Müslümanlar iktidarı laiklere devretmeyi kabul edince darbeden kurtuldular, Türkiye'de de bunu istiyorlar” türünden kestikleri ahkamın tamamen dışında bir analiz ve politik mülahazanın ötesinde bir siyasetti. Şöyle ki:

       İlki Mısır türü bir darbe önlendi. İkincisi Nahdacıların fikri hazırlığı yoktu, zindanlardan ve diyasporadan hükümetin başına geçtiler; iktidarda diretmeleri durumunda bir yandan otoriterleşip acımasızlaşacak, diğer yandan yolsuzluk ve yağma yapanlar onların kartvizitini kullanacaktı. Bu potansiyel hâlâ Nahda'da var. Daha önemlisi, kısa zamanda düzeltemeyecekleri adaletsiz bir düzenin başında kalmak İslamcıların dışındaki muhalefet gruplarının (21 parti) onlara karşı birleşmelerini sağlayacaktı ki, bir anda geçmişte muhalefeti birleştiren Burgiba-Bin Ali'nin yerini Nahda alacaktı. Gannuşi, yeni bir anayasa, bir geçiş/teknokrat hükümetin kurulması ve seçim tarihinin belirlenmesi şartıyla iktidardan çekilebileceklerini açıkladı, üçü de oldu. Ekim-2014'te yapılan seçimlerde Nahda, yüzde 31 aldı. Yüzde 41 oy alan Nida iktidara geldi ama eski düzen devam ediyor, Nahda'ya karşı bir araya gelenler şimdi birbirlerine düşmüş bulunuyorlar.

       Nahda zaman kazandı. Bu arada modern siyasetin daha derin sorunları üzerinde düşünmeye başladılar. Gannuşi, geçmiş siyaset alışkanlıklarının bugün iş görmediğini düşünüyor. Medine Vesikası onun da referanslarından biri. Eğer toplum komünistleri istiyorsa –bizim temel hak ve özgürlüklerimize karışmaması kaydıyla- onların iktidarına razı olabileceklerini söylüyor. Eğer siyasetin yapımında İslamiyet'i referans alıp din ile siyasetin birbirinden ayrılmayacağını düşünüyorsak, siyasette çoğulculuğu bittabi kabul etmek zorundayız. Bana gülerek söylediği şu cümle fikriyatını özetlemeye yeter: “Siyasette zorlama yoktur (La ikrahe fi's Siyase)!” Yani aslında “Din seçiminde zorlama yoktur (La ikrahe fi'd Din)” (Bakara, 256.)

       Nahda, iktidardan çekilebilmekle her şeyin siyasetten ibaret olmadığını da anlatmış oldu, aslolan özgürlüklerin, adaletin tesisi, bir arada yaşamak ve hukukun üstünlüğünün korunmasıdır.

     Tunus İslamcılarının iki avantajı var: Biri başlarında ilmi ve fikri donanımı olan dirayetli bir liderleri var; diğeri İslami gruplar birbirleriyle rekabet ediyorlar ama Türkiyedekiler gibi “Siyasal İslam-Sosyal İslam” diye tam ortadan ikiye bölünmüyorlar.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.