1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Siyaseti Maskaralığa İndirgemek
Siyaseti Maskaralığa İndirgemek

Siyaseti Maskaralığa İndirgemek

A+A-

Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararla görev ve yetki alanını aşarak hukukun dışına çıktığı noktasında büyük bir ittifak oluştu kamuoyunda. Aklın yolu bir ne de olsa. CHP’yi ve onun başkanı Baykal’ı bir tarafa korsanız(ki, bu nevi gelişmelerde mantıklı olanı CHP’yi hep bir kenara koymaktır) söz konusu kararı savunan, haklı bulan çok az kimse var. Bu az kimselerin de ifade ettikleri gibi bir inanç taşıdıklarını sanmıyorum. Kendilerini her hal ve şerait altında “AK Parti’ye karşı olmak” frekansına kilitledikleri için AK Parti’nin söylediğinin aksine tutum almayı vatan sevicilik sayıyorlar. Konuyu hukuki açıdan ele alacak değilim, işim de değil. Bu ülkede yaşayan sıradan bir yurttaş olarak bir takım sevimsiz gelişmeler paralelinde herkesin duyduğu endişeleri sesli düşüneceğim. Şöyle ki: Refah Partisi, “inançlara saygı” olarak çerçevelendirilebilecek bir açılımla seçimlerden tarihinin en yüksek oyunu alıp iktidar olunca programını gerçekleştirmede neredeyse hiç mesafe alamadı. Aksine, Refah Partisi’nin iktidarın büyük ortağı olduğu günlerde gündem, hiç olmadığı kadar muhafazakar kesime karşı gerildi. Öyle ki, RP, tabanının taleplerini dinlemek bir yana sürekli ithamlara maruz bırakılıp savunma hattına itildi. Kasetler, tertipler ve gazetelerin pompaladığı “dehşetengiz irtica senaryoları” ile ülke kasıp kavruldu epey zaman. Sonrası malum. “Neden söylediklerinizi gerçekleştirmediniz?” sorusuna muhatap olan Refah Partililer, hep şu savunmayı yaptılar: “Karar alacak kadar sayımız olsaydı yapardık ama ortağımızı ikna edemedik…” AK Parti’ye yönelişlerin önemli bir kısmı kendisini 28 Şubat’ta mağlup sayan, çözümün çoğunluk olmaktan geçtiğine inanan muhafazakar tabandan gelmektedir. Refah Partisi’nin içinin bir anda boşalması, ANAP’ın, DYP’nin merkez sağ için umut olmaktan çıkması, kitlelerdeki çözüm arayışının ve güçlü olmak arzusunun bir sonucudur. AK Parti’nin sandıktan çıktığı andan bugüne değin çoğunluk olmanın gereği özlemle beklenmiştir. Karar almaya yetecek kadar çoğunluk elde edilmiştir ama bu kez de sistemin geçit vermez engelleri belirmiştir. CHP’nin siyasi arenada temsilciliğini üstlendiği ve kendisini ülkenin hamisi sayanlar, öylesine bir direnç ortaya koydular ki, yaşanan karmaşa, kitlelerin demokrasiye olan inancını çok ciddi zedeledi. Askeri darbelerle elde edilen yeni sermaye sınıfı ve icazetli siyasi partiler dönemi, bir türlü gerçekleştirilemeyen darbeler nedeni ile tekrarlanamıyor. CHP’nin muhtaç olduğu bu iksir verilemediğinden yarışı hep karşı mahallenin çocukları kazanıyor. Hiç hesapta olmayan kara kuru adamlar, iş adamı oluyor, sakallı, ter kokulu Anadolu çocukları milletvekili, bakan, başbakan olup memleket işlerini idareye yelteniyorlar. Kafalarının içinde saklı duran düşünce sistematiği üç aşağı beş yukarı böyle. Anayasa Mahkemesi, görev ve yetki kapsamında bulunmayan bir konuda aldığı kararla Refah Partisi ile yarım kalan ve AK Parti ile yeniden bir umuda dönüşen süreci onarılamaz bir biçimde çökertti. Başını Deniz Baykal’ın çektiği güruh, şimdiden “çok önemli bir içtihat” demekteler karar için. Belli ki, “Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verebilir mi?” kısmıyla ilgilenmek gereği bile duymamışlar. Peki…yıllardır, iktidarların peşi sıra koşarak, kimlikleri ile var olma arzularının gerçeğe dönüşmesi için didinen kesimlerin yaşadığı bu son ve büyük hayal kırıklığını nasıl telafi edeceğiz? Parlamentoya gönderdikleri çoğunluğun kendileri adına bir yasal düzenleme yapamayacak kadar sınırlı olduklarına inanmaya başlarlarsa; cici demokrasimiz kundaktayken ölüme mi terk edeceğiz? 411 milletvekilinin altına iradesini koyduğu bir yasanın, yetkisi olmadığı halde Anayasa Mahkemesi’nden dönmesi karşısında yaşanan hayal kırıklığı, sadece AK Parti ve tabanını değil, siyaseti benimseyen kesimleri de kararlarını gözden geçirme aşamasına getirmiştir. Yasa yapmakla sorumlu parlamentonun, daha ilk adımında böylesi bir engelle karşılaşması siyaset kurumunun işlevselliğini yitirdiğinin en açık kanıtıdır. Aynı zamanda 411 milletvekilinin Anayasal düzene karşı gelmiş olmak gibi bir cürme iştirak ettikleri sonucu da çıkar bu karardan! Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi, yeterli çoğunluk oluşturmak heyecanı ile bir parti etrafında kümelenen milyonlara şunu diyor lisan-ı hal ile: kim olursanız olun ve nasıl gelirseniz gelin, size sınırlı dolaşım izni vardır. Üstünüze vazife olmayan konularda milletin hissiyatına tercüman olmak gibi saçma sapan işlere bulaşıp enerjinizi boşuna harcamayın..! Deniz Baykal ve silah arkadaşları, cumhuriyetin yıkılması ile sonuçlanacak bir girişimi engellemede muvaffak oldular. Anayasal düzeni alaşağı edecek bahse konu yasal düzenleme, laik rejime sadakatle bağlı yüksek yargıdan geri döndü. Ya halk ne durumda? Tek kelime ile özetlersek: inancını kaybetti! Siyasetin bir çözüm üretemeyeceği konusunda ikna oldu ve artık çoğunluk olmak, sayısal yeterlilik diye bir endişe duymayacak. “Varsın Deniz Baykal’ın dediği gibi olsun” diyeceklerdir muhtemelen. “En doğrusunu Anayasa Mahkemesi biliyormuş madem, ne gerek var şu partilere?...” Baykal’ın partisinin adı Cumhuriyet Halk Partisi. Bu halkçı parti, halkı talep edici olarak gördüğünde militarist yanı kabarır ve şöyle der: “Bu ülkeye kominizim gerekirse onu da biz getiririz!” İflah olmuyorsak nedensiz değil… İktidarda muktedir olamamak AK Parti’ye özgü bir eksiklik değil. Muktedir olmaya uzanan yolda aşılması oldukça güç engeller var. Bu engeller aşılmadan siyaset, maskaralıktan öteye yol alamaz.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.