1. YAZARLAR

  2. Şahin ALPAY

  3. Siyasetçinin farklı ve değişen yüzleri
Şahin ALPAY

Şahin ALPAY

Şahin ALPAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasetçinin farklı ve değişen yüzleri

A+A-

Geçenlerde yurtdışından yazan bir dostum şöyle diyordu: “Erdoğan’ın gerçekten nasıl biri, AKP’nin gerçekten nasıl bir parti olduğunun nihayet anlaşılmış olmasından çok memnunum...”

Dostumun, benim Erdoğan ve AKP konusunda değişen tavrıma gönderme yaptığı; kendisinin başından itibaren Erdoğan’ın nasıl bir kişi, AKP’nin de nasıl bir parti olduğuna dair teşhisinde yanılmadığını; şimdi nihayet benim de “doğru”yu bulduğumu ima ettiği açıktı.
    Dostumun yazdıkları sık karşılaştığımız bir zihniyeti yansıtması nedeniyle beni düşündürdü. Kişilerin, akımların, partilerin, genel olarak sosyal varlıkların değişmeyen bir “öz”e sahip oldukları ve görünürde değişseler de “öz”de hiçbir zaman değişmedikleri anlayışı bizde çok yaygın ve her olayı aynı “parmağa” bağlayan komplo teorileri kadar eleştirel akılcılığa köstek. Oysa hayat, sosyal varlıkların tek bir “öz”e değil, farklı yüzlere sahip olduklarını ve zaman içinde, farklı etkiler altında çok değişebildiklerini, çok farklı roller üstlenebildiklerini, bazen tersine dönüştüklerini gösteren o kadar zengin örneklerle dolu ki.

    Bu açıdan herhalde hiçbir sosyal varlık, politikacılar kadar öğretici olamaz. Son günlerin uluslararası alandaki belki en ilginç örneği Yunanistan Başbakanı Antonis Samaras. Samaras, dün muhalefetteyken AB’nin dayattığı istikrar programına şiddetle karşı çıkarken, başbakan olur olmaz bu programın en hararetli savunucusu oluverdi. Başbakanımız Tayyip Erdoğan’ın da gerek ulusal, gerekse uluslararası düzeyde çok düşündürücü başka bir örnek olduğu muhakkak.

    Şimdilerde içeride ve dışarıda birçokları soruyor: “Çıraklık” ve “kalfalık” dönemlerinde bürokratik vesayete son vermek, seçimle gelen hükümetin otoritesini yerleştirmek, temel hak ve özgürlüklerin yerleşmesini sağlamak için yürütülen mücadelenin ön safında yer alan Erdoğan, nasıl oldu da “ustalık” döneminde kendine Putinizmi (otoriter tek kişi yönetimini) rol modeli olarak seçti? Bunu herhalde Erdoğan’ın değişmez “öz”ü ile değil, son genel seçimden sonra artık iktidarını yerleştirdiğine inanmasıyla, aşırı şişirilmiş özgüveniyle, halkın çıkarının nerede olduğunu sadece ve sadece kendisinin bildiğine vehmederek ‘Türk-tipi başkanlık’ ihtirasıyla kavrulmaya başlamasıyla açıklamak eleştirel akla uygundur.

    Peki, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, dağdan inen PKK militanlarıyla kucaklaştığı için “Allah’tan korkmamak”la suçladığı, “çok kızdığı ve beddua ettiği” BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın Diyarbakır Cezaevi’nde maruz kaldığı ahlaksızca işkenceleri öğrendikten sonra “ben de olsam dağa çıkardım” şeklinde konuşmasını ya da Abdullah Öcalan’ın PKK lideri oluşunu “bir bebekten katil yaratan karanlık” ortama bağlamasını, Öcalan’ın dindar ve Nurcu olma şansını kılpayı kaçırdığını ima etmesini, Arınç’ın değişmez “öz”üyle mi açıklayabiliriz, yoksa Kurtuluş Tayiz’in teşhisiyle, bir “halkla ilişkiler çalışması” yapıyor olmasıyla mı?

    Ya Abdullah Öcalan’ın ihtiyaç hâsıl olduğunda “PKK, Atatürk’ün ilkelerine bilimsel temelde daha yakındır… ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözü asimile amaçlı olarak değerlendirilmemelidir… Ne mutlu Türküm diyene, ne mutlu Türk oldum demek değildir… Kürt Mustafa Kemal’e ihtiyaç vardır. Kemalizmin güncelleştirilmesi dünya çapında bir ihtiyaçtır…” şeklinde konuşması, Öcalan’ın değişmez “öz”üyle mi açıklanabilir, yoksa onun da tıpkı Arınç gibi gerektiğinde “halkla ilişkiler çalışması” yapmasıyla mı?

    Kurtuluş Tayiz’e aydınlatıcı analizi için teşekkürler (“CHP’ye de ‘Atatürkçü Apo’ verelim,” Taraf, 21.12.2012)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.