1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. SİYASET HIRSIZLARIN HİZMETİNE GİRİNCE
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

SİYASET HIRSIZLARIN HİZMETİNE GİRİNCE

A+A-

Bir gün iki arkadaştan biri, diğerinin ev ziyaretine gider. Kendisine gösterilen adrese yaklaşınca karşısında bir ev değil, adeta bir köşk görür. Geniş bahçesi, sık ve yeşil ağaçların ortasında bulunan bir köşk... Bu durum karşısında şaşırsa da, ses çıkarmadan kapıda kendisini bekleyen arkadaşının ardına takılarak köşkün yüksek oturma odasına çıkar ve otururlar. Hoş geldin baş geldinden sonra başlarlar hal hatır sormaya. Misafir arkadaş artık dayanamaz sorar:
_ Yahu Selim Kardeş, biliyorsun yakın zamana kadar ikimizinde durumu belirlenen standartlara göre açlık sınırının altında idi. Ben hala böyleyim, ama öyle görünüyorki senin durumunda bir değişiklik var. Bu derenin suyu hangi membadan? diye sorar. Selim:
_ Doğrudur Kerem Kardeş öyle idik. Hatta evde hanımın ihtiyaçlardan kaynaklanan kaprislerinden, şikayetlerinden kaçar kahveye giderdik. Ama durumum gördüğün gibi değişti. Selim cevap vermeye devam ederek '' Kerem Kardeş, hele yaslandığın pencereden bir dışarı bak.''Kerem merakla perdeyi aralayıp dışarı baktı ve yerine oturdu. Selim: '' Sen ne gördün? '' Kerem: '' Bir otoban ve vızır vızır akıp giden taşıtlar.'' Selim: '' işte sorununuzun cevabı bu otobandır. Bende siyaset ayaklarına girdim, yalan sanatına başvurdum, Ankara ya gittim, politika canbazlarıyla irtibata geçtim, allem ettik kullem ettik bu otobanın ihalesini aldım. Bir iken yedi gösterdim. Sonuç gördüğün gibi. '' dedi ve çaylarını yudumlamaya bşladılar.
 
Aradan yıllar geçti. Bir gün Selim Kerem'i hatırlar, ve iadeyi ziyarette bulunmak ister. Kerem'i ziyarete gider. Oda gösterilen adrese yaklaşınca bazı şeylerin değiştiğini hemen fark eder. Ama sessizliğini koruyarak kendisini kapıda karşılayan kader arkadaşının ardına düşerek daha müzzeyen olan köşkün yüksek oturma odasına çıkar ve otururlar. Hoş geldin baş geldinden sonra başladılar hal hatır sormaya. Bu sefer Selim dayanamayıp sorar: '' Ben nasıl zengin olduğumun yollarını sana açıkladım, ya sen nasıl beni geçtin?''Kerem: '' Kardeş hele yaslandığın pencereden bir dışarı bak. Selim merakla perdeyi aralayıp dışarı baktı ve yerine oturdu. Kerem: '' Sen ne gördün?'' Selim: '' Hiçbirşey görmedim. Otoban filan yok. '' Kerem: '' Tabiki otoban filan olmaz. Çünkü ben Ankara da daha mahir politika canbazlarına ulaştım. Hani şu değişim, erişim, bilişim, girişim vb kelimeleri dillerinden düşürmeyenler varya, işte o türden siyaset ve politika canbazlarına eriştim. Hayali otoban ihalesini aldım. Otoban yapmadım, yaptım gösterdim, bilmem anlatabiliyormuyum? Ondan sonra kahkahalarla gülüşerek çaylarını yudumlamaya başlarlar.
 
Aslında Ankara'nın siyaset politikasında olup bitenlerin anlaşılmasını kolaylaştırmak için tasarısını yazdığım bir skeç idi bu. İşin gerçeği bundan az bir tablo gösteriyor değildir. Ortalık kara otomobillerden, camları içeriyi gizleyen otomobillerden, tekerlek tabanları oldukça geniş 4x4 lerden artık geçilmiyor. Daha dün beraber tarlada, dere kenarında koyun kuzu, inek madak otlattığınız arkadaşınız, yıllar sonra amerikan traşı, kara ceket, kara gözlük, içeriyi göstermez kara camlı, kara renkli, geniş tabanlı tekerlekli arabanın direksiyonunda, yada makam arabasının arka koltuklarında gömülü aynı zamanda güdümlü, muhtemelen kara kalpli, kara kara düşünceli bir surette gözünüze ilişiyor. Soğuk mu soğuk, donuk mu donuk, aslında kendiside kendi doğal varlığından şüpheli. İlk gözünüze iliştiğinde küçüklük arkadaşınız olduğunu hatırlıyorsunuz. Muhattap olayımmı olmayayımmı, onunla ilgilenirsem o ilgilenirmi ilgilenmezmi diye bir ikileme düşüyorsunuz. Bazen karar verip erkeklik bizden olsun diye musafaha için el uzatıyorsunuz, bir elini size uzatıyor iken diğer eli cep telefonunda telefon konuşmaları uzayıp gidiyor. Siz ayakta kalakalıyorsunuz.
 
Başını Amerika'nın ve Avrupa'nın çektiği, batının batıl kategorisine göre ahlaklanmış Ankara'nın kara siyasetbazları memleketin her yerinde ot gibi bitmektedirler. Emek sarfetmeden, üretime katkı yapmadan siyaset canbazlıkları ile bürokrasinin herhangi gizemli bir yerinde nemalanmayı esas meslek edinmişler. Speklatörlüğün, borsacılığın, tefeciliğin, karaparacılığın, hayali işletmeciliğin, ihtikarın, stokçuluğun, fırsatçılığın, ihtirasın, tamahın, hilenin, rantın ve değer istismarcılığının babaları, artık adam yerine konulmakta. Asıl üretimciler, emekçiler, hayvancılıkla uğraşanlar, ziraat yapanlar, ekip biçenler, zanaatkarlar, ustalar, toplumu doyuranlar ve giydirenler, mesken ve meslek sahibi kılanlar, toplumun refahı, geçimi ve ayakta kalmasını sağlamak için çaba sarf edenler, ter dökenler, inşaatlarda, atölyelerde, iş sitelerinde ve üretim birimlerinde yorulanlar, kirlenenler ve yıprananlar, toplumun imanına, dinine, ahlakına ve barışına kendilerini adayanlar... Evet bu nitelikleri taşıyan insanlarımız çokta adam yerine konulmamakta, önleri kesilmekte. Taşralı, köylü, dağdan gelen, okul yüzü görmemiş gibi seviyesiz, ahlaksız nitelendirilmelerle aşağılanmaktadırlar.
 
İşte böylesine tersyüz olmuş bir ahval içinde toplumsal yıkılışın ve çürümüşlüğün uçurumuna gelmiş dayanmışız. Ahvalimiz kara zihinler, kara adamlar (Obama), kara takım elbiseler, kara gözükler, kara otomobiller ve karanlık mesailerle karardıkça karardı. Göz gözü görmez oldu. Yüz yüze gelmez oldu. Bilmeyiz ama herhalde şafağa en yakın olan gecenin en karanlık anını yaşıyoruz. Konfüçyüs ne güzel söylemiş. '' Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.