1. YAZARLAR

  2. Fahrettin Elitaş

  3. SİYASAL ÜÇLEMEYE REDDİYE
Fahrettin Elitaş

Fahrettin Elitaş

Yazarın Tüm Yazıları >

SİYASAL ÜÇLEMEYE REDDİYE

A+A-

Tarih boyunca yaşanan birçok savaş din merkezli olarak devrime dayanan tevhid dini ile statükonun devamını teolojik bir mesele addeden din mensupları arasında cereyan etmiştir.

 

Bu dinlerden biri ezilenleri yeryüzüne önderler kılmak isteyen Hz. Ömer'in ve Hz. Ali'nin tabi oldukları nebevi hareket metodu olup özünde; aşk, adalet, özgürlük, merhamet, bilinç ve medeniyet bulunmaktadır. Bu dinlerden bir diğeri ise zalimlerin iktidar ve  saraylarını inşa eden bir din tasavvuru olup özünde; menfi milliyet, sermaye, güç ve iktidar putları yer almaktadır. Bu dinlerden biri Allah'ın dinidir diğeri beşerin ve beşer-i yapıların şirk ihtiva eden dinleridir. Statükocu şirk dininin varoluş kaynağı ise tevhid dininin hurafeler, mitolojik bilgiler ve bid'alar ile  tahrif ve tağyir edilmesidir. Tevhidî dinlere yapılan bu tahrif ve tağyir işlemi tarihi süreçte Lat, Menat, Uzza, kabile bağları, din adamları vb unsurlar ile gerçekleşmiştir. Günümüzde ise bu durum sermaye, iktidar ve menfi milliyet  putları ile yeniden vücut bulmaktadır. İslam tarihinde bütün zulüm rejimlerinin temel ve ortak özellikleri İslamî söylem ve hissiyatların araçsallaştırılması üzerinde tesis edilmiştir. Ortadoğu'da sosyolojik olarak ekseri halkın taklid-i iman gerçekliği saltanatçı egemenler tarafından bu coğrafyanın dinsel teolojik yaklaşımlarına yön vermiştir. 

Kitle-İktidar diyalektik ilişkisinde bu egemen güçler bu coğrafyada yaşayan toplumların hislerini menfi yönde tecelli ettirecek en etkili araçları çok iyi kullanmaktaydılar. Emevilerde saltanat ve mevali politikası ile başlayarak, Abbasiler ve Osmanlı'da da çoğu zaman hararetli ve hareketli mülkiyet, güç ve menfi milliyet ekseninde bu dinin varlığını devam ettirdiğini görmekteyiz. Türkiye'ye intikal eden bu din, mekanizmasını sağcılık, muhafazakarlık cenahları ile işletmektedir. Dikkat ediniz, muhafazakarlık ve sağcılık; iktidar, milliyet ve sermayeyi teolojik boyuta taşıyıp gelenekle insanlığı aldatmanın merkezidir. Dini iktidar, milliyet ve sermayedir. Mitolojik meseleler ve siyasal İslam paradigması ile toplumları uyuşturma işlevi görür. 

Hz. Aişe, Ahmed İbn-i Hanbel, Hz. Rabiatu'l-Adeviyye, Hüccet'ül-İslam İmam-ı Gazali, Abdulkadir-i Geylani, Hz. Mevlana, İmam-ı Rabbani, Melayê Cizîrî ve Üstad Bediüzzaman'ın tevhidî fikir ve hukukî mücadeleri bu bağlamda daha sağlıklı okunabilir.

Bu perspektiften hareketle tarihi yolculuğa çıkıldığı vakit  neredeyse bütün dinlerde üçlü sistemin varlığı görülecektir. Örneğin; Türklerde Büyük Tengri, hanımı Umay Hatun ve çocukları Tarkan, Hristiyan kültüründe Baba-Oğul-Kutsal Ruh, Sümerde Anu-Enlil-Enki, Mısırda Ra-Amon-İsis...

Kabe'de şeytan taşlama ritüelinin arka planında  Babil, Mısır ve  Asya teolojilerindeki üçlemelere reddiye barındırır. 
Hatta modern zamanlarda artan sınıf, etnik ve cinsiyet temelli  çatışmalara Allah (c.c.) siyahi kadın bir köle olan Hz. Hacer’in naaşını evi Kabe'ye kabul ederek insanlar arasında sınıf, etnik ve cinsiyet eşitsizliğini ta kadim dönemde ortadan kaldırılması yönünde ciddi bir mesaj vermektedir. Evet Kabe'yi tavaf eylemselliği bireysel ve toplumsal bir devrim niteliği taşımaktadır. 


Günümüz siyasal üçlememizin Tevhide aykırı teolojisi ise  şu:

-İktidar-Menfi Milliyet-Sermaye-

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum