1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Sistemle buluşanlar ve bulaşamayanlar
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Sistemle buluşanlar ve bulaşamayanlar

A+A-

20. asrın ikinci yarısından başlamak üzere sancılı geçen demokratikleşme tarihimizde iki önemli toplumsal aktörün (dindarlar ve köylüler) sistemle barıştığını; üç toplumsal kesimin (Kürtler, Aleviler ve gayrı Müslim azınlıklar) ise hala bunu sağlayamadığını, buna bağlı olarak yaşamakta olduğumuz siyasi krizin büyük ölçüde bundan kaynaklandığını söylemek mümkün.

       Modern bir ulus devlet olarak Cumhuriyet 1923’te kurulduğunda devlet kendine köylüleri, dindarları, Kürtleri ve azınlıkları “öteki” olarak seçmişti. Söz konusu toplumsal grupların nasıl konumlandırılmak istendiğine bakalım:

       Köylüler emredici politikalarla modernleştirilecekti; dindarlar otoriter laiklik çerçevesinde dinin sadece "diyanet" kısmıyla yetinecek, dini toplumsal hayata taşımayacaklardı; Kürtler, "yeni ulusal Türk kimliği"ni benimseyeceklerdi; Aleviler her ne kadar yeani rejim tarafından iltifat görseler bile, Diyanet İşleri Başkanlığı`nın verdiği `Sünni-hanefi` hizmetlere itiraz etmeyecek –ve belki zaman içinde laikleştirilerek Alevi kimliklerini küçücük dar bir alanda tutmakla yetineceklerdi-; gayrı Müslim azınlıklar ise zaten "sicilleri bozuk ve potansiyel tehlike" teşkil ettiklerinder elden geldiğince Lozan`ın daraltılmış haklarıyla yetineceklerdi.

      Bundan da anlaşılıyor ki, Cumhuriyet, bu toplumsal grupları sisteme dahil etmemekle yetinmiyor, kendince tanımlamalara tabi tutuyor ve devletin yaptığı resmi tanımı kabul edebildikleri oranda onlara güvenlik puanı veriyordu. Fakat elbette bu gruplar söz konusu tanımlamaları kabul etmediler, itiraz ettikçe giderek dozu sertleşen bir "ötekileştirme" işlemine maruz kaldılar. Ve beklendiği üzere zaman içinde, sistemin dışına itilen bu geniş grupların devletle ve iktidar elitiyle olan ilişkileri, başka bir ifadeyle çatışmalı pozisyonları idari ve siyasi sistemin temel krizi haline geldi. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana temel sorun büyük ölçüde bu grupların sistemle uzlaştırılması noktasında toplanmaktadır.

       DP`nin iktidara 1950’de gelmesiyle, gerek Osmanlı`da gerekse tek parti döneminde (1923-1950) hayli ihmal edilmiş olan köylü kesimi merkeze taşındı, böylelikle idari/bürokratik merkezle iş tutması sağlandı. Menderesin başardığı en önemli siyasi çaba budur. Turgut Özal, 1983’te benzer bir uzlaştırmayı dindarlar üzerinden gerçekleştirdi. 1994`te belediye seçimlerinin önemli bir kısmını RP`nin kazanmasıyla bu süreç biraz daha pekişti. Özal`la ve RP`li belediyelerle birlikte dindarlar, iktidarın nimetlerini tattı ve sistemle çatışma ya da onu daha adil ve hakkaniyet esasına göre dönüştürmek değil, asıl iktidarı elde tutmanın daha fonksiyonel olduğunu anladılar.

       Türkiye’nin 1910 İttihat ve Terakki geleneğini devam ettiren bürokratik merkez, askerleri harekete geçirerek 1960’ta kanlı bir darbe ile yönetimi sivillerin elinden aldı. DP geleneğini yakından bilen deneyimli siyasetçilerden Süleyman Soylu`ya göre 1960 askeri darbesi "siyasetin kerbelası"dır. Darbe süreci kesintiye uğrattı. Askerler sadece rejime müdahalede bulunmakla kalmadılar, parti içi demokrasinin güçlü bir gelenek olarak yerleşmesinin de öne geçtiler. Çünkü 1950 seçimleriyle iktidara gelen DP, 1923 öncesi güçlü demokratik geleneği ihya ediyordu. Mesela, mecliste bir yasa tasarısı müzakereye açıldığında, yeterince düşüncelerinin kabul görmediğini düşünen milletvekilleri en yüksek perdeden bağırarak "Başbakan Menderes`in istifası"nı istiyorlardı. Bugün Meclis`te değil parti başkanının veya başbakanın istifasını isteyecek bir milletvekili, parti ve lider görüşüne aykırı hareket etmeyi göze alan milletvekili bulmak kolay değil. Süleyman Soylu, Menderes`in bu geniş toleransına "demokratik anarşizm" denebileceğini ve bugün Türkiye siyasetinin buna ihtiyacı olduğunu söylüyor.

       Geldiğimiz noktada Cumhuriyetin sorunu Kürtleri, Alevileri ve azınlıkları sistemle buluşturmada çektiği sıkıntılardan kaynaklanıyor. Bu üç kesimin sistemle buluşmaması siyasi krize yol açıyor. Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve R. Tayip Erdoğan köylüleri ve dindarları sistemle buluşturup “öteki” olmaktan çıkarma mücadelesini verdiler. 12 Haziran 2011 seçimleri bu iki toplumsal kesim açısından buluşmanın bir ölçüde sağlandığına işaret etti; Kürtler, Aleviler ve gayrı Müslim azınlıklar ise sorun olmaya devam ediyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.