1. HABERLER

  2. YAŞAM

  3. Sırma: Müslümanlar seküler olmuş
Sırma: Müslümanlar seküler olmuş

Sırma: Müslümanlar seküler olmuş

İhsan Süreyya Sırma: Müslümanlar seküler olmuş, nasıl yazlık ve apartmanlar alabilirim derdini taşıyorlar

A+A-

 

İhsan Süreyya Sırma, Milli Gazete’den Nedim Odabaş’a kurban ibadetinin mahiyeti ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Tarih boyunca kurban meselesi, insanoğluyla birlikte gelmiştir. En doğrusunu Allahu Teâlâ emrettiği için, biz O’nun emrine ittibaen Kurban Bayramı’nda O’nun emrini yerine getirmek, O’na yaklaşmak için kurban kesiyoruz. Sembolik olarak Allah (c.c.) kulu üzerindeki kulluğunu görsün. Namaz da aynı şekildedir, diğer ibadetler de aynı şekildedir. Namaz özellikle çok önemlidir, çünkü namazda secde vardır.

Kurbana güzel yaklaşmak lazım

Kurbana güzel yaklaşmak lazım. Allah rahmet eylesin, benim hocalarımdan bir tanesi vardı, en çok ondan istifade ettim; Muhammed Hamidullah. Bir gün kütüphanede kitap bakıyoruz. O kadar itinayla yaprakları çeviriyor ki, bana ders verir gibi. Kibar davranmak lazım, kitaptan ilim alacağız. Kitaba bile öyle davranmak lazım. Canlılara, bitkilere de öyle davranmak lazım. Kurban böyle. Kurban bize merhameti öğretir, kurban bize fedakârlığı öğretir. Eğer insan kendisini bir davaya feda edemiyorsa, onun aslında o davaya inandığı filan yoktur. Dava adamı, kendisini o davaya feda edebilendir. Pervane gibi… Bu bakımdan kurban çok önemlidir. İmkânım olsa İstanbul’da kendim keserim, bu ayrı bir duygudur.

“İnsanoğlunun fıtratında var ya; katl, kavga etmek…”

İnsanoğlunun fıtratında var ya; katl, kavga etmek… “Kim Allah’a sarılır, kavgadan kaçarsa Allahu Teâlâ onu mükafatlandırıyor.” Habil diyor ki, “Ben seni öldüreceğim”… Kabil diyor ki, “Sen beni öldürürsen ben sana elimi kaldırmayacağım”… Kardeşini öldürünce, insanda nisyan dediğimiz şey vardır. Pişmanlık…

Ben bunu ne yapacağım? Ortada kalıyor… Allahu Teâlâ bir karga gönderiyor. Karga yeri eşeliyor. Karga ona öğretiyor. Yere bir çukur aç, oraya göm. Bu hadise de Kur’an-ı Kerim’de anlatılıyor. İnsanoğlu bir karga kadar düşünemiyor. Bu bakımdan Allahu Teâlâ’yı unutmamak gerekir. Biz Müslümanlar elhamdülillah, Kurban bayramlarında bu sünneti yerine getiriyoruz. Habil dedemizin sünnetini, İbrahim (as) dedemizin sünnetini yerine getiriyoruz.

HABİL İLE KABİL...

Hazreti Adem’in çocukları Habil ile Kabil’in kıssası, aslında bize insanın tıynetini anlatıyor. Allahu Teâlâ’ya samimi olarak bağlanınca neler yaptığını, ama biraz bigâne olunca da yanlış işler yaptığını bize anlatıyor. Malum, Allahu Teâlâ, Adem’e (as) vahyediyor. Adem (as) diyor ki, “Adak adayın” Allah’a… Aralarında bir olay vardır. Bazı müfessirler diyor ki; birisiyle evleneceklerdi, onun için yapmışlardı. Ama önemli olan şudur: “Allah’a bir kurban adayın” emrine istinaden Habil bir koç keser ama kardeşi Kabil öyle yapmaz. Ve Allahu Teâlâ, Habil’in kurbanını kabul eder. Kabil ise kardeşini kıskanır.

Tarih boyunca kurban meselesi, insanoğluyla birlikte gelmiştir. En doğrusunu Allahu Teâlâ emrettiği için, biz O’nun emrine ittibaen Kurban Bayramı’nda O’nun emrini yerine getirmek, O’na yaklaşmak için kurban kesiyoruz. Sembolik olarak Allah (c.c.) kulu üzerindeki kulluğunu görsün. Namaz da aynı şekildedir, diğer ibadetler de aynı şekildedir. Namaz özellikle çok önemlidir, çünkü namazda secde vardır.

Kurban İbrahimî sadakat, kurban İsmailî teslimiyet… “O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” İlahi emrini nasıl anlamalıyız? Kurban ibadeti mü’minler için ne anlam ifade ediyor?

Kurban Arapça bir kelimedir. Kurban, “yaklaşmak” demektir. Dolayısıyla Allah (c.c) mü’minlerin kurban keserek kendisine yaklaşmasını emrediyor. Bütün dinlerde bir sembolizm var. Allahu Teâlâ bize muhtaç mıdır? Hayır… Bir koyuna, keçiye veya deveye muhtaç mıdır? Hayır… Ama sembolik olarak Allahu Teâlâ yarattığı kullar üzerinde O’na ubudiyetini görmek istiyor. Acaba yarattığım ve yarattıktan sonra kendisine milyonlarca nimet verdiğim insanlar bana şükreder mi? Dini bir vecibe olarak bu kurbanı koymuş. Kur’an-ı Kerim’de bu açıkça geçer. Hatta Yahudilik ve Hristiyanlıkta da Hz. İbrahim (as)’ın oğlu İsmail’i kesme olayı var. Bir ara Avrupa’da kilisenin dış duvarında bir resim görmüştüm. Papaza sordum. “Bir adam elinde bıçak”… Papaz dedi ki, “Bu İbrahim’in İshak’ı kurban edişidir”… Çünkü onlar İsmail (as)’ı pek kabul etmiyorlar. “Hayır öyle değildir, bu İsmail’dir” dedim. Yahudiler keza, İsmail (as)’ı kabul etmiyorlar, İshak’ı kabul ediyorlar. Kendilerine “İshaki” derler... Bu sadece İslam’da değil, başlangıçtan itibaren birçok dinlerde bu kurban meselesi vardır. Hatta kurban yerleri vardır özellikle. Budistlerin, Brahmanların… Ben dünyanın birçok yerinde gördüm, adak yerleri var. Mecusilerin de var… Tarih boyunca kurban meselesi, insanoğluyla birlikte gelmiştir. En doğrusunu Allahu Teâlâ emrettiği için, biz O’nun emrine ittibaen Kurban Bayramı’nda O’nun emrini yerine getirmek, O’na yaklaşmak için kurban kesiyoruz. Sembolik olarak Allah (c.c.), kulu üzerindeki kulluğunu görsün. Namaz da aynı şekildedir, diğer ibadetler de aynı şekildedir. Namaz özellikle çok önemlidir, çünkü namazda secde vardır.

Habil ile Kabil kıssası

Hocam, yine Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Habil ile Kabil kıssasında, Habil’in Rabbi için kurban kestiği, Habil’in ise farklı bir şey yaptığı. Ama Habil’in kurbanının kabul olduğuna dair bilgiler var. Bunu da bizim için anlatır mısınız?

Hz. Adem’in çocukları Habil ile Kabil’in kıssası, aslında bize insanın tıynetini anlatıyor. Allahu Teâlâ’ya samimi olarak bağlanınca neler yaptığını, ama biraz bigane olunca da yanlış işler yaptığını bize anlatıyor. Malum, Allahu Teâlâ Adem (as) vahyediyor. Adem (as) diyor ki, “Adak adayın” Allah’a… Aralarında bir olay vardır. Bazı müfessirler diyor ki, birisiyle evleneceklerdi, onun için yapmışlardı. Ama önemli olan şudur: “Allah’a bir kurban adayın” emrine istinaden Habil bir koç keser ama kardeşi Kabil öyle yapmaz. Ve Allahu Teâlâ Habil’in kurbanını kabul eder. Kabil ise kardeşini kıskanır. İnsanoğlu’nun fıtratında var ya, katl, kavga etmek…”Kim Allah’a sarılır, kavgadan kaçarsa, Allahu Teâlâ onu mükâfatlandırıyor”… Habil diyor ki, “Ben seni öldüreceğim”… Kabil diyor ki, “Sen beni öldürürsen ben sana elimi kaldırmayacağım”… Kardeşini öldürünce, insanda nisyan dediğimiz şey vardır. Pişmanlık… Ben bunu ne yapacağım? Ortada kalıyor… Allahu Teâlâ bir karga gönderiyor. Karga yeri eşeliyor. Karga ona öğretiyor. Yere bir çukur aç, oraya göm. Bu hadise de Kur’an-ı Kerim’de anlatılıyor. İnsanoğlu bir karga kadar düşünemiyor. Bu bakımdan Allahu Teâlâ’yı unutmamak gerekir. Biz Müslümanlar elhamdülillah, Kurban bayramlarında bu sünneti yerine getiriyoruz. Habil dedemizin sünnetini, İbrahim (as) dedemizin sünnetini yerine getiriyoruz.

İLK KURBANIM OLAN KEÇİYİ KESERKEN YAŞADIKLARIM…

Ben Kurban bayramlarında dünyanın birçok yerlerinde bulundum. O ayrı bir duygudur. Adamın hiçbir şeyi yok, bir keçisi var. Onu da Allah için kurban ediyor. Ama Allah ona başka bir şey veriyor. Bir anımı anlatayım… Doktorayı bitirip Türkiye’ye dönünce Erzurum’a atandım. Kış ayı geldi, Kurban’a rastgeldi. İslam Enstitüsü’nde ders veriyordum. Bayrama birkaç gün kalınca, “Kurban pazarına gidelim, kurban seçelim” dediler. Hoca dediler, sen ne alacaksın? Dedim, “Ben almayacağım”… “Nasıl almazsın?” “Ben hem borçluyum hem de param yok” dedim. “Olmaz hoca” dediler, “Sen İslam Enstitüsü’nde ders veriyorsun, insanlar öyle bilmez, yanlış anlarlar. Sen yine bir tane kes.” Ben ilk defa maaş almışım. Ben de onlara uydum, bir keçi aldım. Keçi, mübarek bir hayvandır, çok severim keçiyi. Keçinin daima boynu diktir, koyun gibi aşağıda değildir. Güzel de bir hayvandı. Onları bir yere koyduk. Kurban Bayramı sabahı gittik, namaz kıldık. Herkes kendi kurbanını kesmeye gitti. Ben ne yapacağım? Eve götüreyim… Evde avlu yok. Aslında keçi biraz inatçıdır… İstediğiniz yere gitmez. Ama hikmet-i Hüda, boynundan çektim, altı kat çıktı benimle birlikte merdivenlerden, inat etmeden. Banyomuz biraz büyüktü, banyoya koydum. Ondan sonra… Hanım dedi ki, “Kasap bulalım”… “Kasap bilmiyorum” ben keseceğim, ben kesenleri gördüm… Bir de ilmihale bakacağım” dedim. Bıçağı getirdim, nasıl yatıracağımı biliyordum. Hayvan öylece uzandı, hiç karşı koymadı bana… Bu sefer ben acıdım hayvana… Hanım geldi, dedi ki, “Sen sapsarı olmuşsun”… “Keçiye çok acıdım”… O zaman 1,5 yaşında bir oğlum vardı, emekleye emekleye geldi… O zaman jeton düştü. Dedim ki, “İbrahim (as) oğlunu kesmeye çalıştı, sen bir keçiyi kesemiyorsun”. Bismillahi Allahü Ekber diyerek kestim. Kestiğim ilk kurban o oldu. Tabii İstanbul şartları zor. Ben birkaç yıldır, yurt dışında Afrika’da Müslüman kardeşlerime gönderiyorum kurbanımı.

KURBAN, BİZE MERHAMETİ ÖĞRETİR

Kurbanımızı eziyet etmeden, merhametle kesmenin önemi nedir hocam?

Kurbana güzel yaklaşmak lazım. Allah rahmet eylesin, benim hocalarımdan bir tanesi vardı, en çok ondan istifade ettim; Muhammed Hamidullah. Bir gün kütüphanede kitap bakıyoruz. O kadar itinayla yaprakları çeviriyor ki, bana ders verir gibi. Kibar davranmak lazım, kitaptan ilim alacağız. Kitaba bile öyle davranmak lazım. Canlılara, bitkilere de öyle davranmak lazım. Kurban böyle. Kurban bize merhameti öğretir, kurban bize fedakârlığı öğretir. Eğer insan kendisini bir davaya feda edemiyorsa, o aslında o davaya inandığı filan yoktur. Dava adamı, kendisini o davaya feda edebilendir. Pervane gibi… Bu bakımdan kurban çok önemlidir. İmkânım olsa İstanbul’da kendim keserim, bu ayrı bir duygudur.

Hocam, İslam âlemi sıkıntılı, mazlum ve mağdur insanlarla dolu. Bu Kurban Bayramı’nda Müslüman kardeşlerimize birliğimiz ve dirliğimiz noktasında neler söylersiniz?

İslam âlemine gelince, korkuyorum söylemeye ama yani çıkıp şu İslam coğrafyasını gezip Müslüman arayasım geliyor. Dünyanın nüfusu 7 milyar, 2 milyarı Müslüman. 2 milyar Müslüman birbirini öldürüyor. Bir tarihçi olarak diyorum, bir Müslüman olarak diyorum ki, iki ihtimal var… “Ya bu birbirlerini öldürenler, kendilerine Müslüman diyenler Müslüman değil ya da bunlar İslam’dan hiçbir şey bilmiyorlar.” Nasıl olur? Bütün İslam coğrafyasına bakın, Türkiye dâhil birbirlerini öldürüyorlar. O zaman bu Müslümanların Batı tabiriyle kendilerini check etmeleri gerekiyor. “Acaba ben Kur’an’a bağlı bir Müslüman mıyım?” diye. Hatta Ömer Hayyam’ın rubailerinden birisini hatırlıyorum. Bir fahişe ile bir zahidi konuşturur. “Bir fahişe bir zahide dedi ki: Bana fahişe diyorsun, doğrudur. Ama sen gerçekten veli misin? Mü’min misin? Göründüğün gibi misin?”

KUR’AN’A SIMSIKI SARILMAK

Müslüman âlemi maalesef, ne Kur’an’dan haberimiz var, ne peygamberden. Hele şu dijital âleme girdik, insanlarımızla konuşuyorum, gençlerin dinden filan alakaları bile yok. Bu bakımdan bu Kurban Bayramı vesilesiyle dileyelim, “Allah bize şuur versin, Allah bizi cehaletten uzaklaştırsın”. Ben hep derslerimde, konferanslarımda şunu anlatırım: Neden hiç kimsenin kalem bilmediği bir dönemde Allahu Teâlâ, okuma yazması olmayan birine “Oku” diye emretmiştir. Resulullah (sav)’e bu emir geldiğinde Avrupa’da okuma yazma oranı sıfır. Krallar bile bilmiyorlardı, parmak basıyorlardı. Peki o mağarada okuma yazması olmayan birisine Allah’ın verdiği Kur’an, bütün âleme ışık saçtı. Endülüs diye bir kitabım var benim, yedinci baskısını yapıyor. Ben de yedi kez gittim Endülüs’e. Orada hakikaten bir medeniyet kurmuşlar yani. Katılmayabilirsiniz ama Endülüs’ün yıkılmasıyla beraber İslam dünyasında ilim bitti, edebiyat bitti, kültür bitti. Âlimler o zamanların imkânlarıyla Kurtuba’dan geliyor Şam’a, geliyor Bağdat’a… Okuyorlar, tekrar dönüyor. Daha doğrusu o Endülüs zamanında dünyanın kültür ve medeniyette en büyük devleti Endülüs İslam Devleti’ydi. Niye onlar çünkü Kur’an’a sarıldılar. Sadece Ramazanlarda hatim indirmek gibi değil. Bu Kur’an nedir? Ne söylüyor? O Kur’an’ı dinlediler ve gereğini yerine getirdiler. Erzurumlu bir hoca vardı; Alvarlı Muhammed Lütfî Efendi, “Sen Mevla’yı seven de, O da seni sevmez mi?”… “Sen Allah’ı seversen, O da seni sevmez mi?” Sever… Ama sen, O’nun kitabıyla hareket edersen, hiç bilmediğin kapılar açar. Allahu Teâlâ senden bir hareket bekliyor. Müslümanların tamamı dünyevi olmuş, seküler olmuş. “Acaba biz Allah’ı nasıl razı edeceğiz? Rızasını nasıl kazanacağız?” diye bir dertleri yok. “Ben nasıl para kazanacağım, nasıl bir yazlık alacağım? Nasıl birkaç tane apartman alacağım? Nasıl -affedersiniz- milleti kazıklayacağım? Onun için bir yere varamıyoruz. Hatta ben bu korona dolayısıyla bir yazı yazdım. “Allahu Teâlâ’nın biz insanlara bir ikazıdır bu korona”… Çünkü Türkiye başta olmak üzere bütün dünya Allah’a isyan içerisinde. Allahu Teâlâ ikaz ediyor, ama biz hâlâ anlamıyoruz. İnşallah bu Kurban Bayramı bunları anlamamız için bizlere vesile olur, Müslümanların uyanışına vesile olur.

İhsan Süreyya Sırma, Milli Gazete’den Nedim Odabaş’a kurban ibadetinin mahiyeti ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Tarih boyunca kurban meselesi, insanoğluyla birlikte gelmiştir. En doğrusunu Allahu Teâlâ emrettiği için, biz O’nun emrine ittibaen Kurban Bayramı’nda O’nun emrini yerine getirmek, O’na yaklaşmak için kurban kesiyoruz. Sembolik olarak Allah (c.c.) kulu üzerindeki kulluğunu görsün. Namaz da aynı şekildedir, diğer ibadetler de aynı şekildedir. Namaz özellikle çok önemlidir, çünkü namazda secde vardır.

Kurbana güzel yaklaşmak lazım

Kurbana güzel yaklaşmak lazım. Allah rahmet eylesin, benim hocalarımdan bir tanesi vardı, en çok ondan istifade ettim; Muhammed Hamidullah. Bir gün kütüphanede kitap bakıyoruz. O kadar itinayla yaprakları çeviriyor ki, bana ders verir gibi. Kibar davranmak lazım, kitaptan ilim alacağız. Kitaba bile öyle davranmak lazım. Canlılara, bitkilere de öyle davranmak lazım. Kurban böyle. Kurban bize merhameti öğretir, kurban bize fedakârlığı öğretir. Eğer insan kendisini bir davaya feda edemiyorsa, onun aslında o davaya inandığı filan yoktur. Dava adamı, kendisini o davaya feda edebilendir. Pervane gibi… Bu bakımdan kurban çok önemlidir. İmkânım olsa İstanbul’da kendim keserim, bu ayrı bir duygudur.

“İnsanoğlunun fıtratında var ya; katl, kavga etmek…”

İnsanoğlunun fıtratında var ya; katl, kavga etmek… “Kim Allah’a sarılır, kavgadan kaçarsa Allahu Teâlâ onu mükafatlandırıyor.” Habil diyor ki, “Ben seni öldüreceğim”… Kabil diyor ki, “Sen beni öldürürsen ben sana elimi kaldırmayacağım”… Kardeşini öldürünce, insanda nisyan dediğimiz şey vardır. Pişmanlık…

Ben bunu ne yapacağım? Ortada kalıyor… Allahu Teâlâ bir karga gönderiyor. Karga yeri eşeliyor. Karga ona öğretiyor. Yere bir çukur aç, oraya göm. Bu hadise de Kur’an-ı Kerim’de anlatılıyor. İnsanoğlu bir karga kadar düşünemiyor. Bu bakımdan Allahu Teâlâ’yı unutmamak gerekir. Biz Müslümanlar elhamdülillah, Kurban bayramlarında bu sünneti yerine getiriyoruz. Habil dedemizin sünnetini, İbrahim (as) dedemizin sünnetini yerine getiriyoruz.

HABİL İLE KABİL...

Hazreti Adem’in çocukları Habil ile Kabil’in kıssası, aslında bize insanın tıynetini anlatıyor. Allahu Teâlâ’ya samimi olarak bağlanınca neler yaptığını, ama biraz bigâne olunca da yanlış işler yaptığını bize anlatıyor. Malum, Allahu Teâlâ, Adem’e (as) vahyediyor. Adem (as) diyor ki, “Adak adayın” Allah’a… Aralarında bir olay vardır. Bazı müfessirler diyor ki; birisiyle evleneceklerdi, onun için yapmışlardı. Ama önemli olan şudur: “Allah’a bir kurban adayın” emrine istinaden Habil bir koç keser ama kardeşi Kabil öyle yapmaz. Ve Allahu Teâlâ, Habil’in kurbanını kabul eder. Kabil ise kardeşini kıskanır.

Tarih boyunca kurban meselesi, insanoğluyla birlikte gelmiştir. En doğrusunu Allahu Teâlâ emrettiği için, biz O’nun emrine ittibaen Kurban Bayramı’nda O’nun emrini yerine getirmek, O’na yaklaşmak için kurban kesiyoruz. Sembolik olarak Allah (c.c.) kulu üzerindeki kulluğunu görsün. Namaz da aynı şekildedir, diğer ibadetler de aynı şekildedir. Namaz özellikle çok önemlidir, çünkü namazda secde vardır.

Kurban İbrahimî sadakat, kurban İsmailî teslimiyet… “O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” İlahi emrini nasıl anlamalıyız? Kurban ibadeti mü’minler için ne anlam ifade ediyor?

Kurban Arapça bir kelimedir. Kurban, “yaklaşmak” demektir. Dolayısıyla Allah (c.c) mü’minlerin kurban keserek kendisine yaklaşmasını emrediyor. Bütün dinlerde bir sembolizm var. Allahu Teâlâ bize muhtaç mıdır? Hayır… Bir koyuna, keçiye veya deveye muhtaç mıdır? Hayır… Ama sembolik olarak Allahu Teâlâ yarattığı kullar üzerinde O’na ubudiyetini görmek istiyor. Acaba yarattığım ve yarattıktan sonra kendisine milyonlarca nimet verdiğim insanlar bana şükreder mi? Dini bir vecibe olarak bu kurbanı koymuş. Kur’an-ı Kerim’de bu açıkça geçer. Hatta Yahudilik ve Hristiyanlıkta da Hz. İbrahim (as)’ın oğlu İsmail’i kesme olayı var. Bir ara Avrupa’da kilisenin dış duvarında bir resim görmüştüm. Papaza sordum. “Bir adam elinde bıçak”… Papaz dedi ki, “Bu İbrahim’in İshak’ı kurban edişidir”… Çünkü onlar İsmail (as)’ı pek kabul etmiyorlar. “Hayır öyle değildir, bu İsmail’dir” dedim. Yahudiler keza, İsmail (as)’ı kabul etmiyorlar, İshak’ı kabul ediyorlar. Kendilerine “İshaki” derler... Bu sadece İslam’da değil, başlangıçtan itibaren birçok dinlerde bu kurban meselesi vardır. Hatta kurban yerleri vardır özellikle. Budistlerin, Brahmanların… Ben dünyanın birçok yerinde gördüm, adak yerleri var. Mecusilerin de var… Tarih boyunca kurban meselesi, insanoğluyla birlikte gelmiştir. En doğrusunu Allahu Teâlâ emrettiği için, biz O’nun emrine ittibaen Kurban Bayramı’nda O’nun emrini yerine getirmek, O’na yaklaşmak için kurban kesiyoruz. Sembolik olarak Allah (c.c.), kulu üzerindeki kulluğunu görsün. Namaz da aynı şekildedir, diğer ibadetler de aynı şekildedir. Namaz özellikle çok önemlidir, çünkü namazda secde vardır.

Habil ile Kabil kıssası

Hocam, yine Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Habil ile Kabil kıssasında, Habil’in Rabbi için kurban kestiği, Habil’in ise farklı bir şey yaptığı. Ama Habil’in kurbanının kabul olduğuna dair bilgiler var. Bunu da bizim için anlatır mısınız?

Hz. Adem’in çocukları Habil ile Kabil’in kıssası, aslında bize insanın tıynetini anlatıyor. Allahu Teâlâ’ya samimi olarak bağlanınca neler yaptığını, ama biraz bigane olunca da yanlış işler yaptığını bize anlatıyor. Malum, Allahu Teâlâ Adem (as) vahyediyor. Adem (as) diyor ki, “Adak adayın” Allah’a… Aralarında bir olay vardır. Bazı müfessirler diyor ki, birisiyle evleneceklerdi, onun için yapmışlardı. Ama önemli olan şudur: “Allah’a bir kurban adayın” emrine istinaden Habil bir koç keser ama kardeşi Kabil öyle yapmaz. Ve Allahu Teâlâ Habil’in kurbanını kabul eder. Kabil ise kardeşini kıskanır. İnsanoğlu’nun fıtratında var ya, katl, kavga etmek…”Kim Allah’a sarılır, kavgadan kaçarsa, Allahu Teâlâ onu mükâfatlandırıyor”… Habil diyor ki, “Ben seni öldüreceğim”… Kabil diyor ki, “Sen beni öldürürsen ben sana elimi kaldırmayacağım”… Kardeşini öldürünce, insanda nisyan dediğimiz şey vardır. Pişmanlık… Ben bunu ne yapacağım? Ortada kalıyor… Allahu Teâlâ bir karga gönderiyor. Karga yeri eşeliyor. Karga ona öğretiyor. Yere bir çukur aç, oraya göm. Bu hadise de Kur’an-ı Kerim’de anlatılıyor. İnsanoğlu bir karga kadar düşünemiyor. Bu bakımdan Allahu Teâlâ’yı unutmamak gerekir. Biz Müslümanlar elhamdülillah, Kurban bayramlarında bu sünneti yerine getiriyoruz. Habil dedemizin sünnetini, İbrahim (as) dedemizin sünnetini yerine getiriyoruz.

İLK KURBANIM OLAN KEÇİYİ KESERKEN YAŞADIKLARIM…

Ben Kurban bayramlarında dünyanın birçok yerlerinde bulundum. O ayrı bir duygudur. Adamın hiçbir şeyi yok, bir keçisi var. Onu da Allah için kurban ediyor. Ama Allah ona başka bir şey veriyor. Bir anımı anlatayım… Doktorayı bitirip Türkiye’ye dönünce Erzurum’a atandım. Kış ayı geldi, Kurban’a rastgeldi. İslam Enstitüsü’nde ders veriyordum. Bayrama birkaç gün kalınca, “Kurban pazarına gidelim, kurban seçelim” dediler. Hoca dediler, sen ne alacaksın? Dedim, “Ben almayacağım”… “Nasıl almazsın?” “Ben hem borçluyum hem de param yok” dedim. “Olmaz hoca” dediler, “Sen İslam Enstitüsü’nde ders veriyorsun, insanlar öyle bilmez, yanlış anlarlar. Sen yine bir tane kes.” Ben ilk defa maaş almışım. Ben de onlara uydum, bir keçi aldım. Keçi, mübarek bir hayvandır, çok severim keçiyi. Keçinin daima boynu diktir, koyun gibi aşağıda değildir. Güzel de bir hayvandı. Onları bir yere koyduk. Kurban Bayramı sabahı gittik, namaz kıldık. Herkes kendi kurbanını kesmeye gitti. Ben ne yapacağım? Eve götüreyim… Evde avlu yok. Aslında keçi biraz inatçıdır… İstediğiniz yere gitmez. Ama hikmet-i Hüda, boynundan çektim, altı kat çıktı benimle birlikte merdivenlerden, inat etmeden. Banyomuz biraz büyüktü, banyoya koydum. Ondan sonra… Hanım dedi ki, “Kasap bulalım”… “Kasap bilmiyorum” ben keseceğim, ben kesenleri gördüm… Bir de ilmihale bakacağım” dedim. Bıçağı getirdim, nasıl yatıracağımı biliyordum. Hayvan öylece uzandı, hiç karşı koymadı bana… Bu sefer ben acıdım hayvana… Hanım geldi, dedi ki, “Sen sapsarı olmuşsun”… “Keçiye çok acıdım”… O zaman 1,5 yaşında bir oğlum vardı, emekleye emekleye geldi… O zaman jeton düştü. Dedim ki, “İbrahim (as) oğlunu kesmeye çalıştı, sen bir keçiyi kesemiyorsun”. Bismillahi Allahü Ekber diyerek kestim. Kestiğim ilk kurban o oldu. Tabii İstanbul şartları zor. Ben birkaç yıldır, yurt dışında Afrika’da Müslüman kardeşlerime gönderiyorum kurbanımı.

KURBAN, BİZE MERHAMETİ ÖĞRETİR

Kurbanımızı eziyet etmeden, merhametle kesmenin önemi nedir hocam?

Kurbana güzel yaklaşmak lazım. Allah rahmet eylesin, benim hocalarımdan bir tanesi vardı, en çok ondan istifade ettim; Muhammed Hamidullah. Bir gün kütüphanede kitap bakıyoruz. O kadar itinayla yaprakları çeviriyor ki, bana ders verir gibi. Kibar davranmak lazım, kitaptan ilim alacağız. Kitaba bile öyle davranmak lazım. Canlılara, bitkilere de öyle davranmak lazım. Kurban böyle. Kurban bize merhameti öğretir, kurban bize fedakârlığı öğretir. Eğer insan kendisini bir davaya feda edemiyorsa, o aslında o davaya inandığı filan yoktur. Dava adamı, kendisini o davaya feda edebilendir. Pervane gibi… Bu bakımdan kurban çok önemlidir. İmkânım olsa İstanbul’da kendim keserim, bu ayrı bir duygudur.

Hocam, İslam âlemi sıkıntılı, mazlum ve mağdur insanlarla dolu. Bu Kurban Bayramı’nda Müslüman kardeşlerimize birliğimiz ve dirliğimiz noktasında neler söylersiniz?

İslam âlemine gelince, korkuyorum söylemeye ama yani çıkıp şu İslam coğrafyasını gezip Müslüman arayasım geliyor. Dünyanın nüfusu 7 milyar, 2 milyarı Müslüman. 2 milyar Müslüman birbirini öldürüyor. Bir tarihçi olarak diyorum, bir Müslüman olarak diyorum ki, iki ihtimal var… “Ya bu birbirlerini öldürenler, kendilerine Müslüman diyenler Müslüman değil ya da bunlar İslam’dan hiçbir şey bilmiyorlar.” Nasıl olur? Bütün İslam coğrafyasına bakın, Türkiye dâhil birbirlerini öldürüyorlar. O zaman bu Müslümanların Batı tabiriyle kendilerini check etmeleri gerekiyor. “Acaba ben Kur’an’a bağlı bir Müslüman mıyım?” diye. Hatta Ömer Hayyam’ın rubailerinden birisini hatırlıyorum. Bir fahişe ile bir zahidi konuşturur. “Bir fahişe bir zahide dedi ki: Bana fahişe diyorsun, doğrudur. Ama sen gerçekten veli misin? Mü’min misin? Göründüğün gibi misin?”

KUR’AN’A SIMSIKI SARILMAK

Müslüman âlemi maalesef, ne Kur’an’dan haberimiz var, ne peygamberden. Hele şu dijital âleme girdik, insanlarımızla konuşuyorum, gençlerin dinden filan alakaları bile yok. Bu bakımdan bu Kurban Bayramı vesilesiyle dileyelim, “Allah bize şuur versin, Allah bizi cehaletten uzaklaştırsın”. Ben hep derslerimde, konferanslarımda şunu anlatırım: Neden hiç kimsenin kalem bilmediği bir dönemde Allahu Teâlâ, okuma yazması olmayan birine “Oku” diye emretmiştir. Resulullah (sav)’e bu emir geldiğinde Avrupa’da okuma yazma oranı sıfır. Krallar bile bilmiyorlardı, parmak basıyorlardı. Peki o mağarada okuma yazması olmayan birisine Allah’ın verdiği Kur’an, bütün âleme ışık saçtı. Endülüs diye bir kitabım var benim, yedinci baskısını yapıyor. Ben de yedi kez gittim Endülüs’e. Orada hakikaten bir medeniyet kurmuşlar yani. Katılmayabilirsiniz ama Endülüs’ün yıkılmasıyla beraber İslam dünyasında ilim bitti, edebiyat bitti, kültür bitti. Âlimler o zamanların imkânlarıyla Kurtuba’dan geliyor Şam’a, geliyor Bağdat’a… Okuyorlar, tekrar dönüyor. Daha doğrusu o Endülüs zamanında dünyanın kültür ve medeniyette en büyük devleti Endülüs İslam Devleti’ydi. Niye onlar çünkü Kur’an’a sarıldılar. Sadece Ramazanlarda hatim indirmek gibi değil. Bu Kur’an nedir? Ne söylüyor? O Kur’an’ı dinlediler ve gereğini yerine getirdiler. Erzurumlu bir hoca vardı; Alvarlı Muhammed Lütfî Efendi, “Sen Mevla’yı seven de, O da seni sevmez mi?”… “Sen Allah’ı seversen, O da seni sevmez mi?” Sever… Ama sen, O’nun kitabıyla hareket edersen, hiç bilmediğin kapılar açar. Allahu Teâlâ senden bir hareket bekliyor. Müslümanların tamamı dünyevi olmuş, seküler olmuş. “Acaba biz Allah’ı nasıl razı edeceğiz? Rızasını nasıl kazanacağız?” diye bir dertleri yok. “Ben nasıl para kazanacağım, nasıl bir yazlık alacağım? Nasıl birkaç tane apartman alacağım? Nasıl -affedersiniz- milleti kazıklayacağım? Onun için bir yere varamıyoruz. Hatta ben bu korona dolayısıyla bir yazı yazdım. “Allahu Teâlâ’nın biz insanlara bir ikazıdır bu korona”… Çünkü Türkiye başta olmak üzere bütün dünya Allah’a isyan içerisinde. Allahu Teâlâ ikaz ediyor, ama biz hâlâ anlamıyoruz. İnşallah bu Kurban Bayramı bunları anlamamız için bizlere vesile olur, Müslümanların uyanışına vesile olur.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.