1. HABERLER

  2. MAKALELER

  3. Siretiyle İz Bırakan ve Örneklik Oluşturan Bir Mücadele Adamı: Fidan GÜNGÖR/ Zeki Savaş*
Siretiyle İz Bırakan ve Örneklik Oluşturan Bir Mücadele Adamı: Fidan GÜNGÖR/ Zeki Savaş*

Siretiyle İz Bırakan ve Örneklik Oluşturan Bir Mücadele Adamı: Fidan GÜNGÖR/ Zeki Savaş*

A+A-

 

Evrensel değerlerin, İslam hukuku ilkelerinin, ahlaki kriterlerin ve örfi prensiplerin çiğnenerek hazırlanan bir kumpas sonucu Fidan Güngör’ün kaçırılmasının 23. Yıldönümü dolayısıyla onun kendi döneminde açtığı çığıra ve şahsiyetine ilşikin bazı değerlendirmelerde bulunacağım.

 

Değerler, yaşatılmaya değer oldukları için anılmayı hak ederler ve onları anmak ve anlamak sonraki nesillerin görevlerindendir. Mazideki değerlerimiz, an’ın ve atinin kökü ve sermayesidir. Geçmişi unutanlar, kökü mazide bir geleceğin inşacısı olamazlar.

Fidan Güngör, kendi döneminde ve kendi koşulları içinde İslami uyanışa kitabevleri merkezli bir yöntemin kazandırılmasında başat rol oynadı. 1978 yılında Diyarbakır’da bu amaçla Menzil kitabevini açtığında, bölgede ve Türdkiye’de kitabevleri İslami uyanışın mihverlerinden birine dönüşmemişti. Bu dönüşüm, Menzil kitabevi ile başladı.1978-1994 yılları arasında on beş yıl kesintisiz varlığını sürdüren Menzil, bir dönemin yöntemine öncülük etti.

Menzil ile başlayan kitapevleri merkezli çalışma yöntemi, doğudan batıya doğru gelişti ve Türkiye’nin kültürel, tarihi ve ekonomik başkenti olan İstanbul’u bile etkiledi. 90’lı yıllarda İstanbul’da çok sayıda kitapevi açılmıştı. Kitapevlerinin bir kısmı aynı zamanda yayınevi mahiyetini de taşıyordu. Fatih, Beyazıt ve Cağaloğlu semtlerinde çok sayıda yayınevi ve kitapevi tıpkı Van, Diyarbakır, Batman, Elazığ, Malatya, Kayseri, Adana ve benzeri yerlerdeki kitapevleri gibi cıvıl cıvıl çalışıyor üniversite gençlerinin hararetli tartışmalarına tanıklık ediyordu.

Düşünce ekolleri ve çalışma yöntemleri genellikle İstanbul merkezli olur ve İstanbul’dan doğuya doğru yayılırdı. Bu durum, tarihi ve kültürel nedenlerle çok doğaldı ve doğaldır. Ancak kitapevleri merkezli çalışma yöntemi doğudan İstanbul’a gitti, doğu batıyı etkiledi. Doğu; batıya, kuzeye, güneye, Orta Anadolu’ya örneklik oluşturdu ve bu örnekliği oluşturan Fidan Güngör ve Menzil idi.

Kitapevleri, Türkiye’deki İslami uyanış sürecinin bir diliminde aydınlanma merkezleri olarak işlev gördü ve bu aydınlanma döneminin ilk meşalesini yakan Fidan Güngör idi. İlk meşale olan Menzil de en büyük aydınlanma merkezlerinden biriydi.

Fidan Güngör, Türkiye’deki İslami uyanış sürecinin yaklaşık15 yıllık bir dönemine damgasını vuran bu yöntemin, bu örnekliğin tesis edicisi ve kurucusudur

Her kim iyi bir yol açarsa, o yoldan gidenlerin hayrına ve her kim de kötü bir yol açarsa o yoldan gidenlerin şerrine ortaktır mealindeki hadisin mucibince, Menzil ile açılan çığırdan gidenlerin, bu yolda aydınlananların, oluşturulan örneklikten yararlanıp hayırlı amellerde bulunanların tümünün hayrına Fidan Güngör’ün ortak edileceğini, hasıl olan tüm hayırlardan ona bir pay verileceğini umut ediyorum.

Fidan Güngör’ün Şahsiyeti Etrafında

Sebat ve kararlılık, Fidan Güngör’ün kişilik özelliklerinin başında yer alıyordu. Üniversite yıllarında tercih ettiği İslami mücadeleye, hayatının son anına kadar bağlı kaldı. Önüne çıkan tüm zorluklar ve imkanlar onu kararında en ufak bir şüpheye düşürmedi, kararını yeniden gözden geçirmeye zorlayamadı. Birlikte yola çıktığı arkadaşlarının bir çoğunun yollarını ayırması, mücadele sürecinde önüne yükselme ve zenginleşme imkanları doğunca yolunu değiştiren insanların tercihleri, zorluklar karşısında bayrak kaldıran insanların tavrı, akrabalarının telkin ve tavsiyeleri gibi etkenlerin hiç biri onu verdiği ilk kararından caydıramadı. Eğer Fidan Güngör, Türkiye’deki İslami uyanış sürecinin bir dönemine damgasını vuran bir örneklik oluşturduysa, kuşkusuz bu başarıda onun kararlılığı birinci derecede rol oynadı. Onun kararlılığı olmasaydı, Menzil devam edemez, arınma sürecinde bir merkeziyet kazanamaz ve bir örnekliğe dönüşemezdi. Menzil’in açılışının üzerinden on yıl geçtikten ve Menzil bir merkeze dönüştükten sonra hiç tanımadığım bazılarının gelip “Ben de buranın kuruluşunda vardım” diyerek gelinen noktadan memnuniyetini ifade edenlere tanık olduğumda sebat ile sebatsızlık farkını düşünmeden edemezdim.

Süreklilik sağlayamasalar bile, emeği geçen herkes, halis amellerinin karşılığını mutlaka bulacaktır kendi payınca.

Fidan Güngör bir nehir gibi akıyor, nehrin ana menbaını ve ana yatağını oluşturuyordu. Diğer su kaynakları, ana nehrin sayesinde, ana nehre katılarak büyük bir ırmak oluşturuyordu. Mevsimlere göre katılım artıp azalabiliyor, bazı nehirler

kuruyabiliyordu. Ancak onun kararlılığı zaman içinde öyle bir ırmak oluşturdu ki, kendisi akmasa da, o ırmak kurumayacaktı, kurumadı ve kurumayacak. Hayatın doğası gereği nehir yatak değiştirebilir ama herkesi kuşatan olağanüstü bir kuraklık olmadığı sürece o nehir de mecrasında akmaya, muhitine hayat vermeye devam edecektir.

Emek verdiği insanların, yetiştirdiği gençlerin bir kısmının hayat denizinin dalgaları arasında kaybolması, onu hiçbir zaman karamsarlığa ve umutsuzluğa itmedi. “Her kim zerre kadar bir hayır işlerse, onun karşılığını görecektir” ayeti mucibince, verdiği emeklerin boşa gitmeyeceğini düşünür, kaybolan insanların bir gün yine hayata döneceğine olan inancını korur ve yola devam ederek ben-i adem bahçesinde gül yetiştirmenin sürekliliğine inanırdı.

Onu tanıdığım günden son demine kadar insan yetiştirmedeki kararlığında hiçbir kırılmaya tanık olmadım. Onun insan yetiştirmedeki kararlılığı belli bir sınıfa has değildi. İşçi, memur, esnaf, üniversite öğrencisi, ortaöğretim öğrencisi, medrese öğrencisi... Her sınıftan insanlara büyük emek verdi. Her sınıftaki insanlarla ayrı ayrı ilgilenir, onların düzeyine göre konuşur, onlara değer verir, her sınıfın ayrı bir misyon yüklenebileceğine inanırdı. İslami harekette sınıfsızlığa inandığı için bir öğrenci hareketi, işçi hareketi, memur hareketi, köylü hareketi, molla hareketi gibi ayrımlar yerine toplumun her katmanından insanın içinde yer alacağı bir hareketin teşekkülü için iğneyle kuyu kazar gibi her sınıfla ilgili ayrı bir kazı çalışması yapardı.

Gün boyu bürosunda misafir bulmamak çok az vaki olurdu. Adı geçen tüm sınıflardan insanlar onun iş yerine gider onunla konuşur, tartışır ve onu dinlerdi. Diyarbakır’dan, bölgeden ve ülkeden yıllar boyu sürekli misafiri vardı. Bir yandan ticaretini idare eder öte yandan misafirleriyle konuşurdu. Uzun yıllar sayısız kez bürosuna uğrar ama onu çok nadir misafirsiz bulurdum. Bir kez dahi misafirlerinin işine engel olduğu hissine kapıldığını görmedim. Sabah iş yerini açtığında adeta iki işi varmış gibiydi. Biri ticaret, ötekisi insan yetiştirme, davet ve tebliğ. Akşam olunca da bu kez gece faslı başlardı. Ya misafiri vardı yine veya kendisi bir yere davetliydi. Bu ağır sorumluluğu meydanda olduğu sürece aksatmadan ve kararlılıkla sürdürdü. Ulaştığı saf İslam’I, yorulmadan, sıkılmadan, küsmeden, kızmadan, umutla ve azimle sunmaya, paylaşmaya devam etti.

Hedeflerinde kararlıydı. Eleştiriler, zorluklar, tehditler, tehlikeler karşısında oturma, köşesine çekilme, korkma ve ‘benden buraya kadar bundan sonrasını başkaları

götürsün’ şeklinde bir duygu ve düşünceye kapıldığına veya böyle bir eğilim içine girdiğine hiç şahit olmadım.

Bilgi, bilinç ve beyan gücü bakımından hem Diyarbakır’da hem de ülke çapında Fidan Güngör’ün dengi veya ona yakın insanlar az değildi. Onların her biri Güngör gibi bir çığır açabilir veya birlikte çok daha büyük bir ırmak oluşturabilirlerdi. Bunun gerçekleşmemesinin temel nedenlerinden biri, sebat ve istikrar sorunudur. Doğru tercihte ömür boyu kararlı olamama problemidir. Mücadeleyi hayatın ayrılmaz bir parçası olarak algılayamama veya bu zorluğa katlanamama meselesidir. Bilgi, bilinç, beyan gücü ve dinamizm açısından önderlik niteliklerini taşıyıp kararlı ve sabit kadem olamamadan ötürü yürüyüşe son veren nicelerini tanırım ki, onları her hatırladığımda içimden bir “keşke” demeden geçemem. Onların her biri bir Fidan Güngör olabilirdi. Olamamalarının en belirgin nedeni, kararlı olamamaları. Basit gibi gözüken ama gerçekte çok zor olup az insanın sahip olabileceği bir özelliktir kararlılık. Kararlılık, her insanın kendi akıbeti açısından da önemlidir. Önderlik kabiliyeti olanların kararlılığı ise, kendilerini ilgilendirdiği kadar başkasını da ilgilendirmektedir. Önderlik kabiliyeti olanların bir ömür boyu doğru yolda kararlılık göstermesi, sünnet-i hasene babından önemli çığırların açılmasına, çok sayıda insanın o güzel yoldan gitmesine imkan sunmaktadır. Güngör, bu kararlılığı gösterebildiği için bir çığır açabildi.

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de büyük ve küçük çapta açılan tüm hayırlı çığırlar incelediğinde, açılan bu yolların arkasında önderlik kabiliyeti olan kararlı bir şahsiyet, bir alim veya aydın görülür. Geçmişte böyle oldu, şimdiki zamanda böyledir ve gelecekte de öyle olacaktır. 21. yüzyıl İslam dünyası ölçeğindeki tüm İslami fikir ve cemaat hareketleri de bu kuralın dışında değildir. Bugün fikir ve hareket önderleri olarak tanıdığımız şahsiyetler, eğer yolun bir yerinde mola verseydiler veya ideallerinden vazgeçseydiler, hayatlarının sonuna kadar kararlılığını koruyamasaydılar müessir önderlik mevkiine gelemezlerdi.

Fidan Güngör ve benzeri şahsiyetleri incelemek isteyenler, onların bu özelliği üzerinde durmalılar. Çünkü kararlılık, herkesi kendi gücü oranında ilgilendiren bir konudur. İslam, iman ve salih amelde süreklilik esastır. Bu çizgide olabilecek kırılmalar ve inkıtalar tehlikeli olmaktadır. Akıbetin bu çizgi üzerinde olması hayati önem taşımaktadır. Her şeyden önce insanın uhrevi hayatı için yaşamsal öneme sahiptir.

Eğer Türkiye’de son kırk yılda sahih İslam ile tanışanların tümü ilk heyecanlarını hayatlarının son demine kadar taşısaydı, kuşkusuz bugün bir başka hayat tarzına sahip olabilirdik. Eğer son kırk yılda önderlik kabiliyetini taşıyıp saf İslam ile tanışanlar, düşünsel ve yapısal alandaki mücadelelerinde inkıta yaşamasaydı yine bugün çok farklı bir düzeyde olabilirdik. Bilgi birikimimiz, fikir üretme düzeyimiz, bilinç seviyemiz, tecrübe zenginliğimiz ve İslam’ı yaşama imkanlarımız bugünkünden çok daha ileri düzeyde olabilirdi.

Fidan Güngör ve benzeri şahsiyetleri örnek almak isteyenler, onların yolundan gitmek isteyenler hadiseye bir de bu kararlılık açısından baksınlar ve kendilerinde bir kırılmanın olup olmadığını incelesinler, hayat çizgilerinin grafiğine baksınlar, kendilerini istikrar testinden geçirsinler.

Fidan Güngör’ün şahsiyetinin diğer iki temel özelliği de fikir ve hareket adamı olmasıydı. Bu iki özellik her zaman bir insanda toplanmaz. Çok değerli ve verimli fikir üreten, ilim üreten Müslümanlar vardır ama insan terbiye etme ve Müslümanları bir araya getirip onları ümmete giden yolda bir cemaate dönüştürme yeteneğine sahip değillerdir. Bu türden değerli bazı alim ve aydınlar var ki, hayatları boyunca bir genci karşılarına alıp ona bir şey anlatamamışlardır. Çok sayıda insan onların eserleriyle aydınlanmıştır ama kendileri doğrudan ilişki kurmada başarılı olmamışlardır. Sosyal ve siyasal bir örneklik oluşturamamışlardır.

Buna mukabil çok değerli aksiyon sahibi şahsiyetler olmuştur. Ne var ki, bu aksiyonerliklerini ancak başkalarının ürettiği fikirler temelinde yürütebilmişlerdir. Kendileri fikir üretememiştir.

Sadece fikir üretebilmek ve sadece aksiyon sahibi olmak, tek yönlü özelliklerdir ve ancak bu ikili bir araya gelirse birbirini tamamlayabilir.

Fidan Güngör ve benzerleri, adı geçen iki özelliği kendi kişiliğinde birleştiren şahsiyetlerdir. Bu özelliği taşıyanlar ya aydın ve hareket adamı veya alim ve hareket adamı olur. Bu özellikteki şahsiyetler hem bilgi ve bilinç hem eylem ve hareket bakımından kendi bireysel varlık sınırlarının çok ötesine taşarlar. Düşünce ve eylem alanında çok geniş bir etki sahası oluşturur, ürettikleri düşünce temelinde somut örneklikler vücuda getirirler.

Güngör, gençliğinden beri okuyan, okuduğunu analiz eden, eleştiren, çıkarımda bulunan ve ulaştığı doğru sonuçlara birey ve cemaat düzeyinde hayatiyet kazandırmaya çalışan birisiydi. Bütün işi okuma, araştırma ve ilmi çalışma yapma değildi. Hayatın içinde,

mücadelenin içinde okuma ve düşünmeyi gerçekleştiriyordu. Onun aynı zamanda bir memur ve sonra da bir ticaret erbabı olduğu da dikkate alınırsa, üç işi yani okuma ve fikir üretme, ürettiklerine cemaat düzeyinde hayatiyet kazandırma ve helal yoldan başarılı bir şekilde ticaret yapma.

Fidan Güngör açtığı çığırın hem fikri banisi hem hareket banisi ve hem de mali destek sağlayıcısı idi. Kendi ürettiği fikirleriyle, kendi çabalarıyla ve en çok da kendi kazandığı parayı harcayarak bir yol açıyordu. Hem okuyup araştırıp fikir üreteceksin, hem onca zaman ayırıp insan terbiye ederek yapı oluşturacaksın hem de helal yoldan başarılı bir şekilde ticaret yapıp aileni geçindirmenin ötesinde mali destek oluşturacaksın ve bu üç ayrı ağır işi istikrar içinde sürdüreceksin. Bu, çok ender insanın yapabileceği bir iştir. Nice salih insan var sadece ticaretini yapar ve infakıyla hayırlı işlere katkıda bulunur. Nice aydın ve alim var, araştırmalarıyla ve ürettiği fikirlerle hizmet eder. Nice aksiyon insanı var ki, gündüz gece faaliyet gösterir. Nice beyan gücü yüksek insanlar var ki, sadece davette bulunur. Ama bütün bunları yani aydın kimliğini, hareket adamlığını, mübelliğ vasfını, olgun şahsiyeti ve ticaret erbablığı gibi özelliklerin tümünü bir arada bulundurmak, herkesin üstesinden gelebileceği bir sorumluluk, bir hayat tarzı değildir. Güngör’ü akranından ayıran özellik budur. Güngör’den daha ileri düzeyde olan çok sayıda aydın vardı ve vardır. Aksiyon adamı, olgun şahsiyetli ve tacir de öyle. Ama mezkur özellikleri önemli düzeyde bir arada bulundurabilen kaç insan vardır?

Fidan Güngör, eğer tüm zamanını okumaya ve araştırmaya verseydi, çok sayıda eserle fikir dünyamıza önemli katkılar sunabilir, hatta uluslar arası düzeyde tanınan bir düşünür olabilirdi. Eğer ticareti tercih etseydi ve ticaretin gerektirdiği siyasi ilişkileri kursaydı, kesinlikle sayılı iş adamları arasına girebilecek imkanlara ve potansiyele sahipti. Eğer siyasi partilerin tekliflerini kabul etseydi, rahatlıkla bakanlık düzeyine belki daha yukarısına çıkabilecek imkan ve potansiyele sahipti. O, bunların hiç birini tercih etmedi. MTTB’den geldiği için Erbakan Hoca’nın kurduğu partiler çizgisi tarafından tanınıyordu. Kendisi tanınan ve mali gücü olan biri olduğu için mezkur çizgideki partiler tarafından dolaylı ve doğrudan davetlere muhatap oluyordu. Evet demesi halinde, siyasi ve ekonomik alanda merdivenlerden yukarıya doğru tırmanma imkanı her zaman için vardı.

Bir şeye sahip olmadan, ona ulaşma imkanını bulmadan onu reddetmek kolaydır. Siyasette yükselme ve ekonomide büyüme imkanına sahip olmayanların bunları reddetmesi gayet kolaydır. Kişinin gerçek iradesi, kararlılığı, idealist olup olmadığı, değerlerine ve

yöntemine bağlılığı reddettiği şeylere sahip olma imkanına kavuştuğu zamanki tavrıyla belli olur. Yükselme ve büyüme imkanlarını reddedip de Güngör’ün elinin altında olan imkanların çok azına ulaşan nicelerinin yeni doğan fırsatların üstüne bir çırpıda atlayarak geçmişiyle nasıl alay ettiklerini gördük. F. Güngör ise, yıllarca elinin altındaki imkanları inandığı yol uğruna her zaman için dışladı. Güngör’ü akranından ve denklerinden ayıran önemli özelliklerden biri buydu. MTTB’de, partide ve sistemin içinde yükselme imkanını bulamadığı için ayrılmadı, tam aksine bu türden imkanlara ve bu imkanlara olan davetlere rağmen inandığı değerlere bağlılığı dolayısıyla kulvarını değiştirdi. TRT’den de kendisi ayrıldı. Orada da yükselme şansı vardı. Partiyle ilişkilerini koruyup devam etseydi, TRT genel müdürlüğüne kadar çıkabilirdi.

Daha çok zenginleşme imkanı varken, siyasette kariyer yapma fırsatı varken, lüks içinde yaşamaya giden yollar açıkken bin bir türlü meşakketi ve riski üstlenerek, kendini ve ailesini tehlikeye atarak inandığı yola devam demek, mütevazi bir yaşamı sürdürmek teoride kolay ama pratikte herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bir gün bürosunda bulunduğum sırada ilkokulda okuyan çocuklarından biri gelip ayakkabısının yırtıldığını babasına göstererek yeni ayakkabı istedi. Fidan Güngör ayakkabıyı inceledikten sonra ona şöyle dedi: “Bu ayakkabı bir süre daha giyilebilir. Git şu köşedeki ayakkabı tamircisinde bunu tamir ettir ve giy.” Oğluna araba alacak güçte iken tamir edilmiş ayakkabı giydirmesi, beni şaşırtmıştı. Oğluna hayat dersi mi vermek istiyordu, çocukları yamalı ayakkabı giyen arkadaşlarını mı düşünüyordu, varlık içinde mütevazi bir hayatı mı yaşamaya çalışıyordu yoksa bunların tümünü birden mi düşünüyordu bilmiyorum ama o tavrı çok anlamlıydı. Yeni ayakkabı almaya gücü yetmeyen bir babanın böyle davranması çok doğal ve kolaydır ama varlıklı birinin böyle hareket etmesi kolay değildir. Varlık içinde mütevazi yaşam, aile hayatının tüm yönlerinde baskındı.

Fidan Güngör, çok yoğun bir hayat içinde okuma fırsatını oluşturuyordu. Okuma, okuduğunu tahlil etme, çıkarımlarını ve değerlendirmelerini yüksek beyan gücüyle paylaşıma açma gibi özellikleri taşımasından ötürü bir aydın kimliğine sahipti. Bilgi, bilinç ve beyan gücünü hareket süreciyle birleştirince, aydın, mübelliğ ve hareket adamı kimliğini kazanıyordu. Bu sebeplerden ötürü yıllarca her kesimden insanın ilgi odağı durumundaydı. Molla, öğretim görevlisi, üniversite öğrencisi, lise öğrencisi, memur, işçi, esnaf gibi çok farklı kesimlerden ve çok farklı bölgelerden sürekli insanlar onu ziyarete gelir bürosunda otururdu. Eğer bu insanlar ondan istifade etmeseydi, saygı ve sevgi görmeseydi bir giden

ikinci kez gitmezdi. Bu trafiğin artarak devam etmiş olması, gidenleri yeniden ve defalarca gitmeye yönlendiren bir kuvvenin, bir cezzabiyetin varlığını gösteriyordu.

Fidan Güngör’ün büyüklüğü, onun sahip olduğu donanım düzeyi ve kendisini kuşatan zorluklara rağmen İslami uyanış sürecine verdiği katkıyla ilgilidir. Güngör, bir alim değildi. Yıllarını medreselerde İslami eğitimle geçirip İslami ilimlerle donanıp o ilminin gücüyle etkinlik oluşturan biri değildi. Eğer böyle bir ilimle donanmış olsaydı, çok daha farklı etkiler bırakabilir, çok daha farklı katkılar sunabilirdi.

Fidan Güngör, modern eğitim sisteminde doktora düzeyine kadar eğitim görmüş bir akademisyen de değildi. Böyle bir eğitim görmüş olsaydı, belki daha önemli katkılar sunacaktı.

Fidan Güngör, büyük ariflerin irfan halkalarında tehzib ve terbiyeden geçmiş biri de değildi.

O, bütün bu alanlarda donanım imkanı bulamadığı halde adı geçen alanlarda donanmış insanlardan bir çoğunun yapamayacağını yaparak, onların üstlenmediği sorumlulukları üstlenerek, onların katlanmadığı zahmetlere katlanarak, onların göğüs geremeyeceği risklere göğüs gererek, onların gösteremediği sebat ve istikrarı göstererek bir nesil yetiştirdi, bir örneklik oluşturdu, İslami uyanış sürecine önemli katkılar sundu. Fidan Güngör’ü değerlendirirken onu kendini ilme vermiş bir alimle, kendini akademik çalışmalara adamış bir akademisyenle, kendini irfana adamış bir arifle kıyas etmemek gerekir. Onu, sahip olduğu az donanımla yaptığı çok işlere bakarak değerlendirmek gerekir.

Fidan Güngör’ü ihtiyaçları başkaları tarafından karşılanan ve böylece tüm vaktini çalışmalarına ayıran hareket adamlarıyla da kıyaslamamak gerekir. O çalışan, kazanan ve kazandığını inandığı yola harcayan biriydi. Eğer tüm vaktini ayırabilseydi, katkısı da daha çok olabilirdi.

Fidan Güngör’ün doğrudan ve dolaylı yetiştirdiği insanlar, bugün Türkiye’nin her ilinde ve bir çok ilçesinde bir şekilde müslümanca yaşama gayreti içindedir.

Fidan Güngör, donanım mahdudiyetine ve kendisini kuşatan zorlu koşullara rağmen sadaka-i cariye hükmünde bir çığır açarak gitti.

Fidan Güngör, doğrudan bir eser kaleme almadı/alamadı. Tevhid ve Hira dergilerinde yazdığı makaleler, onun kaçırılmasından sonra kitap haline getirildi.

Kitap yazmamış olmasının ve dergilerde yayınlanan makalelerinin sınırlı kalmasının iki nedeni vardır.

Birincisi, onun daim bir hareket halinde olması, özel ve genel toplantılarda konuşması, zamanının çok önemli bir kısmını insan yetiştirmeye ayırması dolayısıyla yazılı çalışmalara vakit bulamamasıdır. Yaptığı konuşmalar ve verdiği dersler eğer kitaplaştırılsaydı, onlarca eser ortaya çıkardı.

İkincisi, Kürdistan’da yazılı gelenek yerine şifahi geleneğin hakim olmasıydı. Eser verme kapasitesinde olan çok sayıda insan, sahip oldukları birikimi yazılı esere dönüştürme eğilimi içine girmiyordu. Fidan Güngör, mücadelesinin son yıllarında yazmaya başladı. Eğer mücadeleye devam edebilseydi, düşüncelerini artık yazılı olarak paylaşıma açma eğilimini benimsediği için çok sayıda makale ve kitap yazacağı kuşkusuzdu.

Mezkur nedenlerden ötürü onun düşüncelerini incelemek isteyecek olan sonraki kuşaklar, onun makalelerinden derlenmiş kitabıyla yetinmek durumunda kalacaklardır.

Son söz: Fidan Güngör, yaşarken iz bıraktı, örneklik oluşturdu. Giderken Zeyneb’i olmayan Hüseyin misali gitti. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da maruz kaldığı zulmü Hz. Zeyneb ifşa etti. Fidan Güngör’ün maruz kaldığı zulümler ise, ‘sırların açığa çıkacağı gün’ olan Ruz-i Mahşer’e kaldı. Her insanın kitabının açıldığı, insanların azalarının şehadette bulunduğu, yerin dile gildiği o zor günde her şey açığa çıkacak ve her insan yaptıklarının hesabını verecektir. Said-i Nursi’nin enfes tabiriyle Bir Mahkeme-i Kübra vardır.

Va Esefa o mahkemede kaybedecek olanlara!

Alıntı: ÖZE DÖNÜŞ DERGİSİ SAYI 11 (Kış 2018)

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum