1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Sırat ve Sebil
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Sırat ve Sebil

A+A-

 


     Namaz kılan her mümin, her gün en az 17 kez ve eğer sünnetleri de kılıyorsa çok daha fazla Fatiha suresindeki اهد نا الصرط المستقیم "Bizi doğru yola ilet" ayetini okuyordur.

     Her gün onlarca kez tekrarladığımız sırat-ı müstakimin anlamını ve yine Kur'an'da 'yol' anlamında kullanılan 'sebil' (سبیل) ile farkını idrak etmemiz dinler, mezhepler, meşrepler ve menhecleri doğru değerlendirmemiz açısından ehemmiyet arz etmektedir.

     Bir şeyi tanımanın yolu o şeyin sözlük ve kavram anlamlarını bilmekten geçtiğine göre önce bu iki kelimenin lügat ve ıstılahi anlamlarını ele almamız gerekiyor.

     Sırat ve sebil, genel kullanımda, örfte 'yol' anlamına gelir.

     Tabersi, sıratın (صراط) aslının (سرط)'den alındığını ve yutmak anlamına geldiğini söyler.

     Araplar, çiğnemeden bir şeyi yutmaya استراط derler. Yolu sırat diye tanımlamaları, yolun yolcusunu bir tür yutar gibi gözükmesinden dolayıdır.

     Sıratı yol diye tanımlayanların yanında 14. asır müfessirlerinden Belaği Necefi gibi, "Sırat, içinde viraj ve zikzak olmayan ve en kestirmeden maksada ulaştıran yol demektir. Bu yolda giden de sapma ve sapma korkusundan en uzak olandır" diye tanımlayanlar da vardır.

     Rağıb-ı İsfehani, 'sebil'i rahat yürünen yol olarak tanımlıyor. Lisan'ül Arap'ta ise, hem hidayete hem dalalete giden yol olarak tanımlanıyor.

     Allame Amoli, bu tanımı çağın imkanlarına uyarlayarak sıratı otobana, sebili de otobana çıkan feri yollara benzetiyor. Sırat kavramının Kur'an'da 33 kez müstakim sıfatıyla kullanılması da bu anlamı teyid ediyor. Sırat kavramı Kur'an'da toplam 45 kez kullanılmıştır.

     Kur'an'da sırat kavramı hiçbir şekilde çoğul olarak kullanılmaz, hep tekil olarak kullanılmıştır ama sebil kavramı hem tekil (سبیل) hem de çoğul (سبل) olarak kullanılmıştır.

     Sırat kavramının 33 kez 'müstakim' sıfatıyla kullanılmış olması, bu kavramın sebilden ayrıt edici vasfına işaret etmektedir.

     "İşte bu benim dosdoğru yolumdur.(صراطی مستقیم) Ona tabi olun; sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara (سبل)tabi olmayınız." (En'am: 153)

     Sırat tektir ve çokluğu kabul etmez. Bunun nedeni, sıratın bir yandan Allah'a istinad etmesi "Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur"(En'am: 126), öte yandan insan fıtratıyla ilişkili olmasıdır."Allah, dilediğini dosdoğru yola ulaştırır." (Bakara:213)

     Sırat kavramı Kur'an'da hiçbir şekilde menfi manada, batıl yol anlamında kullanılmamıştır ama sebil her iki anlamda da kullanılmıştır. 'Tağutun yolu' (فی سبیل الطاغوت),(Nisa:76) mücrimlerin yolu (سبیل المجرمین),(En'am:55) müfsidlerin yolu(سبیل المفسدین) (Araf:142) gibi.

     Buna mukabil 69 ayette doğrudan Allah kelimesiyle, yani isim tamlaması halinde (سبیل الله) Allah'ın yolu şeklinde kullanılmıştır. 14 ayette Allah'a işaret eden şahıs ve iyelik zamirleri ile kullanılmıştır. O'nun yolu (سبیله), Benim yolum(سبیلی) ve yollarımız(سبلنا) Hakeza doğru yol (سبیل الرشد),(Araf:146) esenlik, barış yolları (سبل السلام), müminlerin yolu(سبیل المومنین)(Nisa:4) gibi sırat kavramının ihtiva ettiği anlamlara yakın manada müsbet olarak da kullanılmıştır.

     Sırat kelimesi Kur'an'da sadece bir yerde, kıyamet sahnelerinin tasvirlerinden birinde 'Cehennem' kelimesiyle birlikte yol anlamında kullanılmıştır."Onları cehennem yoluna (صراط) yöneltip götürün. (Saffat: 23) Burada da cehenneme doğrudan giden yol anlamında kullanılmıştır. Buradaki kullanımı lügat anlamındadır.

     Sırat, içinde zikzakların, inhirafın, sapmanın olmadığı, insanı kemale ulaştıran, Allah'a yakınlaştıran kulluk yoludur., hidayete giden ana yoldur, tek yoldur. Bu özeliğiyle sebil ve terik (طریق) kelimelerinden farklı bir anlam içerir. "İşte benim dosdoğru yolum (صراطی) budur; ona tabi olun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. "(En'am: 153)

     Sıratın tekliğine mukabil, sebil kesreti içeriyor. Allah'a giden yol sayısı çoktur. "Onları yollarımıza hidayet ederiz."(Ankebut:69)Ama bu yolların tümü otoban hükmünde olan sırat'a çıkıyor. Bir bakıma sırat'ın yan yolları, ona çıkan fer'i yollarıdır. Sırattan ayrı sayılmazlar. Sıratın yan kollarıdırlar. Dolaysıyla birbirleriyle bağlantı halindeki bir bütünü ifade ederler.

     Sebiller/ilahi yollar, sırat hakikatinden pay aldığı ve onunla uyumluluğu oranında insanı maksada taşır ama sırat, doğrudan insanı hedefe ulaştırır.

     Sırat'a çıkan yolların/sebillerin yanında sırata çıkmayan yollar da bulunmaktadır. Şeytanın, tağutun, müfsidin ve nefsin yolları gibi.

     Sebil kavramının geçtiği ayetler incelendiğinde görülüyor ki, Allah u Teala Kur'an-ı Mübin'de kullarını izleyecekleri yollar konusunda aydınlatıyor, inhirafa giden yollardan sakındırıp doğru yollara yönlendiriyor.

     "Bizim uğrumuzda cihad edenler (var ya), biz mutlaka onları yollarımıza hidayet ederiz." (Ankebut:69)

     "Müfsidlerin yoluna uyma."(Araf:142)

     "Bana yönelenin yoluna tabi ol." (Lokman:15)

     Sırat-ı müstakim; tevhid, mead (ahiret) ve nübüvvet esasları üzerine bina edilen Allah'a kulluk yoludur. "Bana kulluk ediniz. İşte bu, dosdoğru yoldur (صراط مستقیم) (Yasin: 61)Bu dosdoğru yola giden fer'i yollar vardır ve bu yollar da Allah'ın yollarıdır.

     Sırat ile sebilin farkını fark etmek, sırata giden farklı sebillerde olanlara karşı bakışımızı ve onlarla olan ilişkilerimizi sağlıklı bir zemine oturtmayı sağlar. Yol farkını tekfir ve düşmanlık temelinde yorumlayarak bizden farklı yolda olanları sapkın diye nitelemek yerine onların da aynı maksada giden paralel yoldaki yoldaşlarımız olduğu fikrini bize verir. Mezhep ve mücadele yöntemleri arasındaki farkları sırat bağlamında değil, sebil bağlamında değerlendirmemizi sağlar.

     Allah'a giden yollar çok olduğuna ve sırata giden bir dizi fer'i yol bulunduğuna göre, içinde yürüdüğümüz fer'i yolu paylaşmayan ve başka bir fer'i yoldan sırata gidenlerin aslında bizden bir farkının olmadığını görür, müsavi ve muvazi bir çizgide ilerlediğimizi idrak eder ve dolaysıyla müsavi ve muvazi olanların birbirlerini inhiraf ile suçlamasının anlamsızlığını görür, sebilin tekliğinde ısrardan vaz geçeriz.

     İhtilafların çoğu, sebili sırat gibi tek görmek ve o tekin de bizim tekelimizde olduğuna inanmaktan kaynaklanıyor. İnsan, mezhebini, meşrebini, tarikatini ve menhecini sırata giden ilahi yollardan biri olarak görmek yerine sırat gibi tek ve yegane doğru olarak algıladığı zaman, o yolun dışında kalanların tümünü ya batıl üzere olan sapkınlar veya hidayete erdirilmesi gereken zavallılar olarak görecektir. Bu bakış açısı, çatışmayı kaçınılmaz kılar. Çünkü ben karşıdakine böyle baktığım zaman, muhatabımı da kendi sebilini sırat olarak görmeye zorlayacağım veya kendi sebilini sırat olarak görmese dahi, benim yanlış dayatmama mukabeleye zorlayacağım. Sonuç olarak kendi sebilimi sırat olarak dayatmaktan kaynaklanan bir çatışmanın içine birlikte yuvarlanmış olacağız. Mezhep çatışmalarının en önemli nedeni, taraflardan birinin ötekine veya tarafların yek diğerine kendi mezhebini sırat-ı müstakim olarak dayatmasındandır. Oysaki mezheplerin her biri bir sebildir.

     Sırat-ı müstakim'in bir, o bire giden yolların bin olduğunu ve o binin (kesretin) bire indirgenemeyeceğini, tekil hale getirilemeyeceğini idrak ettiğimiz zaman, kesrette vahdeti yakalayabilir, otobana çıkan fer'i yollardaki yoldaşlar olduğumuzu, dindaşlar olduğumuzu, aynı yolun yolcusu olduğumuzu fark eder, düşmanlık yerine kardeşlik söylemini seslendirir, kardeşlik eylemini icra eder ve kardeşlik ruhunu paylaşırız. Ne var ki, ömrünü İslam'a ve İslami ilimlere ayırmış nice insanların, öncülerin, alimlerin kendi sebillerini kendi taraftarlarına sırat diye gösterip ötekilerini de sapkın olarak tanımlayarak üzerlerine saldırdığı bir dünyayı tecrübe ediyoruz.

     Sırat ve sebil bağlamında ilgili bir başka konuya değinmekte yarar var.

     Sıratın tevhid, mead ve nübüvvet sütunları üzerine inşa edilen dosdoğru yol olduğunu ifade etmiştik. Tevhide ve meada inanmayanlar, küfür ehlidir. Tevhide ve meada inanan her insan da bu inanca nebiler vasıtasıyla ulaştığı için nübüvvetsiz tevhid ve mead inancı olamaz. Çünkü tevhid ve meadı vahiy yoluyla haber veren, onları teybin eden, tefsir eden nebilerdir. Bütün peygamberler tevhid ve mead esasları üzerinde insanları kulluğa davet etmiştir. Bütün nebilerin ve resullerin davetlerinin ana temaları ortaktır. Farklı zamanlardaki farklı kuşaklar farklı nebiler vasıtasıyla sırata giden sebillerde yer almıştır, sırata ulaşmıştır. Tevhid ve mead sabit, nebilerin mesajı sabit ama nebiler değişmiştir. Bir diğer ifadeyle nübüvvet de sabit ama nebiler değişken olmuştur. Bütün insanlar bir nebi veya resul vasıtasıyla değil, çok sayıdaki nebi ve resul vasıtasıyla hidayete ermiştir.

     Müminun suresi 74. ayette, "Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan (صراط) tan sapmakta olanlardır" deniyor. Ahirete inanmamak, sırattan sapma olarak tanımlanıyor.

     Bu ayete binaen şöyle bir çıkarımda bulunmak mümkün:

     Her nebinin ve resulün zamanındaki insanlar nebi ve resulleri vasıtasıyla ilahi yola ve oradan sırata ulaşma imkanına sahip olmuştur. Hz. Muhammed'in risaletinden sonra da bütün insanlar Hz. Muhammed vasıtasıyla ve onun öğretileriyle sebil-i rüşde ve sırata ulaşmakla mükelleftir ancak tarihin ve muhitin zindanından çıkamadığı için İsa'nın veya Musa'nın dini üzerinde kalarak ve o nebilerin şeriatına bağlı bir halde salih amel işleyenler de sırata giden sebillerde yer alabilirler. Bu konuda ciddi görüşler vardır.

     Muminun suresindeki ayet, bu durumu destekliyor kanaatimce. Tevhide ve meada inanan ama kendisi için makdur olmadığından mazur olan kitap ehlinin de sebilillahta olabileceğini, sırattan sapmamış olabileceğini gösteriyor. Çünkü bu tür kimseler de üç temel esas olan tevhid, mead ve nübüvvet esasının dışında değildir. Ama tabi olması gereken resulü bildiği halde inadından dolayı tabi olmayanların hükmü farklıdır.

     Bu ayete dayanarak ehl-i kitaptan mazur olanların sırat-ı müstakim üzerinde olabileceği veya sırata giden sebillerde yer alabileceğini söylemek mümkündür.

     Abdulkerim Süruş, 'Sıratha-yı müstakim' yani müstakim yollar/sıratlar adlı kitabında 'tekafu' esasına dayanarak sıratın birden çok olabileceği görüşünü savunuyor. Sadece İslam dairesindeki farklı mezheplerin değil, farklı semavi dinlerin de birbirlerini delillerinden veya delillerinin denkliğinden ya da delillerinin bir diğerini tümden yenemediğinden ötürü oluşan denklik (tekafu) gerekçesiyle sıratın da sebil gibi kesreti ifade edeceğini ön görüyor.

     Oysaki Kur'an'da sırat hiçbir şekilde çoğul kullanılmıyor. Süruş, farklı mezhepleri ve dinleri batıl çizgisinde görmemek, mezhep ve din çatışmasını önlemek için sıratın kesretini savunarak bir paralellik oluşturmaya çalışıyor.

     Kanaatimce Kur'an'ın beyanından uzaklaşmadan, sıratı kesrete dönüştürmeden İslam dairesindeki mezhep, meşrep ve menhecleri şartsız, diğer semavi dinleri de mazuriyet şartıyla sıratın vahdeti ve sebilin kesreti içinde görebiliriz. Bu hedefe ulaşmak için sıratın çokluğunu savunmak yanlıştır.

     Kur'an bize Müslümanlar bir yana, mazur olan ehl-i kitabın dahi sırat-ı müstakime giden sebillerde yer alabileceğine işaret ederken İslam dairesinde olan, üç temel esasta ihtilafı olmayıp farklı çıkarım ve istinbat hükmündeki mezhep ve yöntem farklılıklarını (sebilleri) benimseyenlerin, birbirlerini sırattan yüz çevirmiş gibi görerek tekfir ve imha yöntemlerine yönelmeleri, ciddi manada sorgulanmayı gerektiren bir durumdur.

     Günde on yedi kez ve fazlasıyla aynı yakarışta bulunan müminlerin sıratı kendi tekellerine alıp başkalarına hamle yapmak yerine içinde bulundukları yolun (sebilin) sebil-i rüşd olup olmadığını, sebilillah olup olmadığını, sırat-ı müstakime bağlanıp bağlanmadığını sorgulaması, Kur'an'ın sunduğu geniş perspektife yakışır bir ahval içinde olup olmadığını gözden geçirmesi, hamle yerine öz eleştiride bulunması herkesin salahına olacak olandır.

     Ya Rabbi! Bizi sırat-ı müstakime ilet ve sırat-ı müstakim üzerinde kaim kıl.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum