1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Sıra Kimde?
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Sıra Kimde?

A+A-

Geçen hafta İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde Mali Şube ekiplerinin Pasaport Dairesi’ne baskın yapıp kaçak göçmenlerle ilgili suç şebekeleriyle işbirliği yapan polis amir ve memurlarını gözaltına almasını görünce, bu durumu hayra alamet olarak yorumlamış, hukukun herkes için işlemeye başladığı, kimsenin ayrıcalıklı bir konuma sahip olamayacağı, polis ve askerin de yaptıklarının hesabını vereceği bir döneme giriyor olmamızdan ötürü olumlu gelişmeler olarak görmüştüm. Eskiden polis, polisi korur; birbirlerinin suçunu ya örtbas eder veya birlikte işlerlerdi o suçu.

Çok değil bundan on yıl önce biri çıkıp, on yıl sonra Türkiye’de görev başındaki generaller, amiraller, albaylar, polis müdürleri ve birinci sınıf savcılar yasa dışı eylemlerinden ve darbe teşebbüslerinden ötürü tutuklanacak, yargılanacak ve cezaevine konulacak deseydi, en basitinden hayalcilikle suçlanırdı. Oysa ki, 16.02.2010’da Erzincan Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner’in tutuklanıp cezaevine konmasıyla hukukun herkes için işletilmeye başladığı sürecin çok önemli bir ayağı daha tamamlanmış oluyordu.

2007’den bu yana yaşanan olumlu gelişmeler önemli birer ıslah mahiyetinde idi ama bu müsbet gelişmeler sağlam bir temel üzerine bina edilmemişti ve edilmemiş. O yüzden her gün süreci tersine çevirebilecek çok anormal gelişmelere ve sürprizlere tanık oluyoruz.

Normalleşme çabaları anayasal temele dayanmadığı ve anayasadan gücünü almadığı için, yürürlükteki darbe anayasasına dayanarak kurumlar birbirlerinin alanlarına müdahale ediyor, militarizmden yana olan kurumlar, değişimi hayata geçirmeye çalışan yürütme ve yasama erklerine karşı  ortaklaşa hamleler geliştiriyor.

Anayasa Mahkemesi, yasama erkini kilitlemiş durumda. Anayasal değişikliklerin yapılmasına imkan tanımıyor. Kendi yetki sınırını aşarak, TBMM’nin yetkilerini gasp ederek meclisin elinden anayasal değişikliği alıyor veya "benim öngördüğüm çizgide ancak değişiklik yapabilirsin" diyor. Anayasa Mahkemesi’nin kararının götürüleceği bir üst merci de olmayınca tıkanma kaçınılmaz oluyor.

Yargıtay, siyasi partilerin başında Demoklesin kılıcı gibi sallanıp duruyor. Sürekli kapatılma tehdidi altındaki partilerin ve özellikle de iktidar partisinin sağlıklı ve kalıcı adımlar atması neredeyse imkansız hale geliyor. Hukuk, yargı mensupları için de işlemeye başlayınca Yargıtay bu kez hukuku genelleştiren hukukçuları tehdit etmeye başlıyor. Yargıtay, tehdit alanını genişleterek yargı mensuplarını da tehdit ediyor.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da devreye girerek, hukukun yargı mensupları için işlemesine doğrudan müdahil oldu. Yetki sınırını aşarak Erzurum’da Erzincan dosyasını takip eden özel yetkili savcıların (Osman Şanal, Tarık Gür,  Rasim Karakullukçu ve Mehmet Yazıcı) yetkilerini elinden almak suretiyle Türkiye’nin normalleşme sürecine takoz koydu. HSYK’nın kararları da tıpkı Anayasa Mahkemesi’nin kararları gibi temyiz edilemiyor, bir başka merciye götürülemiyor.

Öte yandan Danıştay, başta YÖK kanunları olmak üzere idari sitemde yapılmak istenen ıslah ve iyileştirme çabalarını hukuk, akıl, mantık, insaf, izan ve objektif normlar muvacehesinde değerlendireceğine tamamen ideolojik bir tutum sergileyerek halkın yararına olan ıslah girişimlerini akamete uğratıyor.

Ergenekon örgütüyle bağlantılarından dolayı gözaltına alınan  Başsavcı İlhan Cihaner’i hukuka karşı koruma ve yargıçlara yetki dışı müdahale etmede yukarıda adı geçen dört yüksek yargı kurumundan üçü açıkça işbirliği ve yardımlaşma içine girdi.

Hukukta ideolojikleşme, siyasallaşma ve militarizme yanaşma türünden bozulmalar yargının en üst kurumlarında cereyan ediyor. Yargının bedeninden ziyade başı kokuşmuş.

Yargı kurumunun tepesindeki kurumların  bu türden müdahalelerinin askerin görüş, beklenti ve talepleriyle örtüştüğü bir vakıadır.

Asker ve yargının müdahale ettiği alanlara baktığımızda dini ve etnik temeldeki özgürlüklerin sağlanması, siyasi iradenin egemenliği ve hukukun evrensel standartlara çekilmesi konuları olduğu açıktır.

Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Türkiye’de birkaç temel problem var ve bunların esastan çözümü halk iradesiyle belirlenecek yeni bir anayasadan geçmektedir.

Bir önceki yazıda şunları söylemiştim:

“Türkiye’nin üç temel problemi vardır:

-Ordunun hak ettiği yere döndürülmesi ve bir daha sivil iradeye ve idareye müdahale edemeyecek tarzda konumlandırılması.

-Yargı reformu

-Dini ve etnik özgürlüklerin temini

Bu temel sorunlar artık herhangi bir iktidar tarafından karşılanamayacak kadar ağırlaşmıştır. Anayasayı değiştirecek sayıda milletvekiline sahip olan iktidarlar bile bu sorunları çözebilecek durumda değildir.

Sorunun çözümü halka başvurmaktan ve referandumdan geçmektedir. Sorunun çözümüne milletin doğrudan müdahil olması gerekmektedir. Kararı millet vermelidir, milletin çoğunluğu vermelidir. Bu karar, doğal olarak herkesi bağlayıcı bir nitelik taşıyacaktır. Orduyu da yargıyı da.”

10 Ekim 2007’de Fitrat.com yayına başladığında sitedeki ilk yazım, anayasa değişikliğiyle ilgiliydi. Neredeyse üç yıl geçti yine aynı konuda yazıyoruz. Çünkü sorun çözülemedi. Temel sorunlar çözülmeyene kadar aynı mevzular üzerinde ısrar etmek durumundayız.

Her zaman tekrar ettiğim çağrımı yenilemeye de devam edeceğim. Sivil toplum kuruluşları, cemaatler, meslek örgütleri, aydınlar, düşünürler, yazarlar ve topluma sesini duyurabilen herkes sahip olduğu imkan ve araçlarla hakkını aramaya devam etmelidir. Ne yazık ki , biz hakkını aramada, zayi edilen hakkını söke söke geri almada çok ürkek bir toplumuz. Bir davranış biçimi haline gelen bu alışkanlığı kırıp hak aramada sahaya inme cesaretini ve sanatını göstermek zorundayız.

Adalet, özgürlük ve barış içinde yaşamak için örgütlü ve cesur davranıp kaderimizi ilgilendiren konulara müdahil olmalıyız.

Militarist zihniyetin hazırladığı anayasanın, halkın taleplerine uygun sivil bir anayasa ile değiştirilmesi, hepimizi yakından ilgilendirdiği için hepimizin birden sesini yükseltmesi gerekiyor.

Askerin ve yargının ikide bir düdük çalmasına ancak yeni bir anayasa ile son verebiliriz.

Bu defa da ülkenin sahibi olan millet düdük çalsın.

Sıra ülkenin gerçek sahibine gelmedi mi?

Yoksa daha sırada bekleyen başka güçler de mi var?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.