1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. SINAVLARLA İMTİHANIMIZ
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

SINAVLARLA İMTİHANIMIZ

A+A-

 

 

Bir toplumda eğitim, hayatın tüm boyutlarına nüfuz eden, hayatın her alanını şekillerinden hayati bir unsurdur. Toplumları şekillendiren, yönlendiren, kaderini çizen eğitim mefhumudur. Dünyaya, hazır bir şekilde gelmeyip eğitimini aldıktan sonra hayata atılan tek varlık insandır.

 

Eğitim-öğretimin dönütünün izlendiği, verilen eğitim-öğretimin amacına ulaşıp ulaşmadığının kontrol edildiği yöntemler her zaman tartışılagelmiştir. Eğitimin seyri, sınavların şekli ve toplumsal yapının birbirine paralel yürüdüğü gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, toplumun hassasiyetleri de bu yönde belirleyici etki olmaktadır.

Bir müddettir sınavlarla ile ilgili çok şeyler tartışılmaktadır. İşin doğrusu eğitim-öğretim, sınavların gölgesinde kalmış durumda. Yani birçoğumuz, çocuğumuzun okulda aldığı eğitimi, davranışlarının olumlu bir şekilde biçimlenip biçimlenmediğini değil de, sınavlarda alacağı dereceyi önemsemekteyiz. Maalesef dünyaya olan aşırı bağlılığımız, dünyevileşmede geldiğimiz bu noktada, eğitime de bu zihniyetle bakmamız sonucunu doğurdu. Elbette ki bu sınavlar olacak, elbette ki bu mevkiler birileri tarafından doldurulacak ve elbette ki hayat bu şekilde akıp gidecek. Ancak gözden kaçırdığımız, dikkat etmediğimiz, önemsemediğimiz, hassas davranmadığımız, dert etmediğimiz, ıskaladığımız asıl husus, eğitim-öğretimde amaçtan saparak araca takılmamız ve ne yazık ki işin ruhunu yitirmemizdir. Dünyevi tüm mevki ve makamlar topluma ve insanlığa hizmet etmek için vardır. Bu yerlere hırs yaparak, uğruna her türlü değerler ayaklar altına alınarak varıldığı takdirde, asıl maksat olan insanlığa faydalı olma ve hizmet etmek aşkı yitirilmiş olur.

Eğitimin hayata dokunur olması gerekir. Okullar, sınavlara değil hayata hazırlamalıdır. Sınavlarda soru gelecek dersler önemsenip diğerlerinin önemsenmemesi çok sakat ve sığ bir anlayıştır. Resim, müzik, beden eğitimi vb dersler, temel derslerin yanında fuzuli, gereksiz, ayak bağı olarak görülmemeli, bilakis bu derslerin çocukların kabiliyetini ortaya çıkaracak, onlara tüm derslerin arasında bir nefes aldıracak, onların enerjilerini faydalı bir şekilde atmalarını sağlayacak dersler olarak görülmelidir. Bu gün geriye dönüp baktığımızda en güzel anılarımızın bu derslerde yaşadıklarımızdan oluştuğunu görüyoruz. Okullar, zorlu sınavlar öncesinde hazırlık yapılan toplama kamplarına dönüştürülmemeli, çocuklarımızın, gençlerimizin hayalleri, umutları, yaşama sevinçleri oralarda

katledilmemeli. Sınava değil hayata hazırlayan okullar, çocukların, gençlerin isteyerek, koşarak, aşk ve şevkle gittikleri sıcak, mutlu, huzurlu yuvalara dönüştürülmelidir. Hafta sonlarının iple çekildiği, kar tatillerinin sevinçle karşılandığı zamanlarda kendimizi sorgulamadan edemiyoruz; biz bu okulları neden sevdiremedik. Bir kar tatilinde, oğlumun küçük kardeşine; “sakın karı fazla harcama, kar tatili bitmesin” deyişini hiç unutmam.

Eğitimin, okulların hayata dokunur olması, insanlığın faydasına olması, sadece ve sadece meslek sahibi olmak için rutin, formalite devam edilen yerler olmaması gerekmektedir. Aksi takdirde illa ki bir doktor, hemşire, mühendis, lise ve üniversite mezunu insanlar olmaları için insanlar programlanırsa çok vahim bir manzara ortaya çıkar, eğer ki aslından, esasından, ruhundan, uzak bir diplomalı yetiştirilirse şu örnekteki gibi korkunç vaziyetler ortaya çıkar; Almanya’da bir lisede görev yapan okul müdürü, her eğitim-öğretim yılı başında okulunda görev yapan bütün öğretmenlere şu mektubu gönderirmiş: ‘’İkinci Dünya Savaşı’nda bir toplama kampında esir tutulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın şahit olmaması gereken şeylere şahit oldu. İyi eğitim almış ve yetiştirilmiş mühendisler tarafından inşa edilen faz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorlar tarafından zehirlenen çocuklar, işini iyi yapan hemşireler tarafından iğnelerle öldürülen bebekler, lise ve üniversite mezunu insanlar tarafından vurulup yakılan insanlar… Bu nedenle eğitime karşı hep bir kuşku taşıyorum. Sizlerden ricam şudur: Öğrencilerinizin iyi bir insan olması için elinizden geleni yapın. Bu anlamda gösterdiğiniz çabalar gelecekte bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma-yazma, matematik, çocuklarımızın daha iyi bir insan olmasına yardımcı oluyorsa ancak o zaman önem taşır.’’

Eğitim-öğretimin en önemli ayağı olan sınavların da basit, bayağı, geçici ve küçük hesaplara kurban edilmemesi lazım. Eğitime verilen evrensel değerin sonucu tabi ki sınavlarında bu minval üzerinde gerçekleştirilmesi olacaktır. Yetiştirilecek nesiller değerler üzerinde temellendirilmeli, değerler üzerinde bina edilmeli. Ancak eğer ki bu eylem sadece maddi ve dünyevi hırs ve menfaatlere, kaygılara indirgenirse o zaman değerler yerini fiyatlara bırakır ki bu zihniyetle yetişen insanların dünyasında herşeyin bir fiyatı olduğu ve maddiyatın, mevki ve makamın, şan ve şöhretin satın alamayacağı, elde edemeyeceği hiçbir şeyin olmayacağı yönünde olur. O zaman gelinen noktada; değer bilinmezse fiyat biçilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.