1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Sıdk Makamına Ulaşabilmek
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Sıdk Makamına Ulaşabilmek

A+A-

 

 

 

 


 

     Her İbadete üç cihetten bakmak mümkün. Ahkam cihetinden, adab cihetinden, esrar ve amaç cihetinden.

     İdrak ettiğimiz ramazan ayında tuttuğumuz orucun bir dizi ahkamı vardır. Başlangıç vakti, bitiş vakti, orucu bozan şeyler, orucun keffareti ve ... Orucun adabı da vardır. Adap babından oruçlu insanın dikkat etmesi gereken hususlar da vardır. Kötü sözden, kötü fiilden, kavgadan uzak durmak, yumuşak ve halim olmak ve daha nice hassasiyetler orucun ahkamından değil, adabanıdandır.

     Orucun esrarı ve amacı da takvadır. “Umulur ki, takvalı olursunuz(Bakara:183) Oruç, takvaya ulaştırır, takvaya ulaşan muttaki olur. Muttaki olan da sıdk makamına ulaşır. “Hiç şüphesiz muttakiler, cennetler ve nehirler içindedirler. Doğruluk (sıdk) makamında, güçlü bir hükümdarın katındadırlar.(Kamer:54-55)

     Bu ayette muttakiler için iki nimetten ve özellikten söz ediliyor. Birincisi, cennete giren herkes için olan maddi nimetlerdir. Bahçe ve nehirler gibi. İkincisi, maddi değildir ve maddi olandan çok daha üstündür. İkinci özellik sıdk makamıdır. Hem de muktedir olan, kudret sahibi olan Malikülmülk’ün nezdinde sıdk makamı ve mevkiinde olmaktır.

     مقعد صدق sıdk makamı ile ilgili müfessirlerin kahir ekseriyeti, günahın ve boş sözün olmadığı hak meclisi veya razı olunan meclis diye tefsir etmişlerdir. Bu açıklamalırn kafi ve vafi olmadığı kanatindeyim. Bu ayetteki ilahi muradı anlamak için sıdk kavramı üzerinde duranlar da vardır. Bu yaklaşımın daha isabetli olduğu inancındayım.

     Büyük arif Hace Abdullah-e Ensari sıdk kavramını şöyle tanımlıyor ”Sıdk, Bir şeyin hakikatinin ismidir; hem varlık aleminde hem de zihinde”(1) Bu tanımdan yola çıkarsak, sıdk makamı, herşeyin hakikatinin görüldüğü ve bilindiği bir makamdır. Dolaysıyla o makamda oturanlar, her şeyin hakikatini gören ve bilen insanlardır. عند ملک مقتدر “güçlü bir hükümdarın katında” ibaresi de bu anlamı teyid ediyor.Sıdk makamı, Kadir ve Muktedir olan Allah’ın nezdinde, O’nun katında, O’na yakın bir makamdır. عند fiziki bir yakınlığı değil, manevi bir yakınlığı ifade ediyor. Muktedir olan Allah’ın katındaki sıdk makamında oturanlar, her şeyin hakikatini görebilme makamına ulaşmış insanlardır.

     Bu sıdk makamı için meclis değil de مقعد mak’ad kavramı kullanılmıştır. Bu kavram, meclisin ifade etmediği devam ve sebatı ifade eder.(2)

     Bu makama kimler ulaşabilir? Muttakiler. Muttaki olan insan da sadık insandır.

     İmam Sadık, “Allah, o makamı sıdk ile tavsif ettiğine göre sıdk ehli olmayanlar o makamda olamazlar” diyor.(3)

     Sultan Muhammed Gonbadi de bu ayetin tefsirinde sıdk kavramını şöyle tanımlıyor:”İnsanlığın gereği olan tüm konularda insanın istikamet üzere olması ve doğru olması ve Allah’ın bütün sıfatlarıyla muttasıf olmasıdır.”(4)

     Muğniye Muhammed Cevad da bu ayetin tefsirinde sıdk ile ilgili şöyle diyor: “Onlar dünyada iken her ne konuştular ise sıdk idi ve her neyi yapıp veya terk ettilerse hak idi.”(5)

     Hüseyin Fadlüllah da bu ayetin tefsirinde sıdk makamında olanlar ile ilgili şöyle diyor: “Sadık imanları ve sıdk çizgisindeki amellerinden ötürü Allah’a yakınlığı yaşıyorlar. Cennette elde ettikleri bu mümtaz konumları dünyadaki sıdklarından ötürüdür.”(6)

     Yaptığımız alıntılar, sıdk makamına ulaşan muttakilerin sadık sıfatı üzerinde yoğunlaşıyor ve bu sıfatın pratiğe aktarılacağı yer dünya hayatıdır. Günah ve boş sözlerin olmadığı yer, muttaki insanın bu dünyadaki hayatıdır. Cennetteki sıdk makamı, bu dünyadaki sadakatin, sahibini ulaştırdığı uhrevi makamdır ki, o makamda her şeyin hakikatini görebiliyorlar.

     Sıdk makamına ulaşabilmek için insanın önce kendisiyle sadık olması lazım. Kendisini kandırmaması lazım. Kendi kendisiyle doğru olması lazım. Kendisiyle sadık olan insan, Allah ile de sadık olur. Allah ile sadık olan insan, insanlar ile de sadık olur. Hakeza kendi kendisiyle sadık olmayan, Allah ile de sadık olamaz. Allah ile sadık olamayan, insanlarla da sadık olamaz.

     İnsanın kendi kendisiyle sadık olması, insanın deruni alemiyle ilgilidir. Dışarıdan gözetlenebilecek ve kontrol edilebilecek bir durum değildir. İnsanın kendisiyle doğru olmasının ilk adımı niyetle başlar, niyetteki sadakatle başlar. İstisnasız her amelin bir niyeti vardır ve sadık insan her amelinde niyetini halis eder, Allah için niyet eder. Sadık insanın her ameli Allah içindir. En küçük fiillerden en büyük fiillere kadar her fiilinin, bütün akvalinin ve ef’alinin niyetinde hulusiyet vardır. Kendi derununda sadakat vardır. Kendi kendini kandırmama vardır. Eğer insan, görünürde Allah için yaptığı bir fiille ilgili niyetinde farklı bir hedef varsa, kendi kendini kandırıyor demektir, kendisiyle doğru değil demektir. Kendini kandıran insan, Allah ile de doğru değildir. Dolaysıyla insanlar ile de sadık değildir.

     En basitinden bir insana selam verirken eğer verdiği selam fiilinin niyetinde çıkar, korku, sevimli görünme ve benzeri niyetler varsa, o selam fiilinde selam veren insan kendisiyle sadık değildir. Kendisini ve muhatabını kandırmaktadır. Allah için selam veriyorsa sadıktır. İstisnasız bütün fiiller böyledir.

     Muttaki insan sadıktır ve sadık insan, bütün sözlerinde, fiillerinde ve düşüncelerinde sahih ve salim bir niyete sahiptir. Her ameli Allah içindir ve bundan hiç taviz vermez, geri adım atmaz.

     Sıdk ve sadakat ahvali, insanın iç alemiyle ilgilidir. Bir kendisi bilir bir de kalplerin derinliklerini bilen Allah u Tebareke ve Teala. Kimsenin bilmediği ama Allah’ın bildiği deruni alemi bu denli kontrol altında tutabilen, her an ve her lahza Allah’ın huzurunda olduğunu hisseden, Allah’ın kendi kalbinin derinliklerini müşahede ettiğine yakinen inanan ve bu inanç gereği deruni alemini Allah için saflaştıran insanlar ahirette sıdk makamına ulaşacaklar. Çünkü onlar Allah ile sadıktırlar. Kendilerini kandırmadılar ve Allah’ı kandıramayacaklarının bilincindedirler.

     Sadık insanların bütün amelleri, ilahi mizana tam tamına uymaktadır. Halis niyet ve meşru fiil, mizana tam uyduğu için sıdktır, doğrudur. Niyet ve fiil ile mizan arasında mütabakat vardır, doğruluk vardır, sıdk vardır.

     İç aleminde niyetini Allah için saflaştıran, dış alemde fiilini ilahi ölçülere göre ayarlayan insan sadıktır ve bu sadık insandan hiç kimseye doğruluktan başka bir şey ulaşmaz. Bu insandan kimseye zarar gelmez. Ancak hayır ve adalet gelir.

     Sadık olmak ve sıdk makamına ulaşmak mühal değil ama zordur. Zoru başaranlar büyük insan olur ve büyük insanlar zoru başarır. Sıdk makamına ulaşmak büyük insanların işidir ama bu büyüklüğe ulaşmanın yolu herkese açıktır.

     Oruç, insanı takvaya ulaştıran amellerden bir tanesidir, hepsi değil. Takvaya ulaştıran, muttaki olma vasfını elde etmeye imkan sunan bu mübarek ay, bütün müminlere sadık olma fırsatı da sunmaktadır; eğer aynanın karşısına geçip kendi iç alemimize, derunumuza bakabilirsek, aynada kendimizi görebilirsek. Bazen günde yirmi kez aynaya bakarız ama kendimizi göremeyiz. İç alemimizi tamaşa edemeyiz. İçimizin kararmışlığını göremeyiz. Niyetlerimiz ile amellerimiz arasındaki uçurumu fark edemeyiz.

     İnsanın iç alemini ancak insanın kendisi düzeltebilir. Zira hiç kimse kimsenin deruni alemine ne hükmedebilir ne de orayı kontrol edebilir. İnsanın kendisi kendisini kontrol edebilir ve etmelidir.

     Bu mübarek ayın, kendi derunumuza yönelmeye bir başlangıç oluşturacağını umut ediyorum.

     Bu mübarek ayın, kendi kendimizle ve Allah ile sadık olacağımız bir sürece başlangıç oluşturacağını umut ediyorum.

     Bu mübarek ayın, başkalarını tasarrud etmek, başkalarının aybını ve naksını gözetlemek, başkalarının ıslahını düşünmek yerine kendi ayıplarımızı görmeye, kendi eksikliklerimizi fark etmeye, kendi kendimizle sadık ve doğru olmaya bir başlangıç oluşturacağını umut ediyorum.

     **

     Kaynaklar

     1- Ensari, Hace Abdullah, Menazil’ü el-Sairin, sh:118

     2- Müterciman, Tefsir-e Hidayet, c:14, sh:274

     3- Hüseyin Şah Abdülazimi, Hüseyin b. Ahmed, Tefsir-i İsna Aşeri, c:12, sh:394

     4- Gonbadi, Sultan Muhammed, Tefsir’ü Beyan’i el-Seadetu fi Makami el-İbad, c:4, sh:130

     5- Muğniye, Muhammed Cevad, el-Tefsir’ü el-Mübin, c:1, sh.708

     6- Fadlüllah, Seyyid Muhammed Hüseyin, Tefsir’ü min Vahy’i el-Kur’an, c:21, sh.297


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum