1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. ŞEYH SAİT BAŞKALDIRISINI DOĞRU ANLAMAK(4. BÖLÜM)
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

ŞEYH SAİT BAŞKALDIRISINI DOĞRU ANLAMAK(4. BÖLÜM)

A+A-

Başkaldırıyı Şeyh Sait’ten Öğrenelim:

                   Şeyh Said’in aşağıda belirteceğimiz değişik konuşmaları, 1925 ayaklanmasında hangi amacı güttüğünü, hangi esaslara dayandığını, karakterinin ne olduğunu belirtmeye yeter sanırım.

                Ayaklanmadan önce bir Cuma hutbesinde Şeyh Said çok kalabalık bir topluluğa avazı çıktığı kadar bağırıyor ve şöyle diyordu: “İslami eğitim yuvaları kapatıldı. Din ve Vakıflar Nazırlığı kaldırıldı. Dinin eğitim ve öğretimi, İslami olmayan bu rejimin denetimine girdi. Gazetelerde birtakım dinsiz muharrirler Resulullah’a dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat cihat bayrağını açar; tekrar İslam’ın yükseltilmesine gayret ederim.

                Yine o günlerde yörede yayınladığı bir fetvasında şöyle diyordu: “Kurulduğu günden beri İslam’ın temellerini yıkmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal ile hiziplerinin Kuran ahkamına aykırı hareket ederek, Allah ve peygamberi amelleriyle inkâr ve halifeliği kaldırdığından, İslami olmayan bu rejimin bir an evvel yıkılmasının Müslümanlar üzerinde farz olduğu, Cumhuriyete tabi olanların can ve mallarının İslam şeriatına göre helal olduğu şek ve şüphe götürmez bir duruma gelmiştir.( Ergani ilçesinin Piran köy camisinde verilen hutbe)

                   Ayaklanma sırasında kardeşi Ş. A.Rahime gönderdiği bir mektubunda şu öğütte bulunuyordu: “Sabretmenizi öğütlerim. Savaşçılara da söyle, tedbir ve çalışmalarında şeriatın kurallarına aykırı harekette bulunmasınlar.” İdam sehpasında müthiş bir tevekkül ve her şeye hazır bir vakar içinde aslanlar gibi kükreyerek şu sözleri haykırdı: “Tabi hayat sona erdi, kendimi Allah’ın yolunda feda ettiğime hiçbir şekilde pişman değilim. İleride torunlarımızın bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir.”

           Yerli Engizisyon Mahkemesi ve Şeyh Said Soruşturması:

                      26 Mayıs 1925 Salı günü, Diyarbakır sinemasında kalabalık bir dinleyici kitlesi önünde mahkeme başladı. Mahkeme heyeti yerini aldı ve başkan Mazhar Müfit sorguya başladı:

- Adınız nedir?

-  M. Said…

-  Babanızın adı?

-  Şeyh Mahmut

-  Nerelisiniz?

-  Aslan Palu’luyum. Fakat Hınıs’ta oturuyorum.

-  Kaç yaşındasınız?

-  Altmışı geçiyorum.

              Tağutlar tarafından idamı istenen Mücahid Şeyh, vakarlı ve başı dik bir vaziyette kendisine sorulan sorulara tek tek cevap vermekte devam ediyor.

-  Tahsiliniz

-  İslami eğitim sistemine göre okudum. Medresede tahsil ettim.

-  Medresede neler okudunuz?

- Tefsir, hadis, İslam hukuku, mantık, edebiyat vs.

-  Bu ayaklanmayı neden yaptınız?

-  İslam’ın esaslarına kastedilirse, İslam kanunları icraattan kaldırılırsa Müslümanlar için kıyam kaçınılmaz bir görev olur.

-  Bu işe kalkışmadan neticesini hiç düşündünüz mü?

- Evet, düşündük. İslam uğrunda ölürsek dinsiz gitmeyiz.

-  Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak caiz midir?

-  Hz. Ali taraftarlarıyla, Muaviye taraftarları da Müslüman’dı.

-  Diyarbakır’ı düşürseydiniz ne yapardınız?

-  Diyarbakır’ı aldıktan sonra orada İslam’i olmayan yönetim tarzını yürürlükten kaldırır, İslam’ın idare tarzını icra eder, sosyal yaşantıyı peygamberin zamanındaki gibi mükemmel olmasa da İslamileştirmeye gayret eder ve orada kanımız, canımız pahasına tutunmaya çalışırdık. Ankara’ya yazı yazar, anlaşma yolunu aradık.

-  Diyarbakır’ı aldıktan sonra müstakil bir Kürdistan krallığını düşündüğünüz söyleniyor.

-  Hayır, bizim için böyle bir şey söylemek gülünçtür. Bizim yegâne maksadımız tekrar İslam şeriatının topluma hâkim olmasını sağlamaktı. İslami hükümleri insan hayatının her safhasına egemen kılmaktı. İslami olmayan bir Kürdistan istiklalini katiyen düşünmedim. Bütün hayatım ve ayaklanmamıza hâkim olan faktörler bunun gözle görülür delilidir.

-  Bu isyanı zannetmiyorum ki yalnız başınıza yaptınız. İşin içinde elbette kışkırtanlar da vardır.

-  Hayır, kimse yoktur. Ne içte, ne dışta.

-  Demek ki bu ayaklanmayı tek başınıza yaptınız?

- Evet, bu yalnız bizim fikrimizdir. Kürdistan’ın alim ve ileri gelenleriyle fikir birliğine vardık. Kürdistan halkı birleşerek bu kıyamı yaptı. Çünkü İslami eğitim müesseselerinin, İslam mahkemelerinin, içki ve saire yasağı kanunlarının kaldırılması, nikâhta boşanma hükümlerinin değiştirileceğine dair sesler çıkması, Müslüman halkımızın kalbinde derin teessür uyandırmıştı. Artık bu durum karşısında Müslüman halk olarak ayaklanmayı, gerekirse Allah yolunda topyekûn şehit olmayı göze alarak bu işe kalkıştık. Bu bir Müslüman halkın kalbindeki inançtan, beynindeki fikirden doğan bir ayaklanmadır. Baştan da söylediğim gibi ne içte ne dışta bu işin içinde hiçbir kimse yoktur.

-  İslam dininin icraattan kaldırıldığını hangi mebusun beyanından çıkardınız?

-  Ziya Hoca’nın beyanından.

-  Bu beyandan memnun oldunuz mu?

-  Elbette memnun olurum. “Aferin ona, keşke her mebus böyle olsa!”

-  Yani her mebus hoca mı olsun?

-  Müslüman olsun kâfi.

-  Hepsi Ziya Hoca gibi mi olsun istiyordunuz?

-  Evet, iyi olurdu.

-  Bizim İslam’a karşı olduğumuzu nereden çıkarıyorsunuz?

-  Her halinizden belli.

-  İfadelerinizde devamlı İslami hükümler tabirini kullanıyorsunuz. İslami hükümlerden kastın nedir?

-  İslami hükümler demek, İslam’ın fert ve cemiyet hayatına dair bütün meselelerde söz ve yetki sahibi olması, bütün insan hayatını kapsamına alması, kanunlarını, yasalarını şekillendirmesi demektir.

-  “Müslüman’a kılıç çeken Müslüman değildir” hadisinden haberiniz var mı?

-  Müslümanlar İslam’ı yürürlükten kaldırsalar da mı?

-  Hamdolsun hepimiz Müslüman’ız. Kuran okuyoruz, zekât veriyoruz.

-  İslami hükümlerden hangisi var?

-  Fetih tabirini kullanıyorsunuz. Mektubunuzda imzanızın üstünde “Emirül Mucahidin” yazıyorsunuz. Bununla maksadınız ne idi?

-  Bu ünvandan sonra istikrah ettim. Nedamet duydum. “Hadimul Mucahidin” yazdım. Yani mücahidlerin hizmetçisi.

-  Oğlunuz Ali Rıza İstanbul’a gitti mi?

-  Gitti.

-  Ne zaman gitti?

-  Ayaklanmadan bir ay evvel.

-  İstanbul’dan kimden fikir almıştır?

-  Kimseden fikir almamıştır. Müslüman Kürtlere misafir olmuştur. Seyyid Abdulkadir’i ziyaret etmiştir.

-  İstanbul’dan döndükten sonra oğlunuzla nerede görüştünüz?

-  Şavşar’da görüştük. Genç vilayetinin bir köyüdür.

             Netice:

    47 kişi hakkında idam ve jandarmalara emir: “Mahkûmları götürünüz.”

                Götürdüler ve 29 Haziran günü sabaha karşı, merhum Necip Fazıl’ın deyimiyle neye memur olduklarını bilmeyen üçer ayaklı kafasız ve gövdesiz heyulalara benzeyen sehpaların yanına getirdiler. Bu defa Ş. Said idamlıklar dizisinin en önünde değil, orta yerindedir. Yerli engizisyon mahkemesi azaları, komandoları, memurları ve kabarık bir halk yığını… Herkes panayıra koşarcasına, biraz sonra şehit olacak din mazlumlarını seyretmek için meydana üşüşmüş, memedeki çocuğunu kapıp sokun eden annelere kadar gelmeyen kalmamış ve ortalığı “eğlencelik”, “buz gibi ayrın”, “karamela” diye nara atan satıcılar kaplamıştır. Bu ne hazin manzara!...

                 Bu manzara karşısında her zaman olduğu gibi Mücahid Şeyh, asalet, metanet ve şahsiyetini muhafaza ediyor, kendisi ile istihza konuşmalar yapan Ali Saib, engizitörüne bakıyor. O ve ona benzer karanlık ruhlu insanları tepeden tırnağa süzüyor ve yavaş bir sesle: “Ama ruz-ı mahşerde sizinle muhakeme olacağız. Boynuzsuz keçinin ahını boynuzludan alırlar…”

                İdam sırası Şeyh Said’e gelmişti. Gömleği giydirdiler. Sesini çıkarmadı, mütevekkil bir hali vardı. Sehpaya doğru sakin ilerledi. Bir dua okuyordu. Sandalyenin üzerine çıkarıldı ve son söz: “ Tabi, hayat sona erdi. Kendimi Allah’ın yolunda feda ettiğime hiçbir zaman pişman değilim. İleride torunlarımızın, bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir. “Şahadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahadet ederim ki, Muhammet onun kulu ve resulüdür” ilmik boğazına geçirildi, bir tekme ve Mücahid Şehit Şeyh Sait (Rh. a) olarak tarihte yerini aldı.

                Ş. Said’in yukarıda zikrettiğimiz konuşma ve ifadelerinde açıkça anlaşılıyor ki, Şeyh Said’in yakalanmasındaki temel dayanak noktası İslam’dır ve Şeyh Said’in ayaklanması kelimenin tam anlamıyla İslami bir ayaklanmadır. Aslında Şeyh Said’in bizatihi kendisi bile önderlik ettiği hareketin niteliğini göstermesi bakımından yeterli bir kanıttır. Şeyh Sait her şeyden önce ifadelerinden de anlaşıldığı gibi İslam’ı bir din ve dünya görüşü olarak ileri sürmüş, İslam hukukuna, İslam devlet düzenine inanmış ve İslami ümmet anlayışına sahip olmuş bir bilgindir. Hayatı boyunca bu konuda öğrenim görmüş ve öğretmenlik yapmıştır. Acaba Şeyh Said önderliğindeki kıyam başarıya ulaşmış olsaydı ve Şeyh Sait hareketi başında bulunduğu duruma hakim olduğu bir halde düzenlemeye gidilse idi, kurulan düzen hangi ilkeler üzerinde kurulmuş olurdu? Şeyh Said’in şahsiyetini ve ayaklanmanın niteliğini yakından tanıyanlar için İslam’dan başka bir düzenin söz konusu olması bile düşünülemez. Varsınlar boynuzlu yalanlar uydura dursunlar.

             “Güneş ne üflemekle söner, ne de balçıkla sıvanır.”

 Yardımcı Kaynaklar

1-     Girişim Dergisi

2-     Ala-i İslam Dergisi

3-     Son Devrin Din Mazlumları (Necip Fazıl Kısakürek)

4-     İrticanın Tarihçesi (S. Albayrak)

5-     Şeyh Sait ve İsyanı

6-     Lozan zafer mi, Hezimet mi?

7-     Anadolu İhtilali( Sabahattin Selek)

8-     Anayurt Savaşında Kürtler (H. M. Cetoev)

9-     Yakın Tarih Ansiklopedisi ( Yeni Nesil Yayınları)

10-  İnönü Dönemi( A. R. Dilipak)

11-  Doğu İlleri ve Varto Tarihi (M. Ş. Fırat)

12-  Kürt probleminin çözümünde, Kürt parti ve toplumsal örgütler ( Hüseyin Barzani)

13-  14. Alay 14. Mknz. Tugay Tarihçesi (M.G.K. Yayınları)

14-  Medya Güneşi Dergisi (sayı 1-4)

15-  İstibas Dergisi (sayı 112)

16-  Tek Parti Yönetiminin Kurulması ( M. Tuncay)

17-  Tarihi Hakikatler ( İbrahim Arvas)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.