1. YAZARLAR

  2. Altan TAN

  3. Şeyh Mahmud Berzenci (1)
Altan TAN

Altan TAN

Altan TAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Şeyh Mahmud Berzenci (1)

A+A-

 

Hep söylüyorum, bugün Ortadoğu’da olan bitenleri, 21'nci yüzyılın ilk çeyreğinde yaşananları anlayabilmek ve bir gelecek perspektifinde bulunabilmek için 100 yıl önce 20'nci yüzyılın başlarında olan ve halen de bitmeyenleri çok iyi bilmek ve anlamak gerekiyor.

Nasıl ki, Avrupa’da yaşanan Sanayi Devrimi ve Aydınlanma Dönemi’ni, İspanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Portekiz, Rusya gibi emperyalist ülkelerin kendi aralarındaki rekabet ve paylaşım kavgalarını, en azından Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nı bilmeden Avrupa Birliği’nin neden ve hangi ihtiyaçlardan kurulduğunu kavramak mümkün değilse; 

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöktüğü Birinci Dünya Savaşı sürecini, Araplar, Kürtler, Türkler, Arnavutlar, Ermeniler, Asuriler gibi bölge halklarının, hem Batılılarla hem de birbirleriyle ilişkilerini, uzlaşma ve çatışmalarını, bu uzlaşma ve çatışmaların sebep ve sonuçlarını bilmeden de bugünü anlamak mümkün değil.

Anlaşılmayan, bilinmeyen, teşhis edilmeyen bir sorunu çözebilmek de mümkün değil.

Bugün beceriksiz siyasetçilerin elinde gittikçe içinden çıkılmaz bir hale gelen ve halklara büyük acılar yaşatan olayların bu hale gelmesinin nedeni de bu.

Son yüzyılda Ortadoğu’nun en önemli iki sorunu, artık bölgesel olmanın çok ötesine geçerek tüm dünyayı ilgilendiren sorunlar haline gelmiş bulunan Filistin sorunu ile Kürt sorunu.

Filistinlilerin de, Kürtlerin de serencamlarının siyasi bir sorun haline gelmesi Birinci Dünya Savaşı öncesine dayanıyor.

Kürtlerin, bu yıllardaki en önemli liderlerinden biri Süleymaniyeli Şeyh Mahmudé Berzenci’dir (1878-1956). İngilizlerin ifadesi ile ‘King Mahmud’dur.

Kendini 1922’de Kürdistan Kralı ilan eden Şeyh Mahmudé Berzenci, 1878 yılında Süleymaniye’de doğdu.

Babası Şeyh Kak Said, dedesi ise halk tarafından büyük bir alim ve veli olarak kabul edilen, mezarı Süleymaniye’de ziyaretgah olan Şeyh Kak Seyyid Ahmed Berzenci’dir.

Berzenciler, Güney Kürdistan’ın en önde gelen Kadiri Şeyhleridirler.

Kendisi de Süleymaniyeli olan Şeyh Mevlana Halid-i Şehrezori’nin (Bağdadi), bölgede Nakşibendiliği yaymaya başlamasından sonra aileye mensup birçok kişi ondan hilafet alarak Nakşibendi şeyhi olmuştur.

Berzencî Ailesi’nin nesebi Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin’e dayanmaktadır.

İran’da Med İmparatorluğu’nun başkenti Hemedan’da (Ekbetana) yaşayan Kübreviyye Tarikatı şeyhlerinden 1385 yılında vefat eden Seyyid Ali Hemedani’nin iki oğlu, Seyyid Musa ve Seyyid İsa’nın Şehrezor Bölgesine (Günümüzde Süleymaniye şehri ve çevresi) gelerek, Berzence Köyü'ne yerleşmeleriyle aile, Berzencîler olarak anılmaya başlanmıştır.

Kübreviyye tarikatının Hemedaniyye şubesinin kurucusu olan Seyyid Ali Hemedânî, tarikatın İran, Türkistan ve Keşmir bölgelerinde yayılmasında büyük rol oynamıştır.

Farsça ve Arapça onlarca eseri olan Seyyid Ali Hemedânî’nin en ünlü eseri ‘Zahîretü’l-Mülûk’ adlı kitabıdır.

Berzence Köyü'ne yerleşen Seyyid Musa ve Seyyid İsa’nın soylarının Hz. Muhammed’e dayanması ve kurdukları medreselerde ciddi bir eğitim ve irşad faaliyetinde bulunmaları, bölge halkı üzerinde büyük bir saygınlık kazanmalarına neden oldu.

Sonraki dönemlerde de aile, aynı çizgide ilim ve irşad faaliyetlerini sürdürdü ve Seyyid Baba Resûl Berzencî, Seyyid Muhammed el-Medenî el-Berzencî ve Muhammed Berzencî (Kibrît-i Ahmer) gibi ünlü alim ve mutasavvuflar yetiştirdi.

Seyyid Musa ve Seyyid İsa Berzencî’den itibaren tarikat, Kübreviyye-Hemedâniyye isimlerinden ziyade Berzenciyye ve Nurbahşiyye isimleri ile anılmaya başlandı ve çoğunlukla Irak ve İran’da yaşayan Soranice konuşan Kürtler arasında yayıldı.

Seyyid Hasan Berzencî ise Kerkük yöresindeki Türkmenler arasında büyük bir saygınlık kazandı.
 

Kürdistan Krallığı haritası (1923 itibarıyla) / Fotoğraf: Wikipedia


16'ncı yüzyılda Bağdat’taki Kadiri postnişininden Kadirilik hilafeti alan Berzenciler, bu tarihten sonra Kürdistan’da, Kâdirî Tarikatı’nın en önemli temsilcisi oldular.

Yaklaşık iki yüz yıl içinde, 18'nci yüzyılda Kadirlik, Kürdistan’ın en etkin tarikatı haline geldi.

Kâdirî şeyhleri olarak faaliyet yürüten Berzencîler içinde;

Seyyid İsa el-Ahdab el-Berzencî (ö. 1540), Seyyid Kalender el-Berzencî (ö.1545), Seyyid Ali Venderînî (ö. 1669), SeyyidMuhammed en-Nûdehî (ö. 1714), Seyyid İsmail Vulyânî (ö. 1745), Seyyid Hasan Gelezerdî (ö.1762), Şeyh Ma’rûf en-Nûdehî el-Berzencî (ö.1839) ve Kâke Şeyh AhmedBerzencî (ö.1888) ilk akla gelenlerdir.

Berzencî Ailesi’nin bazı fertleri de Halveti Tarikatı’nı benimsemişlerdir. Halvetî şeyhliği yapan Berzenciler;
Seyyid Abdüsseyyid Berzencî (ö.1540) ve Seyyid Baba Resûl (ö.1647) Berzencî’dir. 

Kürt Caf aşiretine mensup Mevlânâ Hâlid-i Nakşibendî’nin Halifesi olan Nakşibendi Berzenci Şeyhleri ise;

Seyyid Abdülkadir Berzencî, Seyyid Ahmed el-Berzencî, Seyyid İsmail Berzencî ve Seyyid Abdüllatif b. Abdürrahim el-Berzencî’dir.

Berzencilerin, çok ender de olsa bazı fertleri Sünni İslam inancının dışına çıktılar.

Seyyid İshak Berzencî, diğer adıyla Sultan Sahhak; Heteredoks Şii Kâkaîliğin Şehrezor bölgesindeki en büyük temsilcisi oldu.

Şeyh Mahmudé Berzenci (Şeyh Mahmud Hafid), öğrenimini Süleymaniye’de tamamladı.

İlk gençlik yıllarından itibaren babası Şeyh Said Berzenci’nin siyasi ve idari işlerinde yardımcısı oldu.

Sultan Abdülhamid’in davetlisi olarak 1901 yazında babası ile birlikte İstanbul’a gitti.

Berzenciler İstanbul’da, Kadiri Tarikatı’na mensup Baş Mabeyinci Hacı Ali Paşa’nın konağında misafir edildi.

Sultan Abdülhamid ile ilişkileri çok iyi olan Şeyh Said, Berzenci Ailesi içindeki iktidar mücadelesi ile bölgedeki birçok aşiret reisi ile yaşadığı çatışmalar ve yerel yöneticilerle yaşadığı sorunlarda sürekli olarak Sultan tarafından desteklendi.

Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile birlikte iktidara gelen İttihatçılarla, büyük sorunlar yaşamaya başladı.

Yeni gelen İttihat ve Terakki Hükümeti Şeyh Said Berzenci’yi oğulları Ahmed ve Mahmud Hafid’le birlikte bir Arap şehri olan Musul’da mecburi ikamete tabi tuttu.

Musul’da bulundukları 1909 yılında Berzencilerin hizmetlilerinden birinin, Musullu bir kadına sarkıntılık ettiği iddiasıyla, İttihatçıların kışkırtması ile toplanan bir grup, Berzencilerin kalmakta oldukları eve saldırarak Şeyh Said Berzenci ve oğlu Ahmed’i öldürdü.

Bu menfur olay Kürtler arasında büyük bir infiale sebep oldu ve ailenin Süleymaniye’ye dönmesine izin verildi.

Babası ve kardeşinin İttihatçılar tarafından öldürtülmesinden sonra ailenin başına geçen Şeyh Mahmud, İttihatçılara karşı bir siyaset izlemeye başladı.

Birinci Dünya Savaşı’na kadarki dönemde İttihatçıların, Türkçü şoven uygulamalarının yanı sıra, ünlü Nakşibendi şeyhi Seyyid Sebğatullahi Arvasi’nin torunları Seyyid Ali (Kamuran İnan’ın dedesi) ve amcası oğlu Şeyh Şehabeddin’i Bitlis’te;

Yine bir Nakşibendi şeyhi olan Şeyh Abdüsselem Barzani’yi (Mela Mustafa Barzani’nin ağabeyi, Mesud Barzani’nin amcası) Musul’da idam etmeleri, Kürtlerin, İttihatçılara karşı olan tavırlarını daha da arttırdı.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte eski husumetleri bir yana bırakan Kürtler, Osmanlı Ordusu saflarında İngilizler ve Ruslara karşı savaşmaya başladılar.

Bu dönemde Rusların Ermenilere, İngilizlerin ise Asurilere (Hıristiyan Nasturiler) destek vermeleri ve çoğu yerde Asuri ve Ermenilerin birlikte Müslüman Kürtlere saldırmaları, sadece Osmanlı vatandaşı Kürtlerin değil, İran Kürtlerinin de önemli bir kısmının Türklerle birlikte savaşa katılmalarına neden oldu.

Aslında İngilizler, 16 Mayıs 1916'da imzaladıkları Sykes-Picot Anlaşması ile Musul Bölgesi'ni Fransızlara vermişlerdi; ancak İngilizler için, ünlü devlet adamları Winston Churchill'in ifadesi ile "Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerli olduğundan" ilk fırsatta Fransızları devre dışı bırakarak bölgeye yerleştiler.

İngiliz Başbakanı Lord Curzon ise, Mezopotamya'nın önemini belirtmek için şöyle diyordu:

Hindistan sınırı Fırat’tan başlamalıdır.


Ekim 1917’de Rusya’da Bolşevik Devrimi olması üzerine geri çekilen Rus Ordusu’nun birçok subayı, Rusya’ya dönmeyerek Asuri ve Ermeni kuvvetlerinin başına geçti.

İngilizler de 'Levni' adı verilen Hıristiyan Asuri birlikleri kurarak Kürtlere karşı konuşlandırdılar.

Kürt Aşiret Reisi Simko da bu dönemde Osmanlı'yı destekledi ve 16 Mayıs 1918'de Hakkari Koçanis'te ikamet etmekte olan Asuri (Nasturi) Patriği Mar-Şemun'u görüşmek üzere kendi köyüne yemeğe çağırdı.

Evde hep birlikte yemek yenildikte sonra Patriği uğurlarken, Kürt gelenek ve göreneklerine asla uymayacak bir şekilde; genç patrik tam arabasına binecek iken vurarak öldürdü.

Şemdinli-Rewanduz arasındaki köylerin büyük bir kısmı yakılarak binlerce ev yıkıldı ve on binlerce Müslüman Kürt öldürüldü.

İngiliz kaynaklarına göre sadece Rewanduz’da büyük bir çoğunluğu savunmasız çocuk, kadın, hasta ve yaşlılardan oluşan beş binin üzerinde Kürt öldürüldü.

Herki Aşiret reisi ünlü Reşit Ağa idam edildi.

Bölgedeki olaylarla ilgili hükümetine rapor hazırlayan İngiliz Binbaşı Mason, yaşanılan vahşeti Moğol Hakanı Hülagu’nun zulmü ile kıyaslayan bir rapor hazırladı.

'Levni' denilen askeri birliklerde örgütlenen Asurlulara, İngiliz’lerle kurdukları bu ilişkiden dolayı yörenin Kürt aşiretleri tarafından iyi gözle bakılmıyordu. 

Nitekim 16 Mart 1918 de Hakkâri bölgesindeki Asurluların önderi Cilo Patriği Benjamin Marşimun, Şekak aşiretlerinin reisi İsmail ağa Simko tarafından öldürüldü. 

Şeyh Mahmud Berzenci 1917-1918 yıllarında kendi müritlerinden oluşan üç bin kişilik bir süvari birliği ile İngilizlere karşı Bağdat’ın güneyinde Şuaybiye’de savaştı.
 

Fotoğraf: Twitter


Eski Süleymaniye Valisi Reşid Paşa ile birlikte birçok Kürt ileri geleni şehit oldu.

İngilizlerin Bağdat’ı işgal etmeleri üzerine, Osmanlı Ordusu kuzeydeki Musul’a doğru çekilmeye başladı.

Şeyh Mahmud da Süleymaniye’ye döndü.

Kut-tul Amare Savaşı Komutanı Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa, geri çekilirken İran sınırı ve Süleymaniye’nin yönetimini Şeyh Mahmud Berzenci’ye bıraktığını bir telgraf ile Şeyh’e bildirdi;

Süleymaniye’de Şeyh Mahmut Hazretlerine…

Süleymaniye-Sakız-Pencüwin-Sima’da bulunan topçu kıtaatını, piyade ve süvarileri kâmilen sizin emrinize veriyorum. 

Sizi yalnız bu kuvvetlerin kumandanı olarak değil, aynı zamanda Süleymaniye Sancağı ve havalisinin azlonulmaz ‘EMİRİ’ tayin ediyorum.


Bu telgraf üzerine Şeyh Mahmut Süleymaniye’de emirliğini ilan etti.

Musul’daki Ali İhsan Paşa da Şeyh’e 5 bin Osmanlı altını gönderdi ve İngilizlerin ilerlemesi üzerine Osmanlı askerleri Süleymaniye’den tamamen çekilerek daha kuzeydeki bölgelerde konuşlandı.

Şeyh Mahmud, mart sonlarında bölgenin önemli liderlerini Süleymaniye’de toplayarak, Osmanlı’nın çekilmesiyle oluşan yönetim boşluğunu doldurmak üzere bir hükümet kurdu.

Şeyh Mahmud’un amcası Seyyid Ömer Berzenci, Süleymaniye valisi oldu.

İngilizler Bağdat’tan Musul’a doğru harekete geçerek 7 Mayıs 1918’de Kerkük, Tuz ve Kifri şehirlerini işgal ettiler.

Osmanlı Ordusu’nun  bölgeyi tamamen terk etmesi üzerine Şeyh Mahmud, İzzet Topçu ve Ahmed Faik aracılı ile İngiliz yetkili Arnold Wilson’a bir mektup göndererek güvence istedi.

İngilizler, gönderdikleri bir mektupla, 'haziran ayında Şeyh Mahmud’u Süleymaniye Hakimi olarak tanıdıklarını' ilan ettiler.
 

Fotoğraf: Wikiwand


Ancak kısa bir müddet sonra İran’da, Rusların geri çekilmelerinden sonra çıkan olaylardan dolayı, İngiliz askerleri 27 Mayıs 1918’de işgal ettikleri Kerkük’ten Bağdat’a geri çekilince, kuzeydeki Osmanlı Ordusu tekrar Kerkük ve Süleymaniye’ye girdi.

Şeyh Mahmud, İngilizlere gönderdiği mektuptan dolayı tutuklanarak, Kerkük’e götürüldü ve idama mahkum edildi.

Birkaç gün sonra idam cezası affedilerek yeni yetkilerle tekrar Süleymaniye’ye gönderildi. 

Bölgede büyük bir kıtlık baş gösterdi. Musul şehir merkezinde 10 bin kişi açlık ve hastalıktan hayatını kaybetti, 1914’te 20 bin olan Süleymaniye şehir merkezinin nüfusu 2 bin 500’e düştü.

Aslında bölgenin geneli yıllardır süren savaş sonucu aynı durumdaydı. Açlık, sefalet ve perişanlık her yerdeydi. 

Bu şartlar altında Birinci Dünya Savaşı, Almanya ve müttefiki Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile 1918’de bitti ve 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi, (Osmanlı Ordusu’nun silah bırakma) anlaşması imzalandı.

Bu anlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu fiilen sona ermiş oldu, başta İstanbul olmak üzere ülkenin büyük bir kısmı işgal edildi.

Irak’taki İngiliz birlikleri de Musul’u işgal etmek üzere harekete geçti.

Mondros Mütarekesi'nin ertesi günü, 1 Kasım 1918’de İngiliz Binbaşı Noel, Süleymaniye’ye gitti.

Farsça uzun bir konuşma yaparak, 'Şeyh Mahmud Berzenci’yi Kürdistan Hakimi (Hükümdarı) olarak tanıdıklarını ve destekleyeceklerini' açıkladı.

3 Kasım 1918’de İngiliz birlikleri Musul’u işgal etti, son Osmanlı askeri 15 Kasım 1918’de Musul’u terk etti. 

Şeyh Mahmud, 18 Ocak-21 Ocak 1919 tarihleri arasında toplanan Paris Barış Konferansı’na Reşit Kaban ve Seyit Ahmet Berzenci aracılığıyla bir müzakere mektubu gönderdi.

Şeyh Mahmud'un Süleymaniye'de idareyi ele almasından birkaç ay sonra bazı olumsuzluklar baş göstermeye başladı.

Öncelikle Şeyh'in yönetime daha çok kendi yakınları ve aşiret reislerini getirmesi ve bu kadroların yeterli hizmet üretmekte zorlanmaları, Süleymaniye ve Kerkük gibi şehirlerdeki orta sınıf halk ile aydın ve okumuş şehirli kesimde rahatsızlık meydana getirdi.

İkinci bir önemli sorun da Şeyh Mahmud'un hızla kendi başına hareket ederek, Kürtlerin birliğini sağlama yönünde ilerlemesinin İngilizleri rahatsız etmesi oldu.

Şeyhe karşı başından beri kuşkulu olan İngiliz yönetimi, değişik bahanelerle Şeyh'in etrafını boşaltarak, yetkilerini sınırlamaya başladı. 

Önce Kerkük ve Kifri şehirleri Şeyh'in yönetiminden alınarak Bağdat'a bağlandı.

Süleymaniye'deki yönetim kadrolarına Ermeni, Asuri, Hindistanlı, Yahudi, İranlı, Afganlı kişiler yerleştirilmeye başlandı ve Benzencilerle öteden beri kavgalı olan birçok aşiret reisine para verilerek, Şeyh'e muhalafet etmeleri sağlandı.

Şey Mahmud'un, bu dönemde Osmanlı Devleti içinde bir Kürt özerkliği isteyen ve İngilizlere karşı olan İstanbul'daki Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyyid Abdülkadir ile irtibatı da İngilizleri ciddi şekilde endişelendiriyordu.

Bu birkaç aylık dönemde bölgedeki dengeler de değişmeye başladı.

Osmanlı'nın son döneminde İttihatçıların baskı ve zulmüne, Türkçü şoven uygulamalarına karşı oldukça kızgın ve tepkili olan halk, İttihatçıların tasfiye olmalarından sonra Musul'un kuzeyindeki Bahdinan bölgesinden başlayarak tekrar İslami inançları çerçevesinde İngilizlere karşı örgütlenmeye ve çete savaşı yapmaya başladı.

Geçmişte İngilizlere umut bağlayanlar bile Osmanlı safına geçti.

Mustafa Kemal'in Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919 gününden iki gün sonra 21 Mayıs 1919 günü Şeyh Mahmud Berzenci İngilizlere karşı cihat ilan etti ve Hamavend Aşireti reisi Kerim Fettah Bey, Pişdar Aşireti reisi Abbas Mahmud Ağa ve Dızli Aşireti reisi Mahmud Han ile birleşti;

İran tarafındaki Merivan ve Hawreman'dan topladığı kuvvetlerle 21 Mayıs 1919 günü Dızli Mahmud Han tüm Süleymaniye'de kontrolü ele geçirdi.

İngiliz ve İngilizlere bağlı memurların tamamı tutuklandı.

İngilizleri Süleymaniye'deki en üst temsilcisi Soane, isyandan bir gün önce Han Mahmud'un harekete geçtiğini öğrenerek Süleymaniye'den kaçtı.

Kurmanci konuşan Bahdinan Bölgesi'nin en önde gelen liderlerinden Şeyh Ahmed Barzani (Mesud Barzani'nin amcası) de bölgedeki yakınlarına mektuplar göndererek Şeyh Mahmud'a destek olmalarını istedi ve kardeşi Mela Mustafa Barzani komutasında bir grup müridini yardım için Surçi bögesindeki Dolibay üzerinden Süleymaniye'ye yolladı.

Bir grup da Rewanduz bölgesindeki Balev'e hareket etti.

Yolladığı mektupların bazıları İngilizlerin eline geçince, İngilizler Şeyh Ahmed Barzani'ye cephe alarak, başta Barzan Köyü olmak üzere bölgedeki köylerden Kürtleri çıkararak, yerlerine Hıristiyan Asurileri yerleştirmeye başladılar.

Hiç beklemedikleri bir anda Şeyh Mahmud'un ani isyanıyla karşılaşan İngilizler, Kerkük'ten topladıkları kuvvetlerle Süleymaniye'ye saldırdılar.

Şeyh'e bağlı kuvvetler İngilizleri, Süleymaniye'nin 40 kilometre dışına kadar püskürttü. 26 Mayıs 1919'da Halepçe ve Hanekin Kürt kuvvetlerinin kontrolüne geçti.

Geri çekilmek zorunda kalan İngilizler çok daha büyük kuvvetler ve uçaklarla tekrar saldırıya geçtiler.

17 Haziran 1919'da yaşanan şiddetli çatışmalardan sonra, Hamewend Aşireti reislerinden Muşir Ağa'nın Derbendi Baziyan’da Şeyhi arkadan kuşatması ile Şeyh Mahmud Berzenci yaralı olarak İngilizlerin eline geçti.

Aynı günün akşamı Süleymaniye'ye giren İngilizler, Şeyh Mahmud'un oğlu Şeyh Latif Hafid'in de belirttiği gibi vahşet uyguladılar.

1 Kasım 1918 ile 17 Temmuz 1919 tarihleri arasında 7,5 ay hüküm süren I. Kürdistan Hükümeti sona erdi.

İngilizlere teslim olmayan bazı aşiret reisleri dağlara kaçarak gerilla faaliyetlerine devam ettiler. 3 Ağustos'ta İngilizler isyanın tamamen bastırıldığını ilan ettiler.
 

Fotoğraf: Twitter


Şeyh Mahmud, Bağdat'a götürülerek mahkemeye çıkarıldı. Avukat istemedi.

İngiliz yönetimini ve mahkemenin yargılama yetkisini reddetti ve şu sözlerle idam kararını gülümseyerek karşıladı: 

Kürtlerin özgürlük haklarına kefil olmanız nedeniyle size Kürdistan'a giriş izni verdik. Ancak çeşitli oyun ve hilelerle sözünüzde durmadınız ve bize savaşmaktan başka bir seçenek bırakmadınız. Ben şu an savaş esiriyim. Düşmanlarımdan iyilik beklemiyorum ve ölmeye hazırım.


Şeyhi önce idama mahkum eden mahkeme heyeti, sonra idam kararını kaldırarak Hint Okyanusu'nda Hindistan'a ait Andaman Adası'na sürgüne gönderdi.

Şeyhin mutlaka idam edilmesi gerektiğine inanan ve 'Bağdat'ta bir hastanende yaralı halde yatmakta olan asi bir Kürt Şeyhi'nin Wilson ilkelerinden haberdar olmasını ve bu ilkelerle birlikte İngiliz-Fransız Anlaşmasını adeta bir muska gibi yanında taşımasını şaşkınlıkla karşıladığını' söyleyen İngilizlerin Irak Komiser yardımcısı Arnold Wilson, şu sözlerle mahkemenin bu kararına itiraz etti;

Şeyh Mahmut’un hayatta kalması onun düşmanları için büyük bir tehlikedir; dostları için ise büyük bir umuttur... Şeyh Mahmut’un dostları onun döneceği ümidiyle eski tutumlarına devam edeceklerdir. Düşmanları da döneceği korkusuyla rahat bir yaşam yaşayamayacaktır. Yani kısaca, Şeyh Mahmut hayatta olduğu sürece Kürdistan’da istikrar olmayacaktır.


Mahkeme süresince Şeyh'i en fazla üzen bazı Kürt Aşiret reislerinin ihaneti ve bizzat Bağdat'a gelerek aleyhinde şahitlik yapmaları oldu.

Ünlü Kürt dengbeji Kavus Ağa Şeyh Mahmud Berzenci'nin savaşını ve bazı Kürtlerin ihanetini Şeyh'in ağzından; 

Hawara! Turk dure, (Türkler uzak)
Kurd Xayine!  (Kürt hain)

sözleri ile klamlaştırarak tarihe geçirdi.


Devam edecek...

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.