1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Sessiz Çoğunluğun Azınlık Psikolojisi
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Sessiz Çoğunluğun Azınlık Psikolojisi

A+A-

     Türkiye'de hakkını aramada ürkek ve sessiz bir çoğunluk var. Azınlık psikolojisine sahip bir çoğunluk.

     1925 - 50 yılları arasında cereyan eden istibdad-ı kâmil döneminde ülkenin batısından doğusuna asker ve polisten dayak yemeyen hiçbir köylü kalmadı. Ezici çoğunluğun tümü dayaktan geçirildi. İşte bu sessiz çoğunluk, istibdat döneminde dayak yiyenler ve onların nesilleridir. Bu sessiz çoğunluk istibdat döneminde, idam edilen, toplu katliama maruz kalan, sürgün edilen ve sıra dayağından geçirilen neslin devamıdır.

     1950 yılından günümüze olan süreçte solcular ile sol ideoloji ekseninde oluşan Kürd milliyetçileri önemli ölçüde bu sessizliği bozarken mütedeyyin - muhafazakâr kesim ürkek sessizliğini ancak ve ancak sandıkta bozabildi. Sisteme itirazını sadece sandığa yansıtabildi.

     Muhafazakâr - mütedeyyin ve sessiz çoğunluğun kararlılık ve süreklilik gösterdiği bir alan var ki, o da sandıktır. Menderes, Özal ve Erdoğan'ı iktidara taşıyan ve güçlü kılan bu sessiz çoğunluktu. Halkın yanında imajını koruduğu sürece iktidara gelen Demirel'in de arkasında yine bu çoğunluk vardı.

     Türkiye'de sessiz çoğunluğu oluşturan kesim, sayısal değerlerinin aksine bir psikolojiye sahiptir: Azınlık psikolojisi. Yani hakkını aramada ürkek, çekingen olan, itiraz etmesi halinde ağır bedel ödeme tedirginliği taşıyan, 'hak alınır, verilmez' yaklaşımı yerine 'hak verilir, alınmaz' tutumunu tercih eden, tepkisini ve taleplerini ancak önüne sandık konduğunda gösteren bir yaklaşım. Bu, azınlıkların psikolojisi ve onun dışa vurumudur. Bu siyasal davranış tarzı, azınlıklarda görülür.

     Sessiz çoğunluğun ezici oyuyla iktidara gelen Demokrat Parti'ye karşı askeri darbe yapıldığında, milli irade hırsızları Menderes'i yargıladığında bu sessiz çoğunluk genelkurmayı kuşatarak sesini çıkaramadı. Taksim ve Kızılay meydanlarını doldurarak sahaya çıkamadı. Ne yaptı? Sessizce ağladı, dua etti, beddua etti ve önüne sandığın gelmesini bekledi, milli irade hırsızlarına inat muhalif gözüken Demirel'e oy verdi. Oysaki Menderes'i destekleyen on milyonlar sokağa çıksaydı, selin çer çöpü süpürdüğü gibi darbecileri silip süpürürdü. Ama yapmadı, yapamadı.

     12 Mart 1971 muhtırasında da aynı tavır.

     12 Eylül darbesinde de aynı yaklaşım.

     28 Şubat post modern darbesinde de aynı duruş.

     Eğer 28 Şubat'ta sessiz çoğunluk azınlığın tahakkümüne karşı bütün şehirlerin meydanlarını doldursaydı, iradelerinin yok sayılmasına karşı çıksaydı, azınlığın çoğunluğa tahakkümüne karşı direnseydi, darbe başarılı olabilir miydi? Ne oldu? Azınlık psikolojisi devreye girdi. Yani korku, ürkeklik, tedirginlik, köşeye çekilme, meydanları boş bırakma ve beklemeye geçme.

     Bülent Ecevit, tesettürlü tek milletvekili olan ama on milyonlarca Müslüman bayanın yaşam biçimini temsil eden Merve Kavakçı'ya yönelik 'buna haddini bildirin' dediğinde Hakkari'den Edirne'ye milyonlar meydanlara çıksaydı, TBMM kuşatılsaydı milyonların şahsında gadre uğrayan Merve Kavakçı başıdik bir şekilde meclise dönmez miydi?

     Sessiz çoğunluk, 'bizim yaşam biçimimize müdahale ediliyor, yaşam tarzımızdan ötürü hayatın dışına itiliyoruz, yok sayılıyoruz, hesaba katılmıyoruz' diye meydanları sarsması gerekmez miydi? Ama yapamadı. Çünkü azınlık psikolojisine sahipti Çünkü korkutulmuş, ürkütülmüş, sindirilmişti, verilenle yetinen bir psikolojiye sahipti.

     Yıllarca üniversite kapılarının önünde dışlanarak içeriye alınmayan, süründürülen, okuldan atılan ya da zorla başları açılarak içeriye alınan Müslüman öğrencilerin yaşadıkları mezalim karşısında ezici çoğunluğu oluşturan kesim, 'yaşam tarzımıza müdahale ediliyor, inancımız tazyif ediliyor, tercihlerimizden ötürü tahkir ediliyoruz, dışlanıyoruz' diye yeri göğü inletmesi gerekmez miydi? Ama yapamadı. Çünkü azınlık psikolojisine sahipti.

     Hayat tarzından hem de dininden kaynaklanan hayat tarzından ötürü tesettürlü memurlar görevlerinden uzaklaştırılırken, namaz kıldığı için ordudan atılırken ve hatta eşi örtülü olduğu için insanların işine son verilirken 'bize zorbalık yapılıyor, azınlık çoğunluğa tahakküm ediyor, yaşam alanımız yok ediliyor, vatanımızda hain muamelesi bize reva görülüyor' diye bu sessiz çoğunluk bütün şehirlerin bütün meydanlarını ayağa kaldırması gerekmez miydi? Ama yapamadı. Çünkü azınlık psikolojisine sahipti.

     2008'de 411 milletvekilinin onayıyla tesettürü serbest bırakan anayasa değişikliği Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinde, 'milletin iradesi yok sayılıyor, meclisin egemenliği yok sayılıyor, demokrasi içinde bile bize yaşam hakkı tanınmıyor' diye günlerce, haftalarca, aylarca Anayasa Mahkemesi'ni ve ona bu kararı aldırtan genelkurmayı ve onların destekçisi medya organlarının merkezlerini milyonlar halinde kuşatabilseydi bu sessiz çoğunluk, milletin iradesi ve çoğunluğun hakkı öylesine pervasızca paymal edilebilir miydi? Ama yapamadı. Çünkü azınlık psikolojisine sahipti.

     Yıllar boyu Milli Güvenlik Konseyi kararlarında mütedeyyin kesim irtica adı altında tehdit ve düşman olarak tanımlanırken milyonlar meydanlara çıkıp 'bize düşman muamelesi yapılıyor, ülkenin sahipleri düşman kategorisine konuyor, bize karşı top yekun saldırı var' diyerek meydanları doldursaydı yıllar boyu aynı düşmanlık konseptleri hayata geçirilebilir miydi? Ama yapamadı. Çünkü azınlık psikolojisine sahipti.

     Tahakkümcü azınlık yanlılarının Taksim'e çıkartma yaptığı şu günlerde İstanbul'da tesettürlü bir bayan altı aylık bebeğiyle sırf İslamî kimliğinden ötürü en alçak saldırılara maruz kaldığında sessiz çoğunluk milyonlar halinde taksim'e yürüyüp onlara gücünü göstermesi gerekmez miydi? Ama yapamadı. Çünkü hala azınlık psikolojisine sahip. Ancak iktidarın davetiyle bir başka yerde milyonlar toplanabildi.

     Kürtçe yasaklandığı zaman, "Kürt diye birşey yoktur" dendiği zaman Hakkari'den Edirne'ye milyonlar meydanlara çıkıp 'insan kardeşini yok sayar mı, insan kardeşini inkar eder mi, insan kardeşinin dilini koparır mı?' diye haykırsaydı, yıllar yılı Kürt ve Kürtçe yok sayılabilir miydi? Ama yapamadı. Çünkü azınlık psikolojisine sahipti.

     Türkiye'deki sessiz çoğunluk öylesine ürkek, çekingen ve gariban ki, iktidara taşıdıklarından da hakkını istemiyor, isteyemiyor. Belki de iktidara taşıdığını koruyamayacağı için istemiyor. Menderes'i, Özal'ı ve Erbakan'ı koruyamadığı gibi.

     Sessiz çoğunluk üç dönem üst üste iktidara taşıdığı AK Parti iktidarından gasp edilmiş haklarının anayasal garanti altına alınarak verilmesini de isteyemiyor. 13 milyon imza toplanıyor ama 13 milyon insan sahneye inmiyor, meydanları inletmiyor. İktidarın verdiğiyle, verebildiğiyle yetiniyor. Oysa ki, iktidar istese bile bazı hakları milyonlar sahneye çıkmadan veremez. Etkili toplumsal talep olmadan bazı hakları iade etmeye kalkarsa, toplumsal mühendislikle itham edilebilir. Ama milyonlar meydanları doldurduğu zaman iktidar istese de istemese de hakları iade etmek durumunda kalır.

     Ezici çoğunluğun azınlık psikolojisine karşılık Cumhuriyet'in bidayesinden itibaren oluşturulan elit azınlığın da tam aksine baskın bir psikolojisi var.

     Kendilerini laik, pozitivist, Batıcı, modern ve Cumhuriyet'in kurucusu olarak gören bir azınlık var ki, aynı zamanda kendilerini bu ülkenin yegane sahibi, öteki çoğunluğu parya olarak görüyor. Bu azınlık, çoğunluk üzerinde mutlak egemenlik hakkına sahip görüyor kendini.

     Bir asra yakın zaman, imtiyazlı azınlığın sessiz ve imtiyazsız çoğunluğa hükmetmesiyle geçti. Son on bir yıl boyunca sessiz çoğunluğun tercihinin iktidar olması bazı dengeleri değiştirdi ve bu sürecin daha da devam edeceği öngörüleri baskın olmayı yaşam tarzı haline getirmiş kesimde ciddi kaygılara yol açtı. Son hadiselerin altında biraz da dengelerin bir daha eski haline dönememe ihtimalinin güçlenmesinden kaynaklanan endişeler vardır.

     Azınlığın çoğunluğa hükmetmesi artık uygulanamaz. Eskiye dönüş muhaldir. İmtiyazlı azınlık eskiye dönüşte ısrar ederse, toplumsal kutuplaşma keskinleşebilir. Zira sessiz azınlık, sesini yükseltme emareleri gösteriyor. 'Dik dur eğilme, millet seninle' ve 'Yedirtmeyiz' gibi sloganlar, çoğunluğun iradesine müdahale olması halinde sessiz çoğunluğun sahneye inebileceğine işaret ediyor. Sessiz çoğunluğun sahneye inmesi halinde galip gelir mi gelemez mi bilinmez ama ciddi bir toplumsal hesaplaşma yaşanabilir. Çatışma her zaman çözüm üretmez, üretse bile sert çözümler üretir.

     Kendilerini Cumhuriyet'in sahibi sananlar, baskın ideolojik devletten yana. Bu anlayışlarından vazgeçmek zorundadırlar. Zira bu zihniyetin uygulanma imkanı kalmadı. Eskide ısrarları, yeni çatışmaları doğurur. Sessiz çoğunluğun da en az kendileri kadar özgür olmasını benimsemeleri ve kabullenmeleri gerekir. Henüz bu sağlanamadı. Henüz sessiz çoğunluğun hakları iade edilmedi ve anayasal garanti altına alınamadı. Henüz tesettür sorunu bile anayasal temelde çözülemedi. Henüz Kürt sorunu anayasal çerçevede kalıcı çözüme ulaştırılamadı. Henüz özgürlükte eşitlik sağlanamadı. Henüz çoğunluk, azınlık kadar özgür olamadı. Bunun en önemli nedeni de baskın yaşama alışmış azınlığın çıkardığı engellerdir.

     Azınlık, çoğunluğun özgürlük alanlarının genişletilmesine ve özgürlükte eşitliğin sağlanmasına engel olmaktan vazgeçmelidir. Yani sesli azınlık, sesini azaltmalı, eşit yaşamı kabullenmelidir.

     Öte yandan çoğunluk ve çoğunluğu temsil eden iktidar da azınlığın özgürlük alanlarının daraltılmayacağı konusunda azınlığı rahatlatmalı, onları çatışmaya yöneltebilecek uygulama ve söylemden kaçınmalı.

     Azınlığıyla ve çoğunluğuyla birlikte, barış içinde yaşamın koşulu, özgürlüklerde eşitliğin sağlanmasıdır. Özgürlüklerde ve adaletin taksiminde eşitlik toplumsal dengeyi sağlayan iki ana unsurdur.

     Bugünlerde azınlığın eski yaşam alışkanlıklarından ötürü sesini çıkarması, hırçınlaşması anlaşılabilir bir durumdur.

     Sessiz çoğunluğun da sesini yükseltmesi, azınlık psikolojisinden çıkması gerekir. Bunu da azınlık anlayacaktır, anlamak zorundadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.