Ferhat KENTEL

Ferhat KENTEL

Serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

Selo!

A+A-

Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığının “teorik” olarak bu memleketin demokrasi mücadelesine katkıda bulunacağına inanıyorum.

Ama teori ötesi bir durum daha var...

 Bugün “görünürdeki olay” “Cumhurbaşkanı seçimleri” olsa bile, “esas olay” “cemaat-AKP” ekseninde sürüyor. Erdoğancılar ve basın yayın dünyasındaki amigoları “Reis, sen büyüksün, çok haklısın, vur paralelcilere!” sloganlarına sarılmış bir vaziyetteler. Sahibinin sesi medya –anlaşılan getirisi yüksek- yeni bir tefrika türüne tepe tepe başvuruyor. Bu tefrikalar “...hatta hiç unutmam; benim de paralelcilerle şöyle bir anım olmuştu...” minvalinde seyreden “şok şok şok! itiraf ve ifşa!” silsilesinde devam ediyor.

 Öbür tarafta, Erdoğan’ı PKK’cılıktan vurmaya çalışan, “KCK’ya bile yapılmayan şey kahraman ve de sahabe mertebesine ulaşan polislerimize Kadir gecesi yapılıyor” diyen cemaat cenahı Kürt meselesinde en devlet diliyle konuşmaya devam ediyor. Taksim meydanında tam manasıyla ırkçı bir provokasyon örneği olan ve Ermenilere küfretmek üzere örgütlenmiş bir mitingde bilfiil devleti ve AKP hükümetini “resmen temsil etmiş” olan eski içişleri bakanı Çağlayan Adliyesinde arz-ı endam ediyor.

 Bu arada, ne o hikmetinden sual olunmayan devletimiz, ne kifayetsiz ve de hepsi “iyi tüccar” olan muhteris bakanlardan oluşan hükümetimiz, ne onun kibirden yanına varılmayan başbakanı, ne kitaptan bomba yaratan ve an itibariyle Çağlayan adliyesinde “direnen” polisler Hrant’ın katliyle ilgili bir adım atıyorlar.

 Cenahı ne olursa olsun, KCK’lıları ip gibi dizip fotoğraf çektirmeyi, Hrant’ın katilini bayrakla birlikte fotoğraf çektirmeyi marifet sanan ve “gık” çıkarmayan adamlar bu devletin, bu hükümetin ortaya karışık adamları değil miydi?

 Yanlış mı hatırlıyoruz, o zamanlar İdris Naim Şahin efendi, bugün cumhurun reisi olmayı kafaya koymuş Erdoğan’ın “Tek devlet, tek millet!” bağrışlarının en somut ve ikna edici numunesi değil miydi?

 Bütün saklanan, örtülen ya da öne çıkarılan bu sembolik ve de meşum fiilleri, bu cenahların her ikisi birlikte karşılıklı olarak, bozacılık ve şıracılık ilişkisi içinde bize anlatmadılar mı?

 Bugün Erdoğancı kanat cemaate vurmak için işlerine geldiği kadarıyla eski defterleri açıyor. Bunları zaten Hrant’ın arkadaşları defalarca anlattılar ama gene de insan sormadan edemiyor; şimdiye kadar nerelerdeydiniz? diye... Ve tabii ki,  Agos gazetesinin dediği gibi “Bu dava paralele sığmaz”...

 İşte böyle bir ortamda, TV’lerden yayınlanan futbol maçından, TRT başta olmak üzere, devletin tüm olanaklarını kullanmaya uzanan, her mahallede yüzlerce afişle somutlanan topyekun bir propaganda makinasının ideolojik aparaçikleri artık izan falan da tanımıyorlar; reisleri için yapılması gereken her türlü mıntıka temizliğini ya da “psikolojik harbi” yapıyorlar.

 İşte bu şahsiyetler Demirtaş için “Doğan medya grubunun ve paralel yapının parlattığı aday” ya da “Gezi olmasaymış İsrail Filistin’e saldıramazmış!” gibisinden en ödüllük ucuzluklar buyurmuşlar...

 

Yani durum öyle bir aşamaya geldi ki, 28 Şubat ya da 27 Nisan süreçlerinde AKP hakkında üretilen bütün ucuz karalama kampanyaları devletle bütünleşen AKPciliğin de hasletlerinden oldu.

 Çünkü devlet olmak demek, biraz böylesine çatışmalar yaratmak demek. Ve Erdoğancılığın bunu çok iyi öğrendiği ve benimsediği anlaşılıyor...

 Ama... İşte Demirtaş farkı da burada devreye giriyor. Onun hiç böyle bir niyeti yok!

 Demirtaş’ın sunduğu “yeni yaşam” programı bugün Türkiye’ye yeni bir dil sunuyor. Ve “Selahattin Demirtaş’a oy vermek gerekir” teorisi, çok derin ilişkiler, polisler, komplolar ve ağır ağbi durumlarının; kötülüğün, adaletsizliğin tavan yaptığı kavgacıların dünyasında “iyilik için, bütün kalbimle, mütevazı gülümsemesiyle, en gerçek ve en insan haliyle Selo’ya oy vereceğim” duygusuna dönüşüyor. 

 
Önceki ve Sonraki Yazılar