1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. 'Seçim' ve 7 Haziran Seçimi
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

'Seçim' ve 7 Haziran Seçimi

A+A-

     Onmilyonları ilgilendiren bir genel seçim var önümüzde. Bu vesileyle hem demokratik siyasal bir davranış biçimi olan 'seçim' hakkında hem de bir ay sonra yapılacak parlamento seçimi hakkında ele alınması gereken bazı konular var.

     1 - 7 Haziran genel seçimleri yaklaştıkça seçimin önemine dair vurgular da artmaktadır. Her seçim önemlidir ama partilerin her seçime olağan üstü önem atfetmesi doğru değildir. Her seçim olağan üstü önemi haiz ise normal seçim hiç olmuyor demektir; normalleşme hiçbir zaman yaşanmamış demektir. Ayrıca bir olaya, bir olguya sürekli olarak olağan üstülük atfedilirse, o olay ve olgu olağan üstülükten çıkar olağanlaşır. Zira olağan üstü olan durumlar geçici ve dönemsel iken, olağan olan durumlar süreklilik gösterir. 65 yıldır yapılan serbest seçimlerin tümü olağan üstü bir değere sahipse, olağan üstülük bizim için olağanlaşmış demektir. Dolayısıyla olağan olan bu seçimden sonra da kıyamet kopmaz, hepimizin hayatı cennet veya cehenneme dönüşmez. Dönüşeceğine dair oluşturulan algı, gerçekçi değildir.

     2 - Demokratik siyasal bir davranış biçimi olan seçimin özünde, seçmenin özgür iradesinin siyasal erke yansıması vardır. Seçmenin özgürce oy kullanmasını etkileyen her davranış, seçimin ruhuna ve felsefesine tamamen terstir. Seçmenin satın alınarak veya korkutularak oy kullanmasını sağlamaya seçim değil, kötü bir tiyatro veya kötü bir siyasi oyun denir.

     Seçilmeye aday olanların, seçmeni etkilemek için kullanabileceği tek araç, iknadır. İknanın yolu da seçmene proje sunmak ve bunu propaganda etmektir. Propaganda yöntemlerinin içinde de seçmeni parayla, rantla satın almak veya her hangi bir surette gizli ve açık tehdit etmek yoktur. Olursa, seçim olmaz; seçim adı altında seçtirmek olur. İktidarı ele geçirdiği günden devrilene veya ölene kadar girdiği her seçimden % 97 oy alan diktatörlerin yaptığı de seçim değil, seçtirmektir.

     Gizli oy açık sayımın seçimin temel ilkelerinden biri olarak kabul edilmesinin ana gayesi de seçmenin iradesinin özgürce sandığa yansımasını sağlamaktır. Oy kullanma açık olursa, seçmen iradesini özgürce kullanamayabilir. Özgür iradenin siyasete yansımasını engelleyebilecek etkenleri devre dışı bırakmak için oy kullanımı mahrem hale getirilmiştir. Bu ilkeyi arkadan dolanmak ilkesizlik olur. Örneğin bir köye, "eğer falan partiye oy vermezseniz size yol, su, köprü vs. yoktur" demek veya "falan partiye oy vermezseniz, bunun bedelini canınızla ödersiniz" demek ya da adil paylaşım ve ahlaki değerlere aykırı mahiyette olan "falan partiye oy verirseniz size şu kadar para veya şunları bunları veririz" şeklinde teklifler sunmak, seçimi demokratik siyasal davranışın dışına iter.

     Aynı şekilde sivil toplum kuruluşları, cemaatler, ağalar, beyler de kendi mensuplarını veya taraftarlarını belli bir partiye oy vermeye zorlarsa, demokratik seçimin mahiyetiyle çelişir. Bunlar da ancak taraftarlarına ve mensuplarına tavsiyede bulunabilir, tavsiye kararı alabilir, bağlayıcı karar alamaz; alırsa ve bu karar uygulanırsa orada seçim değil, belirli şahısların veya kurulların bir tür seçtirmesi söz konusu olur ve oy kullanan seçmenler iradesiz hale getirilmiş olur. Kaldı ki, bağlayıcı karar alınsa bile, bu nasıl kontrol edilebilecek? Oylama gizli yapıldığı sürece tam kontrol edilemez ama aidiyet duyduğu kuruma veya şahsa aykırı oy kullanan seçmen, mensubu olduğu sivil toplum kuruluşunun, cemaatin, şeyhin, ağanın aksine davranmış olmanın korkusunu ya da çelişkisini içinde yaşayacak ve belki de kişisel bozukluğa uğrayacaktır.

     Demokratik seçimin temel özelliği, bireylerin özgür iradesiyle oy kullanmasıdır. Seçim, özü itibariyle bireysel, sonuçları itibariyle toplumsaldır.

     Demokratik siyasal bir davranış biçimi olan seçimin bu temel özellikleri bilinmesine rağmen ne yazık ki, dünyanın bir çok yerinde seçimler, halkların özgür iradesini siyasal iktidara yansıtan bir araç olmak yerine, gayri meşru iktidarların ve güç odaklarının yalan dolanla meşruiyetini sağlayan araca dönüştürülmüştür, dönüştürülmektedir.

     Türkiye'nin seçim tarihinde de bu türden örnekler vardır ve belki de dünyada tek örnektir. Tek parti döneminde yapılan açık oy gizli sayım gibi bir ilkelliğe beşinci dünya ülkelerinde bile zor rastlanır.

     3 - Parlamenter sistemlerde özgür irade meselesi seçimle de bitmiyor. Seçimden sonra da seçilenlerin parlamentoda özgür iradesini kullanamama sorunu yaşanıyor. Parlamenter sistemde parlamenterler, mensubu olduğu partinin kararlarına ve siyasetlerine göre oy kullanmak zorundadır. Aksi halde partiyle yolları ayrılır. Partiler, bazen grup kararı da alabiliyor. Grup kararı aldığı zaman, parlamenterler için bağlayıcı oluyor.

     Parlamenter sistemde özgür irade açısından iki sorun var:

     Parlamenterler, kendi özgür ve özgün iradeleriyle yasama yapamayacak ve iktidarı belirleyemeyecek ve bu konularda parti başkanının ve merkezinin kararlarına uyacak ise, parlamenterler parlamentoda neyi ve kimi temsil ediyor? Daha da önemlisi orada nasıl bir görevle bulunuyor? Kendini seçenleri nasıl temsil ediyor? İradesi olmayan, kendi iradesiyle yasama yapamayan bir parlamenter, seçmenin iradesini nasıl temsil edecek?

     Parlamenterler parti başkanları ve merkezlerinin kararına uymak zorunda ise, bunca parlamenteri seçmeye ve millete bunca mali yük yüklemeye ne gerek var? Partiler hiç millet vekili göstermeden, sadece çekirdek kadrolarıyla seçime girsinler ve oy oranına göre tek parti veya koalisyon hükümetini kursunlar. 500 iradesiz vekili toplayıp 5 yıl boyunca onlara el kaldırtıp indirmenin ne anlamı var?

     Parlamenterlerin özgür iradesinin yansıması, partilerin onlar üzerinde bağlayıcı ve etkileyici olmamasını gerektiriyor.

     İkinci sorun partiler açısındandır. Parlamentere özgürlük verildiğinde, partiler anlamsızlaşıyor. Parlamenterlerini istediği şekilde yönlendiremeyen, onlar üzerinde bağlayıcılığı olmayan partiler nasıl hükümet kuracak ve nasıl istediği yasaları çıkaracak? Ayrıca, parlamenteri parlamentoya taşıyan ana güç partidir, parlamenterin kendisi değildir. Kendi gücünden çok partinin gücüyle oraya gelmiştir.

     Parlamenterin sorununu çözdüğünde parti, partinin sorununu çözdüğünde parlamenter sorunlu hale geliyor. Bu iki sorun, parlamenter sistemin açmazıdır.

     Parlamenterlerin parlamentoda özgürce irade gösterebilmesinin yolu, başkanlık sistemidir. Zira başkanlık sisteminde parlamenterler bir partiye üye olsa bile, seçime birey olarak giriyor ve partinin gücünden çok, kendi gücüyle seçiliyor. Dolaysıyla yasamada birilerinin iradesine mahkum olmuyor.

     4 - Seçimlerle seçimin yapıldığı ülkedeki sorunlar arasında yakın ilişki kurulur. Sorunlar açısından baktığımızda Türkiye'nin üç temel probleminden söz edilebilir:

     - Kürd sorunu,

     - Din - devlet ilişkileri sorunu,

     - Ekonomi.

     AK Parti ve HDP, Kürd sorununun çözümünde taşıyıcı partiler konumundadır. Bu gerçek, AK Parti'nin tek başına iktidar olacak kadar ve HDP'nin de barajı aşacak kadar oy almasını gerektiriyor. AK Parti'nin iktidar olamaması, HDP'nin de barajı aşamaması, temel ve müzmin sorunlardan olan Kürd meselesindeki çözüm sürecini olumsuz etkileyebilecek riskler içeriyor. Kürd sorununun çözümü veya çözümsüzlüğü, bütün bir toplumun geleceğini ve çıkarını ilgilendiriyor ve bu sorunun hangi yönde ilerleyeceği, adı geçen iki partinin başarı veya başarısızlığıyla doğrudan ilintili bir durumda sayılır. Çünkü bu iki partinin dışında Kürd sorununu çözmeye aday parti yoktur.

     Din - devlet ilişkilerinde mevcudun en iyisi AK Parti'dir. Devletin din üzerindeki baskısını azaltma yönünde çok ciddi adımlar attı ancak sorunu esastan yani din - devlet ayrımı temelinde yasal ve anayasal zeminde hiçbir zaman ele almadı. Ne yazık ki, dindar kesimin de sorunun temeline ilişkin etkin ve zorlayıcı bir talebi olmadı. Din - devlet ilişkilerinde, devletin din üzerindeki baskısı yönetmeliklerle, yöneticilerin inisiyatif kullanmasıyla azaltıldı, ilgili kesimler rahatlatıldı ancak, geriye dönüşü engelleyecek ve temel sorunları çözecek yasal ve anayasal hiçbir tedbir alınmadı.

     Dindar ve muhafazakar kesimden din-devlet ilişkilerinin esastan çözümü yönünde gelebilecek ciddi taleplere cevap vermeye en yakın parti, AK Parti olduğundan bu sorunun çözümü veya mevcudun devamı, bu partinin bu seçimde de iktidar olmasını gerektiriyor.

     HDP, hem kendisinin hem de devletin din ile ilişkilerinin nasıl olacağı konusunda alternatif bir hazırlığa sahip değil. Kendisinin din ile ilişkileri ciddi anlamda sorunludur. Din - devlet ilişkilerine dair önerdiklerinin üzerinde derinlikli çalışılmadığı belli. Ama dinin devletten bağımsızlığı konusunda esnek bir yapıya sahip.

     Kürd meselesinde olduğu gibi esasen din devlet ilişkilerinde devletin din üzerindeki baskısının ve kontrolünün kaldırılması, dinin ve diyanetin devletten bağımsız örgütlenmesi konusunda uzlaşabilecek partiler, AK Parti ve HDP'dir. Zira HDP, dinin bağımsızlığına yatkın, AK Parti de dinin güçlendirilmesi çizgisine yakın. Bu iki yaklaşım, dinin ve diyanetin güçlenmesini sağlayacak bir özerklik ve özgürlük noktasında buluşabilir. Diğer iki partide bu ölçüde bir esneklik yoktur ve hiçbir şekilde bu sorunun çözümüne yanaşmazlar. Din - devlet ilişkilerini esastan çözme umudunu çok zayıf da olsa, bu iki parti taşımaktadır. Dolaysıyla ikinci sorunun çözümü de, zorunlu olarak bu iki partinin güçlenmesini gerektiriyor.

     Yeni anayasa ve özgürlük alanlarının genişletilmesi konuları da adı geçen iki temel problemle ilgilidir. Bu iki sorunun çözümü, beraberinde anayasa değişimi ve özgürlük alanlarının genişletilmesini beraberinde getirecektir. Yeni anayasa konusunda da eninde sonunda anlaşabilecek olanlar AK Parti ve HDP'dir.

     AK Parti ve HDP eksikliklerine, yanlışlıklarına ve birbirleriyle olan karşıtlıklarına rağmen yine de Türkiye'nin makro düzeydeki iki temel problemi olan Kürd meselesi ve din - devlet ilişkileri sorunlarının çözümünde işbirliği ve uzlaşı yapma imkanı olan ve bu sorunları çözme potansiyeli olan iki partidir. Çözüm süreci, bu tezin en güçlü göstergelerindendir.

     Bu iki partinin ideolojik nedenlerden ötürü karşıtlık temelinde çatışmacı bir siyaset izlemeleri toplumun yararına değildir. Zira karşıtlıkların derinleştirilmesi, uzlaşı imkanını zayıflatıyor. Ayrıca, karşıtlık politikası, hem kendilerine hem topluma zarar veriyor. Uzlaşı yönünde geliştirecekleri siyasetler de hem kendileri hem de toplum için yararlı olacaktır. Bu iki partinin uzlaşısı, muhafazakar kesimle sol ulusalcı kesimin makro sorunları çözebileceğini gösterecektir ki, böyle bir işbirliğinin geçmişte örneği yoktur. Zor ama mümkün ve yakın olan bu ihtimalin önünde ciddi tabular ve gelenekler vardır. Ne yazık ki, bu seçime de o tabuların gölgesi altında gidiyorlar. Her iki parti de konumlarının ve imkanlarının farkında olmasına rağmen ideolojik ve parti çıkarı nedenleriyle birbirlerini düzeyli-düzeysiz yıpratma siyaseti izliyor.

     Birbirine en uzak ve ters gibi görünen iki partinin uzlaşmasını savunmanın yanlış veya mümkün olmadığını düşünenler olabilir.

     Unutulmamalı ki, uzlaşı zıtlar arasında olur, farklı olanlar arasında olur. En iyi ve en başarılı uzlaşı, en uzak olanların arasında olanıdır.

     5 - İşaret edilen nedenlerden ötürü AK Parti ve HDP'nin bu seçimde birbirlerinin tabanlarından oy almak yerine CHP ve MHP tabanlarını ikna edip o iki partiden oy almaları daha tutarlı olur. Zira CHP ve MHP hiçbir sorun çözemeyen belki sorun üreten partiler olduğu için zayıflamalarında ve hatta meclis dışı kalmalarında bir beis yoktur. Sorun çözme kabiliyeti olan iki partili bir meclisin çok daha yararlı olabileceğini tecrübeler göstermektedir.

     6 - Din, dil, ırk farkı gözetmeden herkesi ilgilenirden bir sorundur ekonomi. Seçmen, süre gelen mevcut iktidarı önceki dönemlerle kıyasladığında, mevcut iktidarı tercihe devam eder ama daha iyi bir ekonomi istiyorsa farklı alternatifler aramak onun hakkı. Ne var ki, mevcut partilerden hiç biri AK Parti'den daha iyi bir ekonomi yönetimi oluşturabileceğine dair umut veremiyor. Ekonomik bakış, ekseriyeti AK Parti'ye yönlendirebilir.

     7 - Sonuç itibariyle karar tek tek seçmenlerindir. Demokrasiyi bir yönetim tarzı olarak benimseyen, isteyerek veya istemeyerek bu tarza iştirak eden her seçmen, parti ve teşekkül, seçim sonuçlarına katlanmak durumundadır. Seçim sonuçlarına katlanmamak, demokrasiyi ve seçimi kökten reddetmeyi gerektirir. Hem katılmak hem de sonucuna razı olmamak, bir çelişkidir. Seçim barajına itiraz ise, bu konundan ayrı bir sorundur.

     7 Haziran Genel Seçimleri'nin herkesin yararına olacak sonuçlara vesile olmasını temenni ediyoruz.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum