1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. SAVRULAN KAVRAMLARIMIZDAN; ZİKİR!
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

SAVRULAN KAVRAMLARIMIZDAN; ZİKİR!

A+A-

 

İslami kavramların asli anlamlarından soyutlanması, uzaklaş(tırıl)ması, Müslümanların kaybettiği en önemli konulardan birisidir. Bu durum; ne yazık ki Müslümanların hayatına da aksetmekte ve Müslümanlar, İslami hayattan, İslami ölçülerden gafil kalmakta ve uzaklaş(tırıl)maktadırlar. Haliyle aziz bir hayat sürdürmeleri gereken Müslümanlar, ağırlıklı olarak edilgen, zelil, süfli bir hayat yaşamaya mahkûm olmaktadırlar.

Bu bağlamda esas anlamından kopar(t)ılan kavramlardan birisi de “ZİKİR” olduğunu düşünüyorum. Zira çok geniş bir muhtevaya sahip olan zikir, günümüz toplumunda (hassaten tasavvuf çevrelerince) kapsamlı içeriğinden kopartılarak; uzletiyle, halvetiyle ve hatta “fena” haliyle bir Hint mistisizmine, bir Yunan sofizmine indirgenme tehlikesi yaşanmaktadır.

Müslüman asla zikirsiz yaşayamaz. Zikrin olmadığı/zikir üzere olmayan kalp, asla tatmin olamaz, felah bulamaz. Zikir, her bir mümin yaşama azığıdır, kalbin huzurgahıdır, itminan kapısıdır. Zikir, kulun Rabbi ile bağının sağlam, sağlıklı ve daim/canlı olmasıdır. Rabbimiz şöyle buyurur: “Biliniz ki kalpler, ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Rad, 28)

İslami esasları tefekkür ettiğimizde; İslam’ın zikir mefhumunun, günümüzde daraltılan anlamının çok çok ötesinde bir anlam ve önem taşıdığına şahit olmaktayız. Zikir; zakirin, Rabbini esmai hünsasının içeriğiyle, ihtiva ettiği anlamlarıyla beraber andığında,/fikrettiğinde; hatta gücü nispetinde bu esmai husnanın kulluk anlamında gerektirdiği yükümlülükleri ifa ettiğinde zikir etmiş olur. Aksi durumda herhangi bir lafzın mükerreren dillendirilmesi boğaz patlatmanın, boş bir yorulmanın ötesine geçmeyeceği malumdur.

En güzel zikir, Aziz kitabın içeriğini tefekkür edilerek okunmasıdır. Rabbimizin dışındaki her türlü tahakküm, tasallut ve putları zihnimizden, kalbimizden, yüreğimizden; her türlü teorik ve pratiklerimizden silip atmaktır. Kitabın bizlere yüklediği sorumlulukların, gösterdiği hedeflerin, sakındırdığı tehlikelerin ve yönelttiği hal, durum ve davranışların anbean farkında olmak ve Rabbine muti olarak gereğini yerine getirmektir!

İslam uleması zikri şöyle tarif etmişlerdir: “Allah’ı anmak ve unutmamak suretiyle her türlü gafletten ve nisyandan kurtuluş anlamında kullanılır...” (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ẕikr” md.) (TDV. İslam Ansiklopedisi, Zikir md.)

Zikir kavramında iki yönlü anlam daralması, anlam sapması yaşanmaktadır. Kur-an, zikri ne “tespihattan/sofizmden” ibaret sayar ve ne de “pozitivist veya modernist” bir bakışla her şeyi olgulara dayandırır. Halvet, hulul, fena hali üzere toplumsal yükümlülükten, beşeri ilişkilerden kopuk bir zikir, İslam’ın asla tasvip etmediği ve etmeyeceği bir anlayış, bakış veya yaşayış

biçimidir. Zikir, Allah ile bağ kurarken; Allah'ın kâinata, tabiata, sosyal hayata dair düzen hakkında da bir farkındalık, yükümlülük, bilinç açıklığını ve saydamlığını zorunlu kılar.

Şöyle bir anlatı vardır: Abidin biri âlimin birisine misafir olur. Yatı vakti gelince abid ve âlim arkadaşlar yataklarına çekilirler. Kısa bir süre sonra abid kalkar, abdestin alır ve zikre başlar. Şafak vaktine kadar durmadan; “Hu Allah, Hu Allah!” der. Âlim de sabah namazı için kalkar, abdestini alır ve namazlarını beraberce kıldıktan sonra; abid olan arkadaşına şöyle der: Yahu sabaha kadar ne Allah’ı rahat bıraktın, ne de beni rahat bıraktın! Ne istedin bizden?”

Ebu Cehil ve tebaası sırf ; ”Hu Allah” demelere karşı çıkmamıştır. Çağdaş küresel emperyalizm asla “Hu Allah” demeleri dert edinmez ve hatta olmasını, denmesini yeğler. Yeter ki küresel hegemonyalarına, tahakkümlerine, sömürmelerine, ideolojik tasallutlarına, saptırma ve sapkınlıklarına ve dahi meş’um siyasetlerine dokunulmasın, karışılmasın!

Aslında zikir bir bilinç teyakkuzu, bir şuur zindeliğidir. Topyekûn olarak İslam’ı; Kur-an’daki inzal haliyle bilmek, anlamak, inanmak ve yaşamak şuur ve gayretini gerekli kılar. Adaletten takvaya, huşudan tevazua, infaktan tasadduka, irfandan ihsana, vahdetten ümmete, sosyal hayattan ferdi yaşantıya, alışverişten ticarete, eğitimden ekonomiye, gelenek ve görenekten adet ve ananelere, fikir ve düşünceden inanç ve ideolojiye kadar her şeyi vahyin mizanıyla, ilahi ölçülerle şekillenmesini gerektirir.

Hazin olan toplumsal halimiz, kendilerini zikir ehli olarak görenlerimizi (ne acı ki çoğunlukla) ilgilendirmemektedir! Toplumsal hukuksuzlukları, küresel hukuksuzlukları, küresel istikbar ve tiranları görmemektedirler. Toplumdaki ahlaki yozlaşmalara, neslin helake doğru sürüklenmesine, modernitenin toplumsal ve ailevi hayatı altüst etmesine ve benzeri hayati sorunları ya tümüyle görmezlikten gelmekte veya tüm bu sorunları münzevi bir “hu çekme” ile giderilebileceği saplantısına gitmektedirler.

Efendimizden şöyle rivayet edilir: “Rabbini zikredenle etmeyenin hali, ölü ile diri gibidir.” Zikir, ölü olmamanın, zinde olmanın göstergesidir.

Zikir bağlamından sadece şu ayeti kerimelerin içeriğine kısaca değinelim: Rabbimiz mealen şöyle buyurmaktadır:

“Öyle ise beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Ve bana şükredin ve beni inkâr etmeyin.” (Bakara, 152)

“Ticaretin ve alışverişin, onları Allah’ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki (onlar), kalplerin ve gözlerin (dehşetten) döneceği günden korkarlar.” (Nur, 37)

“Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tespih et!” (Ali İmran, 41)

O zaman öz olarak zikir:

1-Durmadan koşuşturduğumuz günlük hayatımızda,

2-İnsanlar ile olan sosyal ilişkilerimizde,

3-Aile içi annelik, babalık, evlatlık türünden her türlü hal ve hareketlerimizde,

4-Ticaretimizde, esnaflığımızda ve bilumum alışverişlerimizde,

5- Kendisiyle üstünlük tasladığımız mevki ve makamlarımızda,

6- Çoğunlukla nefsimizi memnun ettirerek tahakküm aracı olarak kullandığımız idare, yönetim ve denetim işlerimizde,

7-Zaman zaman övünç meselesi kıldığımız maddi varlık, çokluk ve zenginliklerimizde,

8-Kendimizi kaptırdığımız lüks hayatımızda, sefa ve şatafatımızda,

9-Garip gureba, mazlum, mustazaf ve muhtaçlara karşı olan tavır, duruş ve tutumlarımızda,

10-Akrabalık, komşuluk ve arkadaşlık ilişki ve bağlarımızda…

Evet, daha sayabileceğimiz nice hal, durum, tutum ve davranışlarımızda Allah’ı zikrediyor muyuz? Daha doğrusu bu ve benzeri yaşantılarımızda “İlahi ölçüleri yegâne mesnet” olarak alıyor muyuz? Eğer bu sorulara selim bir kalp ile “evet” diye cevap veriyor isek, gerçekten sorun yok demektir!

Ama bu sorulara karşı kendimizi kalben sorunlar yumağının içerisinde görüyor isek (ne yazık ki ağırlıklı olarak durumumuz böyledir) zikretmemizi gerçekten gözden geçirmek zorundayız, vesselam!

Allah(cc)’a emanet olunuz. Dualarımızla efendim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.