1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Samimiyete Dair IV
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Samimiyete Dair IV

A+A-

     Âlemlerin efendisi, efendimiz Muhammed (sav) ne güzel buyurmuşlardır: ”Din samimiyetten ibarettir…” derken, bu güzel sözü söyleyenin kendisi güzel, dili güzel, ahlakı güzel, tebliğinde bulunduğu dini güzel, yolu güzel, hali güzel…

     Güzel dinini, güzel elçisiyle güzel bir şekilde bizlere gönderen sonsuz kerem ve yegâne hüküm sahibi olan yüce Rabbimize sonsuzcasına hamd olsun. Rabbimiz tarafından bizlere örnek ve önder olarak gönderilen hidayet önderimize sonsuz salât olsun. O’nu pak ehline, güzide ashabına ve kıyamete kadar, bütün zorluklara, sıkıntılara oyun ve oyunbazlıklara rağmen O’nun düsturunu kendilerine düstur edinen samimi takipçilerine de sonsuzcasına selam olsun…

     Her şeyiyle ve her yönüyle samimiyetin, sadakatin, muhabbetin, uhuvvetin zirvesinde olan efendimize karşı nasıl samimi olmayalım ki! Her Müslüman, insanlığa hayat örneği olsun diye Rabbimiz tarafından bizlere gönderilen biricik önderimize karşı nasıl gayri samimi bir hal üzere olabilir ki? Kendisi her şeye ve her halde samimiyetin timsali, zirvesi iken, bu gün O’nun ümmeti olduğunu ifade eden biz Müslümanlar, ne kadar O’nun samimiyetini sahipleniyoruz? Ya da her hal ve hareketimizde ne kadar samimi olabiliyoruz? Evet, mutlak bir şekilde bizlerin sorgulaması ve İslami bir temele oturtması gereken en önemli meselelerimizden biri de, ümmeti olmakla iftihar ettiğimiz efendimizin samimiyetinden uzak oluşumuzdur. Öyleyse samimiyet konusunu, Qur-an ve sünnet-i sahih çerçevesinde ele almalı ve bu samimiyetimizi, tam anlamıyla Qur-an ve sünnet-i sahih üzerine temellendirecek bir sonuca bağlamalıyız.

     Biricik önderimiz, rehberimiz, samimiyeti; İslami yaşayışın, inanışın neresine ve ne şekilde yerleştirmiştir ve bizler samimiyeti yaşayışımızın ve inanışımızın neresinde ve ne şekilde konumlandırıyoruz/ konumlandırmışız? O’nun kişiliğini, davranış bütünlüğünü, ahlaki erdemliklerini, sosyal tavır ve ilişkilerini, akrabalık ve arkadaşlık bağlarını, kulluk yönünü, taqva boyutunu, ibadi güzelliklerini, sözüne sadakatini, nezaketini, çevresine karşı olan eminliğini, sağlam karakterliliğini, candan yakınlığını, geniş ufukluluğunu, söz ustalığını, kalbi içtenliğini, yardım severliğini, hakkı haykırışını, zulme direnişini, kadirşinaslığını, vefalılığını… Evet, saymakla, yazmakla bitiremeyeceğimiz bütün güzelliklerinin ne kadarını hayatımızda yaşıyoruz.

     Mümin samimi olmalıdır. Eğer katıksız ve katışıksız bir samimiyeti yakalayabilmiş isek, sorunların büyük bir kısmını çözüme kavuşturmuşuz demektir. Allah muhafaza eğer samimiyetimizde arıza var ise,gerek zihin dünyamızda ve gerekse pratik hayatımızda kötülüğün her çeşidine kapıyı aralamışız demektir. Kalkış noktası, yeri, nirengi noktası efendimizin yaşamış olduğu ve bizlerin de yaşamamızı istemiş buyurduğu samimiyet gerçeğidir. Bu gerçeği asla değiştirmeden, aşındırmadan, eğriltmeden, dumura uğratmadan anlamalı ve yaşamalıyız. Aksi durumda gayri-samimiliğin kişisel, ailesel, toplumsal yıkımlarının haddi de olmaz, hesabı da olmaz. Zira günümüzde yaşamakta olduğumuz toplumsal buhranların altındaki en önemli amillerden birisi de, hatta en önemlisi de gayri- samimiyetin toplum içinde yerleşmesi ve kök salmasıdır. İnsanımızı her yönüyle birbirine karşı güvensiz kılan, kişisel/toplumsal hasımlıkları körükleyen, çıkarcılık ve faydacılık zilletine duçar kılan gayri samimiliktir.

 Hem gayri İslami ve hem de gayri insani olan bu iğrenç hastalıktan arınmak zorundayız. Ki günümüz Müslüman âlemine baktığımız zaman, bu gayri samimiliğin daniskasını esefle söyleyelim ki bütün açıklıyla görebilmekteyiz. Zira İslam, Müslümanların kardeşliğini ve vahdetini kesin emirlerle emir buyururken; insanlarımız da kesin hatlarla ayrılık sınırlarını çizmektedirler. Bu ayrılık sınırları hem amele ve hem de inanca taalluk edecek derecede geniş tutulmaya çalışılmaktadır. Mezhebi, meşrebi, ırki, ayrılıklar; farklı dernek, vakıf, teşkilat ve oluşumların her biri almış başını apayrı düşünce ve inanç deryalarında çırpınıp durmaktadırlar. Hatta kimisi kimisini dile alınamayacak suçlarla suçlama veya karalama kampanyaları bile düzenleyebilmektedirler. Bunca bu olumsuz tutum ve davranışlar; eğer cehaletten değil ise (ki olduğunu şahsen düşünmüyorum) büyük ihtimalle samimiyetsizlikten kaynaklanmaktadır. “Kendi nefsi için istediğini; Müslüman kardeşi için de istemedikçe gerçek iman etmiş sayılmaz” ferman-ı nebiyi; hangi Müslüman grup, hizip, meşrep, mezhep veya oluşum kendisine düstur ediniyor? Hal bu ki bu ferman-ı nebinin bütün inananlar tarafından asli düstur edinilmesi zorunludur.

     Samimiyetten yoksun halimizdir ki; ümmetin fertleri enva ı çeşit ( çoğu da cahili) fikir, düşünce, ekol ve… izmlerin peşinde koşuşturmakta, haktan batıla kaymakta; Rabbimizin birleştirdiğini ayrıştırmakta ve Rabbimizin ayrıştırdığını da tam tersin birleştirme gafletine düşebilinmektedir. Bu noktada, Resulullah efendimiz her yönü ile öğrenilmeli, anlaşılmalı ve peşin hüküm ve ön yargılardan uzak bir şekilde, kendisine tabi olunmalıdır.

     Bu konuda birkaç noktaya parmak basmakta fayda mülahaza ediyoruz:

  • Hazreti Peygamberi bütün insanlardan daha fazla sevmeliyiz. (Kendi nefsimizden de). Çünkü Rabbimiz O’nu bizlere rahmet önderi ve örneği olarak göndermiştir. Kurtuluşumuz, onu sevmek ve O’na bağlanmaktadır. O’nu gerçekten sevmek de O’nun sünnetine uymakla anlam kazanabilir. Aksi halde sevmenin hiçbir anlam ve önemi yoktur, olamaz… “(Ey habibim) de ki; Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah’da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Ali İmran-3)
     
  • Rasulullah (sav)’in ahlakı ile ahlaklanmalıyız! O’nun ahlakı Qur-an ahlakıydı. Öyleyse her türlü hayat ölçümüzü O’ndan almalıyız. Amacımız, öncelikle ve özellikle kendi nefsimizi ıslah etmek, sonra da çevremize yönelik olarak iyiliği emr, kötülüğü nehy çalışmalarına yönelmeliyiz. Her türlü sorunumuzun çözümünü Allah(cc)’a ve resulüne götürmeliyiz.
     
  • Hazreti Peygamber’in ashabını da iyi tanımalı, anlamalı ve onların Resulullah (sav)’e karşı besledikleri sevgi ve saygıyı, yakınlığı, samimiyeti kendimize uyarlayabilmeli ve öylece davranış geliştirmeliyiz.
     
  •  Unutulmamalıdır ki; efendimiz her alanda olduğu gibi sabır, nezaket ve tevazu alanında da bizlere eşsiz bir örnektir. İnsanlarla her türlü ilişkilerimizde bunları asla terk etmemeliyiz. Bir tebessüm, bir güler yüz, bir tatlı dil/kelime karşıdakin(ler)in muhabbetini ve sevgisini kazanmamıza çoğu kez öncülük edecektir. Mümkün derece müjdeci, yapıcı, sevdirici olmalıyız.
     
  • Gücümüz yettiğince İslami ölçüleri fert olarak kendi hayatımızda, ailevi hayatımızda sonra da toplumsal hayatta uygulamaya çalışmalıyız. Hakk ve adaletin gerek bireysel ve gerekse toplumsal hayatta bütün yönleriyle yaygınlaşmasına çalışmalıyız.
     
  • Her birimiz, kendimizde İslami bir kişilik inşa etmeliyiz. Düşünce ufkumuzun genişliği, anlayış ve kavrayış öznelliği, İslami müsamaha/bütün müminleri kapsayıcı kardeşlik hukuku, Müslümanlar arasında her türlü tefrik edici hal ve hareketlerden sakınmalıyız! Kardeşlerimizle ilişkilerimizde gerektiğinde empati kurmalı ve onları daha iyi anlamaya çalışmalıyız.
     
  • Kaba söz ve fiillerden son derece kaçınmalıyız. Hatta bazen kardeşlerimizin hatalarını ya görmemezlikten gelmeli veya efendimizdeki örneklerde olduğu gibi nezaket kuralları çerçevesinde uyarımızı yapmalıyız. Eğer yapabiliyor isek öncelikle affedici olmalıyız.
     
  • Qur-an ve sünnet konusunda derinliğine bilgi sahibi olmayız. Qur-an ve sünneti, ümmetin hayat nizamı olarak telakki ederek; hayatı bütün yönleri ile bu iki temel üzere inşa etmeliyiz. Aynı zamanda bu iki kaynağı zamanın şartları icabınca; ümmetin her türlü çağdaş ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde aslına uygun olarak yeniden yorumlamalıyız.
     
  • İslami yaşayış konusunda gereği gibi hassasiyet, bilgi ve bilinç sahibi olmak; her türlü çağdaş/cahili ideoloji ve fikir akımlarına karşı koyabilmek, direnç gösterebilmek istidadında olmalıyız. Eğitim ve bilimsel çalışmalara gereken önemi vermeliyiz. Elbette ki bu maddeleri daha çoğaltmak mümkündür ama bu kadarıyla iktifa edelim. Rabbim cümlemizi Resulünü gerçekten sevenlerden ve O’na uyanlardan eylemesi temenni ve dualarımla…
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.