1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Samimiyete Dair-3
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Samimiyete Dair-3

A+A-

     Samimiyete dair yazımızın üçüncü bölümü ile izahatlarımıza devam etmeye gayret edeceğiz inşaallah. Rabbim cümlemizi gerçek manada samimi olanlardan eylesin…

   Samimiyetin, düşünce ve davranışlara yansıyan çeşitli kıstasları ve etmenleri  vardır. Bu bağlamda ahlaki erdemler, sözüne sadakat, içten olmak, haram ve helaller konusunda hassasiyet göstermek, sürekli nefis muhasebesi yapmak, kendisini müstağni görmemek, kendimize ve çevremize zararlı değil; faydalı davranış ve tutumlar geliştirmek… gibi hal ve davranışları sıralayabiliriz.

Samimiyet; erdemli olmayı, dürüst olmayı, sözüne sadakati, şefkat ve merhamet sahibi olmayı gerektirir. Samimiyet; göründüğü gibi olmayı ve olduğu gibi görünmeyi gerekli kılar. Keza samimiyet; zulme ve haksızlığı karşı dik durmayı, karşı koymayı, zalimden mazlumun hakkını alıncaya kadar mazlumun yanında yer alarak; zalim ile mücadele etmeyi de gerektirir. Samimiyet; kendi nefsi için istediğini başkası için de istemeyi ve kendisi için istemediğini de başkası için istememeyi gerektirir… Samimiyet arif olmayı, naif olmayı, zarif olmayı zorunlu kılar…

Samimiyet, tefekkürü, tezekkürü gerektirir. Samimiyet, içten duayı gerektirir. O dua ki Rabbi ile başbaşa oluduğunun; O’ndan neleri isteyebliip, nelerin de istenemeyeceğinin bilgi, bilinç ve şuurunu  lazım kılar. O’ndan isteyebilme yüz, karakter ve dürüstlüğü şart koşar. İsteme adab ve nezaketini de göstermeyi gerekli  kılar. Haliyle insan; içinden geldiği gibi dua etmeli, istiğfar etmeli, Rabbinin rahmet ve yardımını dilemeli, O’na kulluğunu samimane/safiyane bir şekilde sunmaya çaba sarfetmelidir. Samimiyet maddi ve manevi kirlerden arınmada hassas olmayı gerektirir…

    Kul, muhakkak Rabbine karşı samimi olmak durumundadır. Bu samimiyet; kulun yaşayış ve düşünüşünde bir hayat tarzı haline gelmelidir. Herhangi bir yer veya zamanla sınırlandırılmadan; bu tarzı, hayatın her alanını ve her anını kapsamalıdır. Kulun Rabbine karşı samimiyeti; O’na teslimiyeti ile doğru orantılıdır. Teslimiyet ise O’nun Reulünü gereği üzere tanımak ve tabi olmakla; Kitabını anlamak ve kitaptaki emir ve nehiyleri bilmek, inanmak ve hayat olçüsü olarak almakla; bilinçli bir şekilde o ölçülere isteyerek teslim olmakla mümkün olur. O halde O’nun Resulü, efendimiz kimdir? Nasıl yaşamıştır? Tutum ve davranışlerı nasıl olmuştur? Ferdi, ailevi ve toplumsal hayatta ne tür roller ve nasıl sorumluluklar üstlenmiştir? Nasıl bir kişilik ve toplumsal yapıyı inşa etmiştir? Nasıl bir baba, nasıl bir eş, nasıl bir arkadaş, nasıl bir dost, nasıl bir lider, nasıl bir önder, nasıl bir abid, nasıl bir zahid, nasıl bir direnişçi, nasıl bir savaşçı, nasıl bir yönetici…olmuştur? Kitabının özellikleri nelerdir? O kitap ne tür bilgiler içermektedir? Kitabın insana dair değerlendirmeleri nasıldır? Kitap; toplum hayatı hakkında  nasıl bir bakış açısı öngörmektedir? Kitap; ne tür bir hukuku, adaleti şart koşmaktadır? İnsanlara, gerek kendi aralarında ve gerkse kozmik anlamda ne tür ilişkiler kurup geliştirmeyi önermektedir? Bu ikişkiler çerçevesinde ne tür yükümlülükleri insana yüklemektedir?... Evet, bu meyanda soruları daha da uzatabiliriz elbette…

       “İşte o kitap, müttaqiler (kötülüklerden hassasiyetle sakınanlar) için hidayettir.” (Baqara-2) Öncelikle ve özellikle bu Qur-an’ın iman edenler için bir hidayet haynağı; hakka, doğruya, güzele, kurtuluşa erdirici bir İlahi kitap olduğuna inanacağız. Haliyle bu kitabın içeriğini, mesajını, gücümüz ve aklımız yettiğince anlamaya, kavramaya, yaşamaya gayret edeceğiz. Bu kitap, bizlerden nasıl davranmamızı istemektedir? Bizden ne tür vasıflarla donanmamızı emretmekredir? Ferdi, toplumsal hayatımızı hangi ölçülere dayandırmalıyız? Madde ve mana tasavvurumuzu nasıl şekillendirmeliyiz? İstek, dilek, temenni; sakınma, korkma, çekinme, gibi davranışlarımızın temel ölçüleri neler olmalıdır? Kitapta Rabbimiz bizlerden ne tür istek ve/veya önerilerde bulunmaktadır? Bizler, bu istek ve/veya önerilerden ne kadarını yerine getirebilmekteyiz veya ne kadarını yerine getirmemekteyiz? Ya da bu konuda/konularda ne tür ihmalkarlıklarımız olmaktadır? Bu ve benzeri sorulara net cevaplar bulmalı ve kendimizi gerekrirse yeniden bir düzene, bir şekle; Qur-ni’i bir standarda kavuşturmalıyız!

                Önce samimiyet; insanın  bir yüzlü olmasını zorunlu kılar.Yani içiyle, dışıyla insan bir olmalıdır. Kalbinde hissettiklerinin aynısı; hem davranışlarında kendisini göstermeli ve hem de aynısıyla; eğrilmeden, bükülmeden, değişime veya aşınıma uğramadan dilinden dökülmelidir. Neleri nasıl hissediyorsa, herhangi bir  zorlamaya,  hatta belki de elemeye tabi tutmadan yanındakine, karşısındakine, çevresine yansıtmalıdır. Çevre tarafından veya muhatab(lar)ı tarafından hoş karşılanayım, beğeni toplayayım, değer kazanayım veya tam tersi gibi beklenti veya endişelerle taklide başvurulmamalıdır. Zoraki mimik hareketlerinden, sevimli görünmekten, sıcak ilgi gösteriyor gibi olmaktan  titizlikle kaçınılmalıdır. Öyle davranılmakla ilgi, sevgi devşirmek; değer, kıymet bulmaktan ziyade; insan kendisini basitleştirmiş, değersizleştirmiş ve güvensiz bir  konuma düşürmüş olacaktır.  Aynı durum, Rabbine karşı da öyledir. Kitabına karşı da öyledir. Elçisine karşı da öyledir ve insanlara karşı da öyle olmaktadır…

      “Gerçek müminler, ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, ayetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler. ”(Enfal-2) Allah(cc)’ın adının anılmasıyla yüreklerin ürpermesi, Qur-an okununca da imanlarının artması, tam da samimiyetin özellikleridir. Müminlerin, o kitabın içeriğine ve bu içeriğin sahibine karşı olan samimiyeti ki; kalpleri ürpermektedir ve imanları  da artmaktadır. O kitabın okundukça anlaşılması ve anlaşıldıkça da bağlılığı ve teslimiyeti arttırması; teslimiyeti arttıkça da kulun Rabb’ine ve Qur-an’a karşı olan samimiyeti bir başka anlam  kazanmaktadır…

     Qur-an ile ilgili samimiyetin insanın yüreğine oturması; insanın Qur-an vukufiyeti ile de yakın alakalıdır. Zira Qur-an; eğer insan farkına varırsa, hayatına dair bütün önemli bilgileri, yol ve yordamı insana bildirmektdir. Bunun da ötesinde; kendisini sonsuz bir hayatta, sonsuz mutluluk ve huzurun elde edilebilmesine ışık tutmaktadır. Hatta bunun da ötesi ve daha önemlisi ise; kişiye hem Rabbini tanıtıp bildirmekte ve hem de kendisini, kendisine tanıtıp bildirmektedir. Böylece  Qur-an; insana kul-Rabb kavramlarını tam anlamıyla izahata kavuşturmakta ve kulun Rabbine gerçek manada kulluğunu ifa etmesini sağlamaktadır. Yine Rabbimiz, Qur-an ile kuluna olan nimetleri, her türlü Rabbani sıfatları bildirilirken; kulun da rabbine karşı kulluğun detayları, incelikleri de açıklanmaktadır. Qur-an,Rabbinin kendisinden memnun olmasına vesile olmakta; kul da Rabbinin rızasını kazanmış olabilmektedir.

    “Andolsun ki Allah; müminlere kendilerinden, onlara kendi ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa, onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Ali İmran-164)

     Zaten hududullahı tanımayan insanlar, daima cehalet karanlığında debelenip durmuşlardır. Gerek İslam öncesi Arap cahiliyesinin toplumsal yapısı olsun ve gerekse daha önceki kavimlerde ve topluluklarda olsun, bu durum son derece açık bir şekilde Qur-an’da izah olunmaktadır. Haliyle hududullahı tanımayanlar; en başta samimi olmayanlardır. Tarihi süreç içerisinde çeşitli oyun ve oyunbazlıklar sergileyenler; kişisel çıkar/menfaat-perestler, mevki-makam düşkünleri, kibir, gurur ve bencillikler, zayıf karakterlikler, dünyevi doyumsuzluklar,,, daima bu yolun yolcularının yol göstericiliğini yapmıştır. Bu ve benzeri gayri insani hasletler ki; tarih boyunce gerek fert olarak kişilikleri kemirmiş ve bu kişilikleri toplumsal kemirgenler haline getirmiş ve gerekse toplumsal yapıyı felçli hale getirerek; nice toplumsal travmaların, tarifsiz acıların, sonu gelmeyen işkencelerin, çeşitli tiranlıkların, katliamların, talanların, bağnazlıkların yaşanmasına neden olmuştur.

     Bu saydığımız olumsuzlukların bir kısmı, günümüz toplumumuzda yaşanmıyor olabilir. Fakat eminim ki pek çoğu da bireysel ve toplumsal genlerimize yerleşmiştir. Öyleyse İlahi ölçülere karşı konumumuzu ve tutumumuzu; gerek birey olarak ve gerekse toplum olarak yeniden ele almalı ve yeniden bir düzene koymalıyız. Daha açık bir ifade ile Rabbani ölçüleri; özellilkle asrı saadetteki arı-duru uygulamalarını göz önünde bulundurarak; yeniden ve bütün bir samimiyet ve sadakatle bireysel ve toplumsal hayatımızde temel ölçü addetmeliyiz.

     Tarih boyunca olduğu gibi, günümüzde de toplumsal değişim kesintisiz olarak sürüp gitmektedir! Unutmamak gerekir ki; bu değişimi olumlu tarafa yönlendirmez isek; bu değişim, doğal olarak kötü yöne doğru yol alacak ve bu yol alma gettikçe de ivme kazanacaktır.         Samimi olmanın gereklerinden birisi de kendimizi  ıslah etmek ve bilahare toplumsal ıslaha da gayret göstermektir. Çünkü ferdin helakının zararından daha ötasi toplumsal helaktır. Dolayısıyladır ki; emri maruf ve nehyi münker, samimi olmaını ayrılmaz bir parçası gibidir. Fert olsun, cemiyet olsun bünyesinde oluşabilecek arızaları giderebilmenin en etkin yolu, gerçek manada samimi olmaktır. Çünkü gerçek samimiyeti benliğinde taşıyan kişi, her hali ile iyi ve iyiliklerle iştigal edecektir. Bu türden insanların toplum içinde varlığını hissettirme oranında, toplum da sağlıklı bir yapıya doğru değişim gösterecektir. İnsanların birbirine karşı güven duydukları, birbirine karşı muhabbet besledikleri ve gerektiği zaman yardılaştıkları; gerek acılarını ve gerekse sevinçlerini paylaştıkları; iyi ve kötü günlerde birbiriyle kenetleştikleri bir toplum, elbette ki sağlıklı ve sağlam bir toplum olacaktır. Ensar-muhacir misali sağlıklı bir toplumsal yapıya ulaşabilmek dua ve temennilerimle; cümlemiz hakk üzere, hakka riayet eden ve Hakka teslim olalım inşaallah…


            

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.