1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Samimiyete Dair-2
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Samimiyete Dair-2

A+A-

     Bir önceki yazımızda, bir hadisi şerif çerçevesinde samimiyete ilişkin genel mülahazalarda bulunmuştuk. Rasululllah (sav) Efendimiz,  saimiyeti tarif buyururken; ilkin Allah(cc)'a karşı olması gereken samimiyeti zikretmiş, sonra kitaba, peygambere, müminlerin emirlerine ve bütün müminlere karşı samimiyetten bahsetmiş buyurmaktaydı. Bu yazımızda,  kulun Allah (cc)'a karşı/kullukta olması/göstermesi gereken samimiyetin muhtevası  nasıl olmalıdır? Bizler, bu anlamıyla samimiyeti nasıl telakki ediyoruz ve toplumsal-bireysel pratiklerimizde/amellerimizde nasıl icra ediyoruz gibi yönleri ile irdelemeye çalışacağız.

     Rabbimiz hud suresindeki ayetin birinde (112) mealen; " Emrolunduğun vechile dosdoğru ol"  şeklinde buyurmaktadır. Rasulullah efendimiz (sav) in de ‘bu ayet saçlarımı ağarttı’ (Buhari) buyurduğu rivayet olunmaktadır.

Emrolunan şekil özere dosdoğru olmak!!! Böyle bir doğruluk ciddi manada bir yük yükler  insana. Çünkü içinde bulunulan toplumda bulunan gayri-doğru insanlar; dosdoğru olmanın karşısına çıkacak ve kişisel çıkar, menfaat ve rantını savunacaktır. Bu haliyle de dosdoğru olmak; bu gibi çıkar düşkünü karektersiz ve dünya-perest odaklara karşı dik durmayı, savaşım vermeyi gerekli kılar. Aynı zamanda toplum içindeki haksızlıklara, zorbalıklara, kayırmalara, istismarlara, tarafgirliklere…  karşı olmayı  ve mazlumu, fakiri, yetimi, garibi, mustazafı… da koruyup kollamayı gerektirir. İşte bu ve daha buna benzer nice erdemlikleri o köhne toplum içinde; usanmadan, yorulmadan, çekinmeden , bıkmadan…  yerine getirme ve Rabbine karşı mahcup olmama yükümlülüğüdür ki; Rasulullah’ın saçlarını ağartmıştır. Evet, işte bizler böylesine bir samimiyetin; bir Rabbani emir karşısındaki sadakatin/etkisinin/teslimiyetin Rasulullah(sav)'ın hayatında bıraktığı müşahhas izi müşahade etmekteyiz.

     Evet, emrolunan şekliyle kendimizi şekillendirmek... Gerek madden olsun ve gerekse manen olsun... Gerek zihnen olsun, gerekse fikren olsun... Gerek ilmen olsun, gerekse amelen olsun...  Gerek zahiren olsun ve gerekse batınen olsun... Gerek ferden olsun ve gerekse cem'an olsun... Evet, bu samimiyeti, bu teslimiyeti, bu sadakati, bu zerafeti, bu letafeti…  göstermek lazım

     Şu noktayı asla göz ardı etmemek lazımdır: İnsan, yeryüzünde yaratılanların en mükemmel , en değerli, en etkin  ve en yetkin varlığıdır. Bu ayrıcalık, bizzat alemlerin Rabbi tarafından insana verilmiştir. Fakat bütün bu ayrıcalıkların, Allah (cc) katında anlam kazanabilmesi; ancak kulun kendisine yüklenilen  ilahi sorumlulukları gereği gibi anlamasına, inanmasına ve ifa etmesine bağlanmıştır. Şayet kendisine verilen bütün bu üstün meziyetlere rağmen birtakım men edilmiş tercihlerde bulunursa; evet, işte o zaman da yaratılmışların en ehveni, en değersizi, en aşağılısı ve en şerrlisi konumunda buluverir kendisini...  Zira Rabbimiz buyurmuyor mu? : "Biz insanı en güzel şekilde yarattık, sonra da onu (sorumsuz davranınca) aşağıların aşağılısına çevirdik."  Kul; kulluk bilinç ve şuurunda olduğu zaman ve sürece yaratılmışların en kıymetlisi; bu özelliğini yitirdiği zaman ve sürece de yaratılmışların en kıymetsizi olmaktadır.

     İnsanın hayatında en ve tek etkin ve belirleyici gücün, makamın Allah (cc) olması gerekir. Zira bizleri  yaratan, donatan, yaşatan ve öldürecek olan; hesap soracak ve yine konumlandıracak yegane güç ve kudret sahibi bir ve tek ; sonsuz rahmet ve mağfiret sahibi Rabbimizdir. İşte O'na karşı her türlü samimiyette, kullukta asla içten hesaplı olmamalıyız. Göründüğümüz gibi olmalıyız; olduğumuz gibi görünmeliyiz. Çünkü O her şeyi görmekte, bilmekte ve gücü de her şeye kamilen yetmektedir...

     Rabbimize karşı samimiyetimiz öyle olmalıdır ki; gönül dünyamızda, kalp diyarımızda O'nun sevgisinin fevkinde, denk veya yakınında herhangi bir sevgi asla söz konusu olmamalıdır. Her türlü ilişkilerimizin temelinde yegane belirleyici faktör; o sevginin ölçüleri, ölçütleri olmalıdır.  Bilmeliyiz ve de inanıp teslim olmalıyız ki, her türlü dünyalık şeylerin (anne, baba, evlat, eş, maddi zenginlikler, mevki ve makamlar, şan ve şöhretler, zevk ve ihtiraslar...) eğer bir insan için Allah (cc)'tan, O'nun yolunda çabalamaktan daha sevimli gelir ise; o kişi  Allah(cc) katında 'zalim' olarak vasıflandırılmaktadır. Yine zalimlerin de Allah(cc) tarafından hidayete erdirilmeyeceği ilahi emir ile beyan buyrulmaktadır. Bu gün fert ve toplum olarak bu noktada son derece olumsuz bir tablo arz etmekteyiz. Bizleri çevreleyen pratiklere ferasetle ve ibretle baktığımız ve toplumsal yapımızı göz önünde tuttuğumuz zama, bu düşünceye varmamak mümkün değil diye düşünüyorum…

     Evet, belki de çoğumuzun günlük hayatında pek de önemsemediğimiz  bu tarzdan sayısızca pratiklerimiz olmaktadır. Çok ama çok hazindir ki; manevi körelmelere öylesine gark olmuşuz ki; sabah-akşam, gece-gündüz, olur-olmaz bu türden nice ameller işlemekte olduğumuz halde; herhangi bir çekingenlik ve irkilme göstermemekte, herhangi bir burukluk yaşamamakta ya da herhangi bir korkuya kapılmamaktayız...  Erdemleri ve erdemlikleri arka plana itmiş; ha bire dünya ve dünyalıkların ardından koşuşup durmaktayız!!!  İnsanın hakla, hukukla, adaletle, diyanetle ilişkisini sıfırlayan sekülerizm olgusu toplumumuzda tam da hayat bulmuştur günümüzde!!!

     Samimiyete dair Kur-an ölçülerini yeniden ve gereğince tetkik ve tahlil etmeye mutlak bir ihtiyacımız vardır. Yine Kur-an'da geçen  ve sınanmış olan önceki kavim ve toplulukların samimiyete dair yaşantılarını, örnekliklerini ve akıbetlerini de gereğince tetkik ve tahlil etmeliyiz. Gereken ders ve ibretleri çıkarmalı/almalıyız... Bu konuda hasseten ve tek, tek müminler olarak (sofistike anlamından uzak olarak) kendi nefsimizi daimi bir şekilde muhasebeye çekmeli, murakabeden geçirmeliyiz. An be an muahedemizi  yenilemeliyiz. Bu bilgi ve bilinci, müminler olarak aramızda yaymalı; bütün müminleri kardeş telakki etmeliyiz. İlahi ölçüler hilafına gerek bireysel ve gerekse toplumsal anlayış ve uygulamalardan titizlikle kaçınmalıyız... Birbirimize karşı aynalık görevini yapmalıyız.

     Bir zamanlar kardeşin birisi, müminler arasındaki samimiyetten bahsederken şöyle bir ifadede bulunmuştu: ‘Mümin kardeşimizi sevmemiz; tıpkı bir bebeği sevmemiz gibi olmalıdır. Nasıl ki bir bebeği sevdiğimiz zaman; içten seviyor isek, o bebekten hiçbir çıkar ve beklenti içinde değil isek, saf ve sade bir sevgi besliyor isek; mümin kardeşimiz için de aynı şekilde olmalıyız.’ Evet, bir müminin, mümin kardeşi için bu temizlikte ve bu durulukta bir sevgi ve muhabbet içinde olması gerekir. Haliyle Rabbine karşı olması gereken samimiyet ise, daha da temizliğin ve duruluğun zirvesinde olmalıdır. Böylelikle kalp diyarını sadece Allah(cc) a ve O’nun hükümlerine has kılmak durumundayız.

     Rabbimize karşı samimiyet; O’nun yarattıklarına karşı her  türlü tutumumuzun da yegane belirleyici ölçüsü olur/olmalıdır. Tabiatın/kainatın işleyişi ile ilgili kevni ayetleri de; bizlerin tabiat ve içindeki her türlü varlıklar ile ilgili ilişkilerimizi şekillendirmelidir. Çünkü Kur-an’ı Kerim de ellinin üzerinde; tabiat, matematik, astronomi, zooloji, botanik, davranış bilimleri, psikoloji, sosyoloji , biyoloji, fizyoloji, fizik, kimya, atom bilimleri… hakkında  ayetler  vardır. Zira O’nun sıfat ve isimlerinin pek çoğu da bu kevni ayetlerle ilgili değil midir? Haliyle O’na karşı samimiyetimiz; bu kural ve kaidelere içtenlikle bağlı olmamızı gerektirir. İnsanlar olarak tabiat ile barış içinde; onunla savaşım halinde olmadan ilişkilerimizi  tam da ilahi hükümler çerçevesinde şekillendirmeliyiz. Hasseten Resulullah(sav)’in tabiat ve tabiatın işleyişi/düzeni ile ilgili söylem ve uygulamalarını kendimize ölçü almalıyız. Şayet insanlık bu gün O’nun güzide ölçülerine göre hareket etmiş olsaydı ; belki de bu gün yaşanan küresel-doğal afetleri yaşamıyor olacaktık!!! Aynı şekilde insanlık, O’nun ölçülerini gerek fikren ve gerekse amelen işlemiş olsaydı; bu gün insanların/ halkların/ırkların birbiri ile ilişkileri daha olumlu bir seviyede/zeminde olacaktı! Zulümler, işkenceler, katliamlar, soykırımlar, sürgünler… belki de yaşanmıyor olacaktı…

     Ama bu gün insanlık aleminde İlahi ölçüler derdest edildiği içindir ki; insanoğlu kardeşlik duygusunun yerine, düşmanlık duygusuna sahiptir.Tabiatla dahi uyumluluk ilişkilerinden ziyade; bir savaşım halindedir. Zira pek çok bilim dadamı, ekonomist; insanın doğa ile ilişkisini, ekmek/yiyecek elde etmek için bir kavga/savaşım arenası olarak görmektedir!!!  İnsanlık, bu gün tabiat ile fiili bir savaş içindedir!!! Çünkü bunların temel zihin ve inanç parametreleri tevhide değil, tam tersine tefrikaya dayanmaktadır! Haliyle  temel çıkış noktaları da sevgi değil, nefrete dayanacaktır ve de dayanmaktadır!

     Evet, uzun zamandan beridir insanlık olarak kaybettiğimiz gerçek manadaki samimiyeti yeniden elde edebilmemiz; Müslümanların gerçek bir efor harcamasına bağlıdır. İnsanlığı sahili selamete çıkarabilecek İslami samimiyete, evvelen bizlerin vakıf olmamız du ve temennisiyle, Allah’a teslim ve emanet olalım…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.