1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Şaka mıydı 27 Nisan?
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Şaka mıydı 27 Nisan?

A+A-

Sırrı Süreyya Önder Radikal Gazetesi'ndeki son yazısında bir izlenimini anlatmış. Önder'in izlenimi, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın Darbeleri Araştırma Komisyonu'na verdiği ifadeye ilişkin ve şöyle:

'Yaşar Büyükanıt 27 Nisan muhtırasının aslında bir muhtıra olmadığını anlatabilmek için kırk dereden su nakliyesi yaparak başladı konuşmaya. Bütün arkadaşları tutuklanmış, bütün tersanelerine girilmiş bir ordunun eski komutanı olarak gayet 'tırsmış' bir vaziyetteydi. 'Tırsmış' değerlendirmesini biraz açmam gerekiyor. Bu kanaate varmamdaki ölçü, onun komutanken gayet pervasızca söyledikleriyle şimdi verdiği cevaplar arasındaki temkinlilik halidir..'

Önder sadece bir ruh haline değil, aynı zamanda bir siyasi denge değişikliğine, darbe ve askeri müdahale fikrinin yasalar, siyaset ve toplum nezdinde durduğu yeni yere işaret ediyor, bu cümleleriyle..

Pek çok ülke bunu farklı dönemlerde farklı biçimlerde yaşamıştır.

1815'de örneğin Fransa Kralı 18. Louis'nin bakanlarından birisi, 'devletin kaderi bundan böyle mali gücüne bağlıdır' diye yazıyordu. O dönemde zaferlerle, askeri öykülerle, yenilgilerle geçen 20 yılın ardından Fransa'da askeri yüceltme dönemi yerini üretim ve ticaret merkezli bir devre bırakıyordu.

Yeni dönem bir önceki askeri döneme öfke üzerine kuruluyordu.

Stendhal daha 1811'de defterine 'Şu madalyalı askerler, gürültücüler, terbiyesizler.. Onları henüz düşkün ilan etmedik ama edeceğiz..' notunu düşüyordu…

Tepki orduya değil, asker kişinin simgelerine yönelikti.

İtaat ve baskı kültürüyle, entelektüel vasatlığıyla asker kişi, yeni dönemin kapitalist gereksinimlerinin karşıtı, dünün temsilcisiydi.

Her ülke dönüşümünü farklı yaşar..

Türkiye'de öyle yaşıyor..

Askeri cumhuriyet bizde de dünü temsil ediyor. Ve dün ile hesaplaşıyor Türkiye..

Her darbe girişimi, her siyasete müdahale hamlesinin karşılığı açılan soruşturma ve kovuşturmalarla veriliyor…

Büyükanıt ve 27 Nisan meselesi sadece siyasi bir ruh hali açısından değil, bu hesaplaşma açısından da önemli…

Büyükanıt 27 Nisan bildirisinin bir muhtıra olmadığını, laiklikle ilgili bir hassasiyetin ifadesi olduğunu söylemiş ve başbakanı tanık göstermiş.

Malum başbakan 27 Nisan açıklamasını bir muhtıra olarak görmek eğilimde değil. Başında olduğu hükümetin bir muhtırayla anılmasını siyasi duruşuna yakıştıramıyor, sorulduğu zaman 'bir muhtıra söz konusu ve ertesi gün hükümet açıklamasıyla biz verdik muhtırayı' şeklinde yanıtı veriyor.

Ne var ki, gerçekler oldukça farklılar ve Büyükanıt'ın savunması ve başbakanın değerlendirmesi istikametinde hiç değiller.

27 Nisan bildirisi kendi döneminde AK Parti hükümetine verilmiş en açık askeri uyarıydı.

Bu muhtıra kısmen sonuç vermiştir.

Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararını etkilemiş, DYP-ANAP gibi siyasi partileri meclis oturumlarına katılmalarını engelleyecek bir endişeye sürüklemiş ve siyasi sistem askerin istediği istimakette bloke olmuştu.

Başka bir ifadeyle Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı engellenmiş ve siyasi iktidar seçime gitmek zorunda kalmıştı.

O seçim sonuçları yüzde 47'lik bir tokat haline dönmeseydi ya da muhtıra toplumda korku saçsaydı, AK Parti'nin siyasi varlığının ve buna paralel olarak demokratik düzenin ağır yara alması kaçınılmaz olurdu.

Nitekim bu hava seçim sonrasında da devam etmiş, o muhtıranın yaydığı dalga beraberinden kapatma davasını getirmiştir..

Görmek gerekmez mi?

Bu hesaplaşma ortamında 27 Nisan siyasi ve ahlaki olarak bile tartışılmıyor…

Şaka mıydı 27 Nisan?

Başbakan'ın himayesiyle, darbe ve müdahale girişmelerinin tefrik edilmesiyle ciddi, hukuki ve kalıcı bir hesaplanma yaşanmaz…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.