1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Sahnenin aktörleri
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Sahnenin aktörleri

A+A-

Paris saldırısı şimdiden etkilerini göstermeye başladı. Avrupa diken üstünde. Sadece görünür hedefteki Müslümanlar değil, kolektif hafızası bir anda harekete geçen Avrupalılar da tedirgin. Beklendiği üzere sağ, milliyetçi ve ırkçı partiler yükselişe geçtiler. Irkçılık ve faşizm, Avrupa’nın bir kere daha nükseden hastalığı.

 
 

Gerilim ve çatışma “İslam ile Hıristiyanlık” veya “Doğu ile Batı” arasında değil. Karşıtlık: İslam ve Batı arasında. İslam’a oryantalist, emperyalist ve pozitivist gözle bakan Batı! Karikatür krizi ve takip eden saldırılar her iki dünyanın radikallerini bir anda öne çıkarıyor, gerilim ve gerginliği artırıyor.

Liderler, yatıştırıcı mesajlar vermeye özen gösterse de Avrupa giderek İslamofobia, ırkçılık ve yabancı düşmanlığının ağına takılıyor. Müslümanlara karşı saldırılarda geometrik artış var; camiler, iş yerleri, dernekler kundaklanıyor, Müslümanlar rahatça kamusal hayatta görünür olmaya korkuyor.

Hâlâ faşizm ve Nazizm’in unutmamış kesimler, yükseliş kaydeden sağcı-ırkçı partilerin  günün birinde kendilerine de hayat alanı bırakmayacağını iyi biliyorlar ve korkuyorlar. Bu açıdan bakıldığında Avrupa’nın, Müslümanları kendi dinî değerleri, kimlikleri ve hayat tarzıyla benimseyip içselleştirmesi, onların da güvencesini teşkil ediyor. Faşizm ve bütün milliyetçilikler ilk saftaki hasımları yok ettikten sonra onlara boyun eğmeyen herkese güç kullanarak boyun eğdirirler. Diğer yandan artan saldırıları, kundaklama ve cinayetleri önlemek demokratik hak ve özgürlüklerin bir parça kısıtlanmasını, bu da çare olmazsa güvenliğin özgürlüklerin önüne geçmesini gerektirebilir. Bu ise, 700 yıllık kanlı mücadelelerle kazanılmış hakların ve elbette demokrasinin rafa kaldırılması demek.

Bizdeki yansımalarına gelince.

İlk gözlem olarak şunu söylemek mümkün: İslam dünyasının umutsuz kesimleri arasında Paris saldırısını üstlenen El Kaide şimdi çok daha revaçta. Diğer İslami akımların, İslamcı partilerin makul olana yaptıkları çağrılar atılan naralardan duyulmuyor bile. Artık mesele “özgürlüklerin savaşı” şeklinde konuşlandırılıyor. Açıklama şu: Eğer Müslümanların kutsallarına,  Hz. Peygamber’e hakaret özgürlükse, öldürmek de özgürlüktür. Eğer özgürlükler bir yerde kısıtlanacaksa bu karşılıklı  olmalı. İki taraf da bazı özgürlüklerden feragat etmeli. J.J. Ruasseau öyle dememiş miydi?

Burada söz konusu olan hukuk felsefesi değil. Etkiye karşı tepki diyebileceğimiz bir tür fizik yasası rol oynuyor. Bunu Papa Françis şöyle ifade etti: “Eğer iyi arkadaşım Dr. Gasparri anneme küfrederse bir yumruk yemeyi bekleyebilir. Bu çok normaldir. Kimseyi provoke edemezsiniz. Kimsenin inançlarına hakaret edemezsiniz. Kimsenin inançlarını dalga konusu yapamazsınız.”  Onlarca kişinin hayatına mal olacağını bile bile bir özgürlük kullanılabilir mi? Hayır! Hz. Peygamber’e hakaret ve O’nunla alayın toleransı sıfır olabilir ancak.

Charlie Hebdo saldırısı beklendiği üzere Türkiye’nin de aydınlarını ikiye böldü. Karikatürleri ifade özgürlüğü sayıp fırsattan bilistifade İslam’a ve tabii iktidara saldırı malzemesi çıkaranlar ile Paris katliamını alkışlayıp bundan yeni bir sosyo-politik heyecan uyandırmak isteyenler karşı kamplarda yerlerini aldılar.

Biraz daha geniş bir açıdan bakabilsek, Avrupa’da da büyük bir kitlenin bu olup bitenlerden muztarip olduğunu görürüz. En başta dindarları. Bu zehirleyici dalgayı “dinler arası, medeniyetler arası veya kültürler arası diyalog” çalışmalarıyla durdurmak mümkündü. Yazık ki sanki dinler birleştiriliyor, eşitleniyor veya Müslümanlar Hıristiyanların peşine takılıyor diye provoke edildi. Kimse aklından böyle bir cürüm işlemeyi geçirmiş değil. Diyalog, bütün din müntesipleri için ortak olan sorunlar karşısında ortak sorumluluklar üstlenmektir.

Avrupa ve Türkiye kamuoyları çalkalanırken, birileri “Paris saldırısı Fransa’nın 11 Eylül’üdür” diye faaliyete geçmek üzere çoktan Ortadoğu’nun haritalarını yeniden çizmek üzere masa üstüne açmış bile! İslam ve Batı uçlara savrulurken, faşizm ve postmodern emperyalizm, sahnedeki yerini alıyor.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.