1. YAZARLAR

  2. Ahmet AY

  3. ŞAHİD OLUN, BEN ALİ’DEN YANAYIM
Ahmet AY

Ahmet AY

Ahmet AY
Yazarın Tüm Yazıları >

ŞAHİD OLUN, BEN ALİ’DEN YANAYIM

A+A-

Hz. Osman 3. Halife olarak seçildikten kısa bir süre sonra “yönetimdeki zafiyetten dolayı” dâhili huzursuzluklar başlamış, Halife’nin bu huzursuzluğu dikkate almayışı sonucunda ise iş isyana dönüşmüştü. Nihayet, aralarında Hz. Ebu Bekir’in oğlu Muhammed’in de bulunduğu itirazcı/isyancı grup Hz. Osman’ın (RA) evini kuşatmışlardı.

Gün geçtikçe kuşatma ile ilgili tedirginlikler artıyor, başta Hz. Ali olmak üzere bu huzursuzluğu gidermek için cehd edenlerin çabaları ise sonuç vermiyordu. Epeyce uzun süren bu kuşatmada ümmetin rahatsız olacağı bir olayın gerçekleşmemesi için İmam Ali bizzat kendi evlatlarını Hz. Osman’ı korumak üzere görevlendirmişti. Ama maalesef günlerce süren kuşatmanın sonunda Hz. Osman isyancılar tarafından şehid edilmişti.

Hz. Osman’ın şehadetinden hemen sonra aralarında ashabın birçok seçkin isimlerinin de bulunduğu tabiinin ekseriyeti İmam Ali’ye biat edip onu 4. Halife seçtiler. Tabi, İmam Ali’ye yapılan bu biatten son derece rahatsız olanlar da vardı. Çünkü Ümeyye oğulları Hz. Osman’ın yerine kendilerinden birisinin halife olmasını daha doğru ve hak olarak görüyorlardı.

Ayrıca bu arada, asırlarca sonra bile ümmeti sürekli meşgul edecek başka bir durum daha gelişiyordu.

Hâlâ isyan dinmemişken, kaos ve kargaşa artarak sürerken bütün Ali düşmanları birleşip; “Osman’ın kanını, yani intikamını istiyoruz” diye Halife Ali’yi sıkıştırmaya başladılar. Hz. Ali muhalifleri, Hz. Osman’ın kanı konusunda Hz. Aişe validemizi ve diğer bazı sahabeyi de ikna ederek Meşru ve seçilmiş/biat edilmiş halifeye karşı mücadele başlattılar. Elbette bu karşı mücadelede herkesin amacı farklı olsa da Hz. Aişe validemiz ve ashaptan bazılarının halisane talebi “katillerin cezalandırılması” idi. Normal şartlarda bu doğru bir talepti. Ne var ki katillerin kimlikleri ve sayısı konusunda dahi anlaşmazlık varken, kimisi“katilleri bize teslim edin” diyor, kimileri de “katillere derhal kısas uygulansın” istiyordu. Bu kargaşada, Medine’nin o günkü şartlarında katillere hemen kısas uygulamak ya da katilleri Hz. Osman’ın akrabalarına teslim etmek daha büyük bir kargaşaya ve fitneye sebebiyet verecekti. İmam Ali de; “biraz bekleyin, mevcut kargaşayı bitireyim, gereken hukuki süreci başlatacağım, nasıl olsa olaya karışanlar bir yere gitmiyorlar”, diyordu.

Kısa sürede anlaşıldı ki “mesele Hz. Osman’ın kanı” değilmiş…

Ali acilen ve mutlaka gitmeli” sloganıyla olaya müdahil olan Muaviye’ci gurup ile çoğu sonradan Müslüman olan sinsi bedevi kesim; “kesinlikle beklemeyeceğiz, Osman’ın katilleri bize teslim edilmezse bunu savaş sebebi sayarız”, diyorlardı. Bir anlaşma sağlanamayınca Aişe validemizin öncülüğündeki ordu ile imam Ali’nin taraftarları arasında meydana gelen Cemel Savaşında 13 bin sahabi ve tabiin hayatını kaybetti. Bir süre sonra Aişe Validemiz (Ra) Resulullah’ın (as) kendisine: "Benden sonra üç ordu savaşacak, haksız olan orduya Av'af'ın köpekleri havlayacak" dediğini hatırlar ve Av’af denilen yörenin köpekleri ordu o bölgeden geçerken kendi ordularına havladığını duyar ve dolayısıyla Ali’nin haklı olduğunu söyleyip savaşı sona erdirir.

Aişe validemiz savaşı bitirse de “Suriye valisi Muaviye, meşru halife olan Hz. Ali'ye biat etmesi gerekirken, isyan ederek onun halifeliğini tanımadı. Görünüşte Hz. Osman'ın katillerinin bulunmasını isteyen Muaviye'nin tek derdi, devleti ele geçirmekti. Meşru olmayan bir biçimde isyan eden Muaviye, hileli yollarla hilafeti ele geçirmeye çalıştı. Ve bilindiği gibi Sıffin hadisesi yaşandı. Sıffin'de isyancı Muaviye taraftarları savaşı kaybedeceklerini anlayınca mızraklarının ucuna Kur'an sayfalarını astılar ve “Aramızda Kuran hakem olsun, Kuran varken neden savaşıyoruz”, dediler. Bu bir hile idi ve kelimenin tam anlamıyla Kur'an'ı kullanmaktı…”

Durumdan anladığımız o ki Muaviye’nin muhalefeti ve halifelik hırsı dinmiyor, kargaşayı ve her şeyi mubah gören gayr-i ahlaki mücadelesini sürdürüyordu. İlginçtir, Muaviye ve taraftarlarının “onlar Hz. Osman’ın katilleridir, onları bize teslim edin” diye itham ettikleri şahıslar arasında olaya karışmamış olan ashaptan çok değerli şahsiyetler de bulunuyordu. Bu yüzden İmam Ali, “ortalık durulansın, beraberce katilleri tespit edip gereken cezayı verelim” diyordu.

Hz. Ali bu topluluğu muhaliflerine teslim etse muhalifler “kısas uyguluyoruz” diyerek bunları öldürecek ve kendisine en büyük desteği veren aileleri karşısına alacak, bu da daha büyük bir kargaşaya yol açacaktı. Zaten muhaliflerin de tek amacı Ali’nin etrafını boşaltmak, Muaviye’ye iktidar yolunu açmaktı.

Bir tarafta kahir ekseriyetin kendisine biat ettikleri Hz. Ali, öte yandan Hz. Osman’ın akrabası Suriye valisi Muaviye vardı. Anlayacağımız o ki sözde “Osman’ın kanı” talebi aslında tam olarak Ali’yi devirmeye yönelik bahaneydi.

Olay bu eksende seyrederken çevrede pusuda bekleyen Yahudi ve Hıristiyanların da sinsi müdahaleleriyle fitne gittikçe büyüyordu.

Hakem tayini sonrası İmam Ali’nin vekili Ebu Musa El-şari Muaviye’nin vekili Amr ibn As tarafından kandırılıyor ve Hilafet görevi Ali’den alınıp Muaviye’ye veriliyor. Böylece asıl “Meselenin Hz. Osman’ın kanı ve katillerinin teslimi olmadığı” da anlaşılıyordu.

Tabi, bunun Ali’ye yönelik açık bir kumpas olduğu anlaşılıyor. Neticede İmam Ali Hariciler tarafından hakem tayinine evet dediği için –hâşâ- “kâfir oldu” diye katlediliyor ve böylece Muaviye’ye saltanat yolu açılıyor.

Açıkça söyleyeyim, sahabenin Hz. Osman’a itirazını yerinde, lakin olayı isyan ve 3. Halifenin şehadetine vardıran boyutu yanlış buluyorum.

Şimdi ise İsrail ve Neo-Con’ların başta Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve diğer Müslüman mağdur bölge halklarının umudu olan yükselen Türkiye’nin önüne takoz koymak için iktidardan uzaklaştırmak istedikleri başbakan R. Tayyip Erdoğan’a yönelik yürütülen bir operasyona tanıklık ediyoruz.

Bu olaylar ışığında 17 Aralık 2013 operasyonu ve sonrasındaki gelişmelere baktığımızda “yolsuzluk var, yargı yolsuzluk yapanları ortaya çıkarsın “ diyenlerle, “Osman’ın katilleri dediğimiz bütün şahıslara derhal kısas uygulayın ya da katil dediğimiz herkesi bize teslim edin” diyenler arasındaki “yedi farkı” bulmak mümkün görünmüyor?

Hayır! Hayır!

Boşuna yorulmayın,

Hiçbir fark bulamazsınız hatta tarih ve kişi olarak da fark bulamazsınız, yeter ki maskelerin altındaki gerçek yüzü görün.

Yolsuzluk var, yargıçların soruşturmasına izin verin” diyen cemaat önderlerinin başbakan Tayyip Erdoğan’ın çevresini boşaltmak istedikleri gün gibi aşikârdır.

E müsaade edin de başbakan da olup bitenlerin bu kadarını bilsin…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.