1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Saadet Partisi ve Kürdler
Saadet Partisi ve Kürdler

Saadet Partisi ve Kürdler

A+A-

Saadet Partisi zaman içerisinde olgunlaşan Milli Görüş fikriyatının son halkasıdır. Milli Görüş de Erbakan Hoca tarafından sınırları çizilmiş ve MNP, MSP, RP, FP ve SP aracılığıyla pratiğini gördüğümüz çizgiyi temsil etmektedir.

 

Erbakan Hocayı da iyi anlamakta fayda vardır. Çağdaş eğitim almış, dindar ve Türkiye'nin İslama sırtını dönerek değil, onunla barışarak, tarihi mirası ve Osmanlının Müslüman halklar üzerindeki itibarından da yararlanarak İslam âlemini Türkiye'nin öncülüğünde toparlama fikri; ağır sanayi söylemi ve D–8 ile somutlaşan bir fiiliyat.

 

Buna rağmen, Milli Görüşün aldığı en yüksek oy oranı RP'nin  %21 civarındaki oyudur. İslami cemaatlerin yekûnu Erbakan Hoca üzerinde ittifak etmemiştir. Özellikle Nurcu Camia şu veya bu nedenle erken dönemde Milli Görüş çizgisinden ayrılmış ve sağ partilere oy vermiştir. Bunun değişik nedenleri vardır ama bir nedeni de “bir cemaatin diğer bir cemaate biat etmeyeceği” gerçeğinin unutularak partiyi bir cemaat, Erbakan'ın da cemaat lideri olarak kabul görmesidir. Yani Milli Görüş bir cemaat, Erbakan Hoca da bu cemaatin lideridir. Parti de cemaatin siyasetteki uzantısı olarak işlev görmüştür.

 

Buna rağmen İslam Birliği,  ağır sanayi, Batıya karşı doğunun, kuzeye karşı güneyin desteklenmesi, NATO karşıtlığı Erbakan Hocanın Türkiye ve İslam âleminin uyanışına katkı sağladığı tartışmasızdır. Zaten Osmanlının son dönemlerinde ve Cumhuriyetin bidayetinde yarış içerisinde olan Türkçülük, Batıcılık ve İslamcılık cereyanları günümüzde de isim değiştirerek devam etmektedir. Kemalist düzen Batıcılık ve Türkçülüğü bağdaştırarak iktidar olurken İslamcılar muhalefette kaldı.

 

Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Mehmet Akif, Said Nursî İslamcılık cereyanının en aktif üyeleri olarak Erbakan Hoca'yı da etkilemişlerdir. Batının fennine talip olup, medeniyetin hastalıkları olarak nitelendirilen olumsuzluklara mesafeli durmak İslamcıların en belirgin şiarı olmuştur. Japon ve Alman modellerini de yüceltmişlerdir.

 

RP DENEYİMİ VE SONRASI

 

MNP kısa ömürlü olurken, MSP Türkiye'ye önemli hizmetlerde bulunmuş, Müslüman halka devleti yönetebileceklerine dair moral aşılamıştır. Çünkü tahsilli kesimde İslam'ı köylü ve halkın dini olarak görme eğilimi çok yaygındı. Bu imajı sosyal hayatta Said-î Nursi ve Nurculuk ile beraber Erbakan Hoca kısmen yıkmıştır. Bu minval üzerinde seyreden gelişmeler üzerine MSP bir keresinde CHP ile diğer seferlerde de AP ile Milliyetçi veya Sağcı Cephe ile koalisyon kurarak hem deneyim hem de kadrolaşma hususunda önemli hizmetler gördü. Yetmişli yıllarda CHP, MHP, AP ve MSP önemli aktörlerdi. Seksen sonrasında ise bambaşka bir dönem oldu.

 

Seksenli yıllarda yasaklı olan Erbakan Hoca Refah Partisini uzaktan yönetti ve sonrasında da başına geçti. RP, Özal ve ANAP'ın inişe geçmesiyle iyi bir sıçrama yaparak önce yerelde, sonrasında da iktidar ortağı oldu. Bu dönemde (REFAH-YOL) uluslar arası iktidar odakları ve onların içerdeki uzantıları 28 Şubat sürecini başlatarak hükümeti istifaya zorladılar.

 

İktidarda iken kendisine dava açılan ve bilahare kapatılan RP'nin yerine FP kuruldu. Ama FP bilinçli bir şekilde tutucu davrandı ve derin devlete karşı gayet munis davranarak halkın beklentisine cevap olamadı. %26 dolayında oy alması mümkün iken atış-ateş menzilinden çıkmak için bilinçli olarak yanlışlar yapıp %16 dolayında oy aldı. Sonrasında da bölündü ve kapatıldı.

 

Halktan ziyade devletten icazet almayı önemli gören üst kadrolar bugün bile kendileri ile İslamî taban arasındaki güven erozyonuna engel olamamaktadırlar.

 

Milli Görüşün yayın organı olan Milli Gazete'nin resmi ideolojinin literatürünü kullanarak İslamî Camiayı, Kürdleri, liberalleri, solcuları küstürdüğü görülmektedir. Atatürk'ün aslında iyi olduğu fakat CHP'nin onu iyi temsil etmediği, Atatürk'ün mezardan kalkarsa Milli Görüşçü olacağı yönündeki gereksiz sözler muhatabı yumuşatmadığı gibi, dostları da ciddi şekilde üzmüştür. Siyaset takiyye ile yapılamaz.  Resmi ideolojiye tavır almadan, Kemalizm'in tasfiyesini dillendirmeden bu ülkedeki muhalif İslamî, Liberal, Sol ve Kürdlerden oy almak mümkün değildir.

 

Bu tavır sadece oy almak için, taktiksel olarak başvurulması gereken bir söylem değil, İslamî camiaya yönelik siyaset yapan bir partinin asli ve deklare edilmiş görüşü olmalıdır. Aksi halde seçmeni kandırma anlamına gelir ki görüntü buna yakındır.

 

Örnek verirsek; AB Türkiye'den resmi ideolojinin tasfiye edilmesini istediğinde Milli Görüşün yayın organları ve ona yakın medya bu konuyu ciddi olarak gündemine almadığı gibi, tersine içişlerimize müdahale olarak algılayan yayınlar bile yaptılar. Düzen savunuculu doğrudan Kemalist vesayet rejimini savunma anlamına gelir ki FP'den bu yana yapılan budur. Türk ordusu, Kıbrıs, Irak Federe Kürdistan Bölgesi, Ergenekon Davası ile ilgili tutum İslamî ve demokratik duyarlılıkla bağdaşmamaktadır. Tam bu noktada AKP karşıtlığı düzen savunuculuğuna dönüşmektedir.

 

AKP hakkında açılan kapatma davası ve Ergenekon Davası da gösteriyor ki sivilleşmenin önündeki engel bizzat Türk Ordusudur. Onun sivil uzantıları ise süngü kuvvetine güvenmektedirler ki süngü orduda bulunmaktadır. Milli Görüşün potansiyeli Türkiye'nin dönüşümüne yetmemektedir. Bu nedenle AKP, Fethullah Hoca, Liberal kesim ve bazı dış dinamiklerin oluşturduğu koalisyona karşı durmak sadece Ergenekon'a yarar ve SP bunu fazlasıyla yaptı. Timsah gözyaşlarıyla Erbakan'a haksızlık yapıldığını söyleyenler tövbekâr olmadı ama Erbakan ile AKP cephesini zayıflatmak istemektedirler.

 

SP'nin GELECEĞİ:  Milli Görüşün oyları azami % 5 civarındadır. Şimdiye kadar ikinci bir İslamî veya İslamî hassasiyeti olan bir partinin olmaması gibi bir avantajı kullanan Milli Görüş partileri, bugünden sonra bu avantaja sahip değiller ve ancak iktidar ortağı olabilirler. İktidar olabilmesi için Alewilerden, Kürdlerden ve İslamî Camiadan ciddi destekler almasına bağlıdır. Bu noktada bu kesimleri tek tek ele almak gerekmektedir.

 

SP ve ALEVİLER-KÜRDLER: Bu yapısıyla SP'nin Alevilerden oy alması mümkün değildir. Milli Gazete gibi yayın organlarında değil Alevilerin kendini ifade etmesi, hurafe ile karışık, Kemalizm, Türkçülük kokan, gerici bir İslamî anlayış dillendirmektedir.

 

Adnan Oktar gibi Atatürk hakkında birden fazla kitap yazmış ve sahih İslamî çizgiye ters düşen, Kemalizm'in meddahlığını yapan birisinin yazılarını tefrika etmek veya çağdaş İslamî (bu çağdaki İslami felsefe ve fiiliyatı kastediyoruz)  hareketleri sapıklıkla suçlayan M. Şevket Eygi gibi gerici (İslamı savunduğu için değil, bağnaz, tefrikacı ve dar açıdan olaylara baktığı için) bir çizgi ile İslamî kesimlere açılmak mümkün değildir. Ya da Kürdlere küfreden (ikinci İsrail, habis ur tabirleri kullanarak) Hasan Ünal gibi Kürd ve Kürdistan'ın hasmı birileriyle Kürdleri kazanmak da mümkün değildir.

 

Milli Görüş yayın organlarında (Milli Gazete, TV5, Anadolu Gençlik vs) yazan kişilerin ekseriyeti şeyh-mürit ilişkisine benzer bir bağlılıkla sözde Erbakan Hoca'ya bağlıdırlar. Oysa Hoca'yı taklit için bile belli seviyede eğitim ve beyinden yoksundurlar. Haliyle çok zararlı ve faydasız yayınlar yapılmaktadır. İddia ediyorum ki mevcut haliyle bu yayın organlarının olmaması, olmalarından daha ehvendir.

 

SP'nin Kürd siyaseti de maluldür. Halepçe Katliamının ertesi günü toplanan İKÖ, Kıbrıs ve Bulgaristan Türklerinin sorunlarına değinirken, onbinlerce Kürdün kimyasal silahlarla bir İslam ülkesi tarafından, üstelik vatandaşları oldukları ülke yönetimi tarafından katliama ve soykırıma uğratılmaları gündeme alınmamıştır.

 

Milli Görüş de ne bir kınama ne de başkaca fikir beyanında bulunmamıştır. Yüzbin Kıbrıs Türküne devleti uygun gören Müslüman Milli Görüşçü kardeşlerimiz, kırkmilyon Kürdün köle olarak ve dillerine kadar da yasaklı bir şekilde yaşamasını tabii görebilmektedir. Irak Federe Kürdistan Bölgesinin özerkliğini bile İkinci İsrail olarak ileri sürebilmektedir. Oysa birinci İsrail Kemalist Türkiye'nin ta kendisi iken ve Erbakan Hoca Tarafından ikinci İsrail ile Türk ordusunun imzaladığı mutabakat metnini imzalayarak tarihi bir hata yapmışken.

 

TÜRKİYE'DE İSLAMÎ PARTİ İHTİYACI VE SAADET PARTİSİ

 

Türkiye'de İslamî bir partiye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum ama SP bu haklı zemin üzerinde siyaset yapmasına rağmen, bu zeminin hakkını vermediği gibi İslamın ve Müslümanların imajına da zarar vermektedir.

 

Alevi, Kürt ve Türkler ile diğer etnik unsurlar arasında tarafsız ve hakemlik görevini yapmayan bir SP İslam hareketin imajını da lekelemektedir. Çünkü SP'nin duruşu Türkîdir.

 

İkincisi SP Kemalist sistemin yıkılmasını-dönüşmesini değil, revizyona tabi tutulmasını, devletin Türk-Kemalist olmaktan çıkıp İslamî-Türk olmasını savunmaktadır. Kürdçenin ikinci resmi dil olmasını savunmayan, Kürdlerin kendi kaderini tayin hakkını kabul etmeyen bir parti veya Milli Görüş İslamî Hareket unvanını kazanamaz.

 

KÜRDLER VE SAADET PARTİSİ: Kürdlerin yarısı DTP diğer yarısı da AKP'dedir. DTP onların kısmen aidiyet ihtiyacını, AKP ise Türkiye'nin sivilleşmesi ve bundan Kürdlerin nasiplenmesi ihtiyacına cevap vermektedir. Haliyle SP'nin Kürdlere kısa veya uzun vadede verebileceği bir şey kalmamıştır. Kaldı ki AKP'ye oy veren Kürdlerin de kısa zamanda kendi İslamî partilerini kurmaları beklenmektedir.

 

Aslında bir anı Milli Görüş ile Kürdlerin ilişkisini açıklar niteliktedir. Erbakan Hoca'nın Lütfi Doğan Hocaya Kürd kelimesini kullanılmasının caiz olup olmadığını sorduğu rivayet edilir. Lütfi Doğan Hoca; Kürd demek şeran caiz ama maslahat gereği caiz değildir, dediği rivayet edilir.

 

SP hâlâ bu fetva ile amel etmektedir. Kısaca; biz Kürdler bölge insanı değil Kürdistan halkının ekseriyetini teşkil ediyor ve diğer Müslüman Kürdistan halklarıyla beraber Bizans ve Osmanlının halefi olan Türkiye Cumhuriyetinden siyasal iktidar istiyoruz.

 

sıdkı zilan - haberdiyarbakir

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.