1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Roboski Katliamı ve Akp’ye karşı gelişen isyan
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Roboski Katliamı ve Akp’ye karşı gelişen isyan

A+A-

Türkiye demek, bir bakıma çabuk tükenmiş siyasi partiler çöplüğü veya mezarlığı demektir.

Cumhuriyetin ilanından beri bu mezarlığa pek çok siyasi parti gömülmüş, Bunların bir kısmını, totaliter devlet anlayışı vatanı koruma adına kapatmıştır. Bir kısmı ise toplumsal bir karşılıkları olmadığı için kapanmışlardır.

Sadece bu tablo, bu ülkedeki siyasetin iki yüzüne ayna tutuyor. Birincisi, toplumda bir karşılığı olan siyasete karşı devlet aklı hemen blokaj uygulamıştır, uyguluyor. Çeşitli entrikalarla önünü kesip,  rol ve misyonunu katlediyor. Dolayısıyla o siyasi yapı, rolünü oynayamadan ömrünü bitirmek zorunda kalıyor. Siyasi bir kitale uğruyor.

İkincisi ise toplumsal mühendisliklerin ürünü projelerin toplumda bir karşılıklarının olmadığını ve toplumdan ne kadar kopuk, derin bir köksüzlük ve sanallık içinde olduğunu gösteriyor…

Konumuzun dağılmaması için geniş bir parti listesinden söz etmeyeceğiz. Sadece cumhuriyetin ilanından bu yana, isim ve misyonlarından söz edilen ana damarlara vurgu yapacağız. 

Atatürk’ün CHP’si 9 Eylül 1923′te kuruluyor. Cumhuriyet ise 29 Ekim 1923’te ilan ediliyor. Yani siyasi bir parti olan CHP, bir devlet olan Türkiye Cumhuriyetinden yaşça bir ay büyük. Bu da gösteriyor ki CHP, tartışmasız bir resmi devlet partisidir… Tıpkı Demirperde ülkelerindeki politbüro’nun Komünist Partilerinin mecburi varoluşları gibi bu ülkede de Kemalizm’in varlığının bir işareti olarak CHP, devlet gücüyle var olacaktır. Arkasında bir halk desteğinin oluşu veya iktidar olması da gerekmiyor. Bu ülke üzerinde kafa yoranların ilk önce bunu bilmeleri, pek çok konuda yararlarına olur.

Milli şefler,CHP’ye karşı göstermelik de olsa bir muhalefet oluşsun diye yol arkadaşları  Celal Bayar’a 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti (DP)’yi kurduruyor.DP'nin kurucu ilk Genel Başkanı Celâl Bayar’dır.Sonra Adnan Menderes bu göreve getiriliyor.Öncülü (SCF)Serbest Cumhuriyet Fırkası,ardılı ise (AP) Adalet Partisi’dir.Merkez sağda ve.ideoloji olarak Ekonomik liberalizm ve muhafazakarlığı savunur.

DP,1950'de 27 yıllık tek parti dönemini sona erdiren,  Cumhuriyet tarihinde ilk defa serbest seçimle iktidarı kazanan Türk siyasi partisidir. Sırasıyla 1950, 1954 ve1957seçimlerini kazanmış ve (1950-1960) yıllarda iktidar olmuştur. DP,27 Mayıs1960 Darbesi ile iktidardan düşürülmüş ve 29 Eylül1960'ta da kapatılmıştır. DP’liler Yassı ada’da Yüksek divan'nca yargılandılar. 15 kişi idama, 31 kişi ömür boyu hapse, 418 kişi değişik hapis cezalarına çarptırılırken 123 kişi de aklandı.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu16 Eylül1961'de, Başbakan Adnan Menderes 17 Eylül 1961günü İmralı Adası'nda idam edildi.Celâl Bayar ve Refik Koraltan ile 11 kişinin idam cezası ömür boyu hapse çevrildi. Böylece DP sahneden silindi.(1)

Resmi devlete toz kondurtmayan ve sıklıkla devletin babası olarak anılan Çoban Sülü Lakaplı Süleyman Demirel’in AP’ sini bu mirasın varisi olarak sayamayız.

12 Eylül askeri darbesi sonrası kurulan Turgut Özal’ın ANAVATAN’ı da Adnan Menderes’in DP’si gibi halkın büyük çoğunluğunun desteğini alarak kaldığı yerden misyonunu sürdürmeye devam etti.

Türkiye, Turgut Özal ile dünyaya açılmayı, serbest ekonomiyi, liberallik ve demokrasinin nimetlerinden faydalanmayı öğrendi. Özal başbakanlığında bir suikast atlattı. Cumhurbaşkanı olunca zehirlendirilip önü kesildi. Zira Özal bu ülke ve bu coğrafyanın sırtında ağır birer yük olan Kürt sorununu ve dini özgürlükler sorununu kalıcı bir şekilde çözmek istiyordu. Bu zehirlenmeden de anlaşılıyor ki derin devlet Özal’ın bir çözüm üretmesine izin vermedi.

Türk milliyetçiliğini esas alan bir damar toplumda çok ciddi bir karşılık bulmadan Alparslan Türkeş’ten Devlet Bahçeli’ye doğru rutin varlığını koruya geliyor.

Bu arada Kökleri Türk soluna kadar giden legal sol Kürt siyaseti, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra DP, HADEP, DTP, BDP gibi isimlerle varlığını bu güne taşıdı. Bu siyasi çizgi hem sahip olduğu taban hem de kadroları itibarıyla gündeme geldiğinden bu yana statüko tarafından hep bir üvey evlat, ötekileştirilen bir zenci muamelesi gördü. Bu siyasi çizgi çok ciddi suikastlara, faili meçhullere maruz kaldı. Çeşitli yaftalarla ağır hapislere çarptırıldı.

Bu siyasetin belirgin iki özelliği tarafsız gözlemcilerin gözünden kaçmamıştır. Birincisi kendisine oy veren kitlenin devlet tarafından mağdur ve mazlum hale düşürülen dindar Kürt halkının olması, yöneticilerinin ise kendilerini farklı tonlarda, sol, solcu, sosyalist veya materyalist olarak tanımlamaları.

İkincisi ise Kürt coğrafyasına bakış açısı ve Kürdistan meselesinin çözümü noktasında illegal ve silahlı bir örgüt olan PKK ile paralel veya örtüşür bir söylem ve politika yürütmesi.

Tam da bu noktada şunu vurgulamalıyız. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana pek çok isyana beşiklik eden çok ağır sonuçlara yol açan, hala sağlıklı bir çözüme kavuşturulamamış ve adı “Kürt sorunu” olarak konulmuş gerçekte ise bir Kürdistan sorunu ile karşı karşıyayız. Kürt illeri 90 yıldır, küçük istisnalar hariç, hep OHAL ve sıkıyönetimlerle zapt u rapt altında tutulmaya çalışıldı.

Bu sorun, yöntem olarak silahlı mücadeleyi seçen PKK’nın 70’lerde sahneye çıkmasıyla farklı bir aşamaya girdi. Statükocu Devlet,12 Eylül darbesinden bu yana, tıpkı ilk Kürt isyanlarında olduğu gibi PKK ile mücadele ediyorum diye, bütün gaddarlığıyla Kürt illerine yüklendi. Başta bu iller olmak üzere Kürtlerin yaşadığı ve bu siyasetle irtibatlarının hissedildiği her noktada demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü ve yaşam hakkı gibi kavramlar rafa kaldırıldı.

3-4.000 köy boşaltıldı.3-4 milyon insan evini barkını, iş ve yaşam alanını mecburen terk etti. Sırf can güvenliği için zorunlu birer göç ve terör mağduru olarak, işsiz, güçsüz bir şekilde sefil bir yaşama mahkûm olarak şehir ve kasabaların varoşlarına sığındı. Devletin resmi rakamlarına göre bu bölgede 17.500 faili meçhul işlendi.

Bu illerde PKK’li, Güvenlik güçleri ve siviller olmak üzere toplam 50.000 insanın ölümünden söz ediliyor. Ekonomistler bu meselenin silah ve güvenlik konseptiyle çözümü için devletin kasasından 400 milyon dolar gibi paranın çıktığını söylüyorlar. Ama yine de bu meseleyi çözmüş değiliz.

Cumhuriyet Türkiyesi siyasetinde halktan destek alan bir başka damar ise Necmettin Erbakan’ın öncülük ettiği partiler oldu. Bunlar MNP, MSP, RP, FP ve SP şeklinde sıralandılar.

Yukarıda saydığımız sıkıntıların çoğunun özellikle Kürt illerinde yaşandığı bu ülkede ve bundan dolayı devlet kavramının artık iflas ettiği görüntüsünü verdiği bir konjüktürde bu gelenekten gelen R.Tayyip Erdoğan ve bir gurup arkadaşı 2001 yılında Erbakan Hocadan ayrılarak AKP’yi kurdular. AKP kurulurken devletin arka bahçesinden nemalananlar R.T.Erdoğan için “muhtar bile olamaz” tabirini kullandılar. Bir şiir okuduğu için hapis yattı.

AKP, halkın canını yıllarca yakmış üç mevhumu sloganlaştırarak yola çıktı. Yasaklar, Yolsuzluk ve Yoksullukla mücadele. Bu söylem ilk seçimde kendisine büyük bir başarı getirdi.

İkinci dönemde R.T.Erdoğan, 12 Ağustos 2005’te Diyarbakır’da “Büyük devletler ve milletler hatalarını görenlerdir. Kürt sorunu benim sorunumdur. Bu sorunu çözeceğim…”(2)anlamında sözler sarf etti. Bu sözler bütün Kürt coğrafyasında bir heyecan yarattı. Öyle ki bu sözleri, bölgede tek rakibi olan BDP’yi bile heyecanlandırdı. PKK, Kürt sorununun kalıcı çözümünden ve barıştan söz etti. Kürtlerin hatırı sayılı çoğunluğu oyunu AKP’ye verdi… Bu durum kendilerine ikinci bir seçim zaferini getirdi.

Üçüncü dönemde ise Sivil bir anayasa, Daha çok özgürlük, Daha çok demokrasi ile yine zafer kazandı. Partisi Cumhurbaşkanlığını da aldı. Demokrasi yolunda hatırı sayılır adımlar attı. Askeri vesayeti azalttı. Ülkenin Kürt illerinde OHAL’i kaldırdı. Faili meçhuller görünmez oldu. Köyler boşaltılmaz, yakılmaz oldu. İnsanlar zorla göç ettirilmez oldu. AB uyum yasaları çerçevesinde hukuk ve yasalarda iyileştirmeler yapıldı. Ekonomi, sermayenin isteği doğrultusunda şekillenip yürüdü.Ulaşım ve alt yapı hizmetlerine ağırlık verildi. Sağlık ve eğitim alanında ciddi iyileştirmeler yapıldı.Yoksullara devlet kasasından yoksullara sadaka-i cariye türünden bazı yardımlar yapıldı. Bütün bunlar kimsenin itirazının olamayacağı güzel şeyler.

Ama buna rağmen toplumun ana gövdesini ilgilendiren temel sorunlardan olan Kürt sorunu için Kürtler, başörtüsü ve dini özgürlükler konusunda dini duyarlılığı olan kesimler ve istihdamın arttırılması ve yoksulluğun kalıcı bir şekilde ortadan kaldırılması gibi sorunlarda toplumun tümü hala bir beklenti içinde. Ve gün geçtikçe de bu beklentiye dair umutlar azalıyor. Şunun için azalıyor. Önceleri hükümet sanki muhalefetmiş gibi TSK, yargı, Sayıştay, Danıştay, YSK, YÖK, Anayasa mahkemesi gibi kurumları halka şikâyet ediyordu. Oligarşik Bürokrasi ve Vesayet Kurumlarına veryansın ediyordu. Toplum da bu halı mazur görüp asli talep ve beklentilerini sürekli erteliyordu.

Oysa şu anda AKP iktidardaki 10’uncu yılını dolduruyor..Ve  bu mazeretlerinin çoğunu ber taraf etmiş durumda.. Artık gücünün zirvesinde ve bir bakıma devletin kendisi haline gelmiştir. Dolayısıyla bugüne kadar çözülmemiş ağır sorunları çözmemesi için artık hiçbir mazereti yok. İleri sürse de toplum artık buna inanıp tölere etmeyecektir.

Tuhaf olan şudur ki, AKP tam da bu noktada ipe un seriyor. Ortaya sağlıklı bir çözüm koymadığı gibi gittikçe otoriter, halden anlamaz, söz dinlemez bir hale doğru kayıyor. Eleştirilere tahammülsüz bir ruh hali ile ufak bir aykırılık ve muhalifliği olan sesleri anında kısıyor. Mesela Y.Şafak Gazetesine 16 yıl emek veren Gazeteci Ali Akel, “Roboski için özür açıklanmaz, özür dilenir,” diye yazdığı için gece yarısı işine son verildi. KCK yaftasıyla cezaevleri siyasi suçlular ile tıklım tıklım dolu. Para cezalılarını saymıyoruz.

AKP merkeze oturdukça halktan kopuyor. Halkı azarlıyor. Ve aleni bir şekilde halkla alay ediyor.Başta içişleri bakanı ve başbakan olmak üzere kilit noktalardaki kimi AKP’li yetkililerin söz, davranış ve uygulamaları kendilerini oralara taşımış mağdurların ruh hallerinde ölümcül bir buz şoku etkisi yapıyor. Devletin ceberutluğundan darbe almış sessiz çoğunlun iç dünyalarında kendilerine dair umut kırıntılarını silip süpüren bir fırtınaya yol açıyor. Bu da iktidarın yapmış olduğu iyi hizmetlerin üstünün koyu bir kalemle çizilmesine neden oluyor.

Bu söz ve davranışlara birkaç örnek vermek gerekirse: Erzurum’un bir ilçesinde, İç işleri bakanı i.NaimŞahini gören 60 yaşındaki bir vatandaş:“Sayın bakanım,geldiğine çok sevindim” .diyor Şahin’in cevabı ise “Yok ya. Nerden bileyim sevindiğini? Hadi bir takla at ya da oyna bir göreyim…” oluyor.

Polisin orantısız güç ve aşırı biber gazı kullanımı eleştirisi üzerine Şahin, “biber gazımız organiktir, zarar vermez” diyor.

Yine AKP’nin önemli bir yetkilisi olan Prof. Burhan Kuzu, Kürtçe Anadil Eğitimi isteme tartışmaları üzerine, Allahın insanlara bir rahmet ve ihsanı ve en temel insani hakkı olan anadili ile eğitimini alıp yaşamını kurma hakkını istemesini Kuzu,”Şeytanın aklına uymak “ olarak yorumluyor.

Yukarıda da değinmiştik. Başbakan 2005’te, Diyarbakır’da Biz bu sorunu çözeceğiz, diyor. Sonraları ise 28 Ekim 2005’te bir yurtdışı gezisi uçağında Gazeteci Cengiz Çandara:”Biz orada bir yanlış yaptık. Başka bir şey demeliydik. Mesela Kürt kökenli vatandaşlarımızın sosyal ve ekonomik sorunları demeliydik ”(3) diyor…Ya da “Kürt sorunu diye bir şey kalmadı.Terör sorunu var.Nankörlük etmesinler.OHAL’i kaldırdık.Ne veriyorsak daha fazlasını istiyorlar…”yollu yığınca beyanları var başbakanın.

Bu hükümet bir Kürt açılımından söz etti. Sonra adını Demokratik açılıma,  daha sonra ise Milli birlik ve kardeşlik Projesi’ne çevirdi. Sonuçta kanın durmasına, barışa ve Kürt Memo’nun yaşamının normalleşmesine hizmet edecek arpa boyu bir şey çıkmadı ortaya. Ortada görünen en somut şey Kürt illerinde çok sayıda polis ve araçlarının daha fazla görünüyor olması. Legal bir parti olan BDP’nin yasal hakkı olan bir mitingine 14 Temmuz 2012de resmi izin verilmediği için Diyarbakır’da yaşanan olaylarda devletin biber gazı stokunu tüketmesi oldu. Tükenen sadece gaz stoku olmadı. Geniş kesimlerde, ülkenin Kürt sorunu gibi kalıcı sorunlarını, bu hükümetin çözebileceğine dair umutları da böylece tükenmiş oluyordu.

Örnek mi? Dindar kamuoyunun çok eski bir talebi ve 28 Şubat öncesi ve sonrasında pek çok kişiyi mağdur etmiş olan başörtüsü sorunu,komik bir genelge ile geçiştiriliyor. Genelgede ”Sadece Kurân ve Siyer derslerinde başlarını örtebilirler..”Bu dindar kız veya kadın öğrencilerle açıkça alay etmektir.Bu kamuoyu rahibe falan istemiyor.Bu kesimin kadın ve kızları hayatın  ve kamusallığın  her alanında başlarını örterek işlerini yapabilme özgürlüğünü yaşamak istiyorlar…Hükümet bu genelge ile bu vatandaşları ağır bir sukutu hayale uğratmış oldu.

Asıl kırılma.Geçen yıl 28.12.2011 akşamı devletin uçaklarıyla gerçekleşen bombardımanda çoğunluğu öğrenci 34 kişinin yaşamını yitirdiği Roboski katliamının üzerinden tam bir yıl geçti. Devlet, bu olayın katillerinin maaşlarını hala tıkır tıkır ödüyor… Yargı önüne çıkarılmadıkları gibi, başbakan katilleri sorgulayacağına, Roboski’yi soranlara kızıyor.”Tazminatsa tazminatı fazlasıyla ödüyoruz. Ne özrü, yok böyle bir şey, soruşturma devam ediyor…” diyerek kestirip atıyor.  Aynı günlerde vatandaşlarını bombalıyor diye önce kardeşim dediği Beşar Esada, kızmayı da ihmal etmiyor.

Roboski, Kürt tarihinin Türklerle olan ilişkilerinde bir milattır. Tarih, Roboski’yi “Kürtlerin Kerbelası” olarak yazacaktır. Hz. Hüseyin 680 yılında ( Hicri 10 Muharrem 61) yetmiş kişi ile birlikte şehit edildi. Kerbela nasıl ki Hz. Hüseyin ve arkadaşlarını şehid eden Yezitlere  333 yıldır lanet  okuyorsa, Roboski de, ellerine şehid olmuş çocuklarının sağken okudukları Kurânları göğe kaldıran anaların dil ve yüreğiyle kendi cellâtlarını ebediyen lanetlemeye devam edecektir.

Zira “küfür devam eder ama zulüm devam etmez”diye yazar, AKP’li yetkililerin de kendilerini mensup gördükleri dini yani İslami kaynaklarımız. Onun için Tarih Roboskiyi, AKP’nin gerileme devrinin başlangıç noktası olarak yazacaktır.

Çünkü Roboski’ye kadar Müslüman yani dindar Kürtler, Türk devlet yetkilileri tarafından kendilerine bir adaletsizlik, zülüm veya  katliam veya yapıldığında bunu o yetkililerin  kâfirliklerine yorarlardı.

Mesela Şeyh said isyanında,istiklal mahkemelerinde,Ağrı isyanı,Dersim,Piran,Zilan ve M.Muğlalının Vanda 33 köylüyü katlettiği “33 Kurşun”  hadisesi gibi bütün bu katliamları    yapanların müslüman olduğuna inanmıyordu

.Hatta en son 3-4.000 köyünyakılıp,yıkılıp,boşaltılmasına sebep olanları da müslüman saymıyordu Şuna inanıyorlardı: Müslüman’ım diyen biri bu katliamları, bu zulüm ve adaletsizliği yapmaz. Yapamaz. Yapmamalı. Çünkü kendi vicdanlarındaki Allah korkusu bunun olabilirliğine ihtimal vermiyordu..

Ama Roboski katliamıyla somut olarak gördüler ki alnı beş vakit secdeye giden, Cuma merasimleri medyaya yansıyan, ben iyi bir müslümanım diyen ülkeyi yöneten yetkililer de,  bir takım abuk sabuk gerekçelerle çocuklarının katillerini koruyorlar. Katilleri hesaba çekmedikleri gibi maaşlarını da tıkır tıkır ödüyorlar. Korudukları yetmiyormuş gibi, katiller nerede, diyenlere kızıyorlar…O zaman demek ki bu dindarlıkta ve bu din kardeşliği edebiyatında korkunç bir sahtekarlık veya iki yüzlülük var. İşte bunun için Roboski bir miladdır. Bu faciada hükümetin sergilediği basiretsiz tutum daha önce  kendilerini desteklemiş dindar kesimlerde, özellikle dindar kürtlerin iç dünyalarında çok ciddi bir kırılmaya yol açmıştır. Bu kırılma ise ciddi bir sorgulama ve kopuşa yol açmıştır.

Toplumun çoğunluğu, bu cinayeti AKP tasarladı veya işledi diye okumuyor.Neden Müslüman bir yürekle bu masum müslümanların kanlarının hesabını katillerden sormuyor diye, AKP’yi sorguluyor. Çünkü AKP Müslüman olduğunu iddia ediyor.İşte AKP’nin tepesindekilerin ve onlardan ihale kopartma işgüzarlığına yatmış, bir zamanlar sözüm ona “kalem işçiliği, namus ve vicdan işçiliğidir” diyenlerin anlamadığı veya anlamasının işlerine gelmediği asıl nokta budur. 

Bu nokta, yokuş aşağı yuvarlanan minnacık  bir kartopunun yuvarlandıkça kocaman bir Kar d ağına dönüşme potansiyeli gibidir. Çözüme kavuşmamış Kürt sorunu, Dini özgürlükler, Gelir adaletsizliği,Nevi şahsına münhasır-sadece kendine Müslüman, merhametsiz-dindar AKP zengini profili, AKP’nin Türk milliyetçiliğine fazlasıyla çanak tutan yeni söylemi… gibi sorunlarla birleşerek bu hükümetin hem ayaklarını hem de nefesini kesecek bir son getirebilir.

Toplumda,  belki politik hesapları gereği AKP’yi art niyetle veya haksız bir dil ile eleştirenler olabilir. Demokrasilerde bu da olur.Normaldir. Bu ayrı bir şeydir…

Ama kendisini  bir umutla desteklemiş ve canları hala yanmaya devam edenlerin  intizarlarını haksız bulup görmemek,onları azarlar bir tavır içine girmek  sadece körlük ve sağırlıkla izah olunabilir. İşte AKP elitlerinin, muzaffer ekâbir kibrine kapılarak göremediği asıl handikaplar bunlardır.

Yukarıda saydığımız bütün bu iniş çıkışlar ve 10 yıllık kocaman bir mazi de gösteriyor ki, ya AKP’nin,bu ana sorunları insancıl zeminde çözebilecek bir projesi veya niyeti yoktur. Ya da varsa da, birtakım güçlerin korkusundan çözümün yanından bile geçemiyor. Düzenlerinin bozulması korkusuyla bunu topluma da izah edemiyor. Bu nedenle toplumu sürekli bir takım avuntularla oyalamaya çalışıyor. Ve bu oyunu ne kadar sürdürebilirse bunu kendisine kar sayıyor. Üçüncü şık insanın aklına bile gelmiyor. Bilen varsa beri gelsin.

Oysa demokrasileri sağlam toplumlarda halk, başa getirdiklerini götürmesini de becerirler. Başa gelenlerin koltuklarının kilidi halkın yani alttakilerin elinde ise o makamlarda halkın gönlünde taht kurmanın anahtarı da oraları dolduran zevatın elindedir. Ve tarih bize göstermiştir ki,işler bozulduğunda  o zevatların kayıpları her zaman zulm ettikleri  mazlumların kayıplarından  fazla olmuştur. Bizden söylemesi. Vesselam.

--------------

Kaynakça

(1)"http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Demokrat_Parti_(1946)  &oldid=12119522"

 (2) Mezopotamya Ekspresi-s.18-C.Çandar-iletişim yay.2012

(3) Ayn eser s.30

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.