1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Roboskê (Kerbela Kürda Nujen) Faciası, 15 Nolu Sınır Taşı ve Abdur
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Roboskê (Kerbela Kürda Nujen) Faciası, 15 Nolu Sınır Taşı ve Abdur

A+A-
“Onbeş Nolu Sınır Taşı”   Allah’ın arzını bölmektir” 
-Abdurrahman Adıyan,
 
Adil medya. com’da Kadir Bal’a verdiği röportajdan 
 
 
Şiir, konusu ne olursa olsun, hakikati, yani gerçeği bütün açıklık ve vecizliğiyle dile getirdiği zaman, gerçek manada şiir hüviyetini kazanır.   
 
Kuru Laf cerbezeliği veya sıkıcı kelime gevişlenmeleri şiir değildir. Şiir bir bakıma yaşanır yazılmaz. Gerisi hikâyedir. Şiir’e dair detaylara girmeyeceğim. Zira konumuz şiir üzerine bir değerlendirme değil,  daha dün gözlerimizin önünde Roboskide yaşanan bir katliamdır. Ve bu katliamı, gerçeğe en yakın ve en yalın haliyle anlatmış olan bir kitaptır.
 
Roboski katliamıyla, üzerinde şiir yazacak kadar yakından hemhal olan biri olarak, Abdurrahman Adıyanın, 15 NOLU SINIR TAŞI- ROBOSKÊ adlı şiir kitabı,  bir tesadüf eseri bana ulaştı. Bu tesadüfün hikâyesi benimle bir arkadaş arasında özel bir mahremiyet kesbediyor. Ona girmeyeceğim. Bu da bizim hali pürmelâlimizin farklı bir ifadesi. 
 
Roboski katliamı, 500’cü günlerini de geride bıraktı ve bu facianın failleri hala adaletin aydınlığında hesaba çekilmedi. Olayın askeri savcılığa intikal ettirilmesi, üstünün ebediyen örtülmeye bırakılması anlamını da kendi içinde taşıyor. Roboskide yaşanan dram bu minvalde iken.
Ve Kitabın bana ulaşmasındaki özel hikâyesini de eklersek bu kitaba dair birkaç söz söylemek bir bakıma üzerime bir boyun borcu oldu. 
Bütün bunları üst üste koyarak bu kitabı okudum. Bir kutsal metni incelercesine notlar aldım. 
 
işte bu notları sevgili dostlarımızla paylaşmak üzere bu yazıyı kaleme aldık. Yazı son aşamalarında iken, Mazulmder Diyarbakır şubemiz sağ olsun, bizi bu muhteşem anlatımın sahibi olan Abdurrahman Adıyan ile sırf bu kitap için düzenlemiş olduğu imza töreninde buluşturdu. 
 
Kitaptaki sözlerinin sadelik ve samimiyeti sohbetine de olduğu gibi yansıyordu... Her onurlu Sanatçı ve Aydın gibi derdi vardı, Sayın Adıyanın. Derdimizi paylaştık… Yürekten gelen paylaşımlarda bulunduk.
 
Kalemin hakkını vermeyi ve kitabı hak ettiği şekliyle anlatmayı umuyorum. Bir kusur varsa ben acizindir.
 
Zira Roboski Hz. Hüseyin’in yaşamış olduğu Kerbela faciasını, o kutsi ruhların çilesini hatırlatıyor bana yirminci asrın son çeyreğinde, çileli Kürdistan coğrafyasında.
 
Abdurrahman Adıyan hakikati, yani Roboskide yaşanan faciayı ki,bu facia çağımızın güncellenmiş bir kerbela faciasıdır,Kürtlerin ise ikinci Kerbelasıdır,birincisi Halepçi,ikincisi Roboski yirmi ve yirmi birinci asrın son demlerinde.
 
Yirminci asırdan önce yaşanmış Kerbalarını sayamıyoruz, bu hakikat, öylesine net ve berrak bir dil ile işlenmiş ki,sanki şiir falan yazmamış,yaşanan ve yaşanmaya hala devam eden bir facianın karelerini kadraja almış,yan yana koymuş ve bir,iki üç,diye sırlamaya başlamış. Bu da her sanatçının başarabileceği bir şey değildir. İnsan bu kitabı okuyunca bu duyguya kapılıyor.
 
Kitap aşağıdaki hikmetli sözleri kâh girişe, kâh ara başlıklara alarak Roboskiyi, Roboski katliamını işliyor.
 
“mazlumun zalimden hesap soracağı gün, Zalimin zulmünden şiddetli olacaktır.” 
_Hz.Ali 
 
“masumları öldürmenin utancını örtecek bir bayrak yoktur.”
 
- Howord Zin 
 
“bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, orada insanların nasıl öldüğüne bakın.”
_Albert Camus
 
“insanlığın öldüğü yerde kimin nasıl ayakta kaldığının pek bir önemi yoktur.” 
_ Eva Peron
 
Bir de şu dizelerle girizgâh yapıyor Roboskiye dair söyleneceklere.
 
Sözlerimi hunharca öldürenlere, 
Failini arayan mazlum bir halka adıyorum. 
Acı yüklüdür kelimelerim, 
Çünkü o acıyı yaşıyorum.
Bu yüzden duyulunca sözlerim,
 
Yanağında dondurur gülüşünü merhametsizin.
Hesap sormanın isyanına durmuş kalemim.
O kavle and olsun ki 
Haktan ve halktan kopan yürek kurusun.
 
Gri bir kaçakçılık,
Ve kül renkli bir yoksulluğun pençesinde kıvranırken,
Diklenmeden dik durabilen hayata selam olsun.
Denize dair umutlarımız hep ırak,
Dağlar ise lal kaldı yoksulluklarımıza.
Bahara ermeden düşen ömrümüzün dallarına
Ağıtlar yakar analar.
Kirmen eğirirken ya da yün örerlerken.
 
Biz Kürtler, bir Deryayı dert olan coğrafyamızda, derdimizi daha çok söze dökmüşüz. Kılama, strana, Durıka, Çiroka, Kavala, Tenbura, Êrbane’ye, Rıbab’a, Def u Zürne’ye veya Saza dökmüşüz. Sonradan yerleşmiş belleğimize yazı. 
Bu nedenle Naatlar, mersiyeler, ağıtlar, kasideler, kılam veya stranlar yazıdan çok önceleri yer edinmiş iç dünyamızda.
 
Ortadoğu, bir yanıyla insanlığa aydınlığı, kutsiliği, arınmışlık, duruluk ve dürüstlüğü anlatan kutsi kelamlar, kitap ve mesajların taşıyıcıları olan aydınlığın gerçek adı peygamberler, resuller, nebiler ve elçilere ev sahipliği yaparken.
 Öbür yanıyla da kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bir cehaleti, Hz.Hamzanın ciğerini sökecek kadar faşizan bir kabile taassubunu, Hz peygamberin torunları, hakk ve adaletin sesi, ilim, insanlık ve kahramanlığın simgesi olan Hz Âlinin çocukları olan Hüseyin ve arkadaşlarının mübarek başlarını vücutlarından ayıracak kadar saltanat histerisini, yine aynı histeriyle Hülaguların insan kafataslarından tepeler oluşturduğu, nehirleri kandan kırmızıya çaldığı, Timurlenglerin aydınlığı, medeniyeti ve kültürü topyekûn imha etmek için Dicle sularının rengini mürekkep mavisine çaldığı, Kürdistan coğrafyasının hemen her karışında kafatasçı faşizan bir barbarlığın oluk oluk kanlar akıttığı bir yerdir. 
 
Kerbela şehitleri katillerinin de Müslümanlık iddiaları vardı. Roboski ve Halepçi şehitlerini katleden iradelerin de böylesi bir iddiaları var. Ve tarih Kerbela’nın, Halepçinin hesabını bu dünyada Yezit ve onun mirasçılarından sordu. Öbür dünya ise Rabbimizin bilgisindedir. Ama biz şuna kesin kes inanıyoruz ki, o sonsuz kudret sahibi yüce Allah, mutlak adalet sahibidir. Masumların hesabını katillerden ve zalimlerden hakkiyle alır. Ve rabbim soracak o katillere?
Tıpkı Hz.Hüseyinin katillerine sorduğu gibi. Hüseyinin günahı ne idi? Neden öldürdünüz kundaktaki bebekleri?
Rabbim soracak, Kürdistan’ın Roboski dağlarında bu masum insanları bu hale kim getirdi?
Evinde yiyecek bir ekmeği, cebinde okul harçlığı olsun için, Sevdiğine, Nişanlısına bir hediye, anasının gönlünü alsın için. Babasının geçim yükünü hafifletmek için kendi ülkesinde, kendi toprağında, katır sırtlarında, bir dağ yolunda, bir umut ve sevinç kervanı oluşturanlara bu katliamı kim yaptı? Hani nerde Hz.Ömerin adaletini diline pelesenk eden o ikiyüzlü idareciler? Bu mudur sizin adaletiniz? Siz adaleti böyle anlıyorsunuz? Hani siz Kuranı okurken gözlerinizden yaşlar akıyordu. Masumların kanı atkılınca, gencecik bedenleri param parça edilince sizin yüreğiniz donup taşlaştı mı yoksa. Bu yüzden mi masumların en tabii hakları olan adaleti onlardan esirgiyorsunuz. Haklarının üstünü örtüyorsunuz. Hakkın üstünü örtmenin adını çok iyi bilmelisiniz.
Bu tablo ile adaletten söz edenler şunu bilsinler ki bu sözler, tıpkı gökten yağdırdıkları şarapnel parçaları gibi kendi yüreklerinde infilak edecek. Ve o ateş onları ebediyen yakacaktır. 
 
 Roboski masumlarını paramparça eden o katilleri ve o katillere vur emri verenler, iç âlemlerinde ne kadar rahatlar, bunu bilemiyoruz. O güruhun tümü eğer Şişebendi veya Haşhaşşiyun tarikatlarına mensup değil iseler, yataklarında rahat uyumamaları gerekir. Şu ana kadar bir şekilde kendi kendilerini hesaba çekmeleri gerekirdi. Başlarını yastıklarına koyduklarında parçaladıkları insan ve diğer canlıların bedenlerinin parçaları, beyin ve ruhlarını felc ettirmiş olmalıydı. Çünkü vicdan denen olgu, bu olayı normal bir olay olarak bir yere oturtamıyor.
 
Şimdi bu katliamların hangisini tam olarak anlatabilir ki şiir, edebiyat, roman veya destanlar. Demirci Kawa’nın, Kürt gençlerini zalim ve kan içici Dehhakın kirli ellerinden kurtarmak için canı pahasına yakmış olduğu özgürlük meşalesinin destanı mı? 
Kuyulara diri diri atılan insanların hikâyesini mi, hakkı ve hakikati haykırdığı için kafası uçurulan, derisi yüzülen insanların hikâyesi mi?
Hangi şiir veya destan tam olarak anlatabilir Dersimi, Koçgiri’yi, Piranı, Zilanı veya Ağrıyı, Diyarıbekirdeki darağaçlarını. 12 Eylül faşizminin hüküm sürdüğü 5 Nolu zindanda ve muadili olan  diğer zindanlarda yaşananları.
 
Dini mubin, şer-i şerif ahkamının çiğnenmemesi için, Kürdistan’ın özgür geleceği için kıyama  duran piri fani Şehide din u welat,Kürdistan’ın efsanevi ölümsüz alimi  ve kahramanı Şeyh said ve arkadaşlarını hangi destansı dil ile tam olarak aktarabiliriz günümüz dünyasına.
Yine kendi  döneminin ölümsüz kahramanlarından olan kürdistanın  hakk, adalet ve özgürlüğü için ömrünü Kürdistan dağlarında geçiren, uzun yürüyüşler yapan,bin bir ihanet ve cefa ile cebelleşen  Molla Mustafa Barzaniyi hangi şiir tam olarak anlatabilir.
 
Dağ başında veya bir kışlada Kürtçe bir ıslık çaldı. Okulda, sokakta,bir kışlada  veya ıssız bir dağın başında Kürtçe konuştu, Kürtçe bir müzik dinledi diye,.Öz be öz Kürt olan, Kürtçe dışında başka bir dil bilmeyen anne-babası, sözüm ona komutan olan efendilere derdini kibar ve nazik bir Türkçe ile anlatamadı diye bin bir hakarete uğrayan.Yediği dayaklardan kafa, kol ve  dişleri kırılan, yakınlarına insan dışkısı yedirilmeye çalışılan binlerce genç. Ceberut, tek tipleştirici, faşizan bir zulme isyan edip eline silahı alıp dağ çıkmaktan başka bir yol bulamayarak dağlarda gencecik bedenlerini ve bireysel geleceklerini kalleş kurşunlara ve en ağır bombardımanlara veren on binlerce ana kuzusu Kürt gencinin dramını hangi sanat dile getirebilir ki.
 
Onun için Kürdistan tarihi bir bakıma kanın ve gözyaşlarının en fazla aktığı bir ağıtlar tarihidir. Ve şunu belirtmekte fayda var. Kürtler bu katliamla daha önce hiç yaşamadıkları bir şoku yaşamadılar. Çünkü katliamlar artık kanıksanmış onların coğrafyasında. Masum 33 Kürt köylüsünü kurşuna dizen Mustafa Muğlalı katliamının ve tarihe “33 kurşun olayı” olarak geçen olayın bundan hiçbir farkı yok. Roboskinin benzer olaylardan tek farkı dindarlık yanı Müslümanlık iddiası çok fazla ön planda olan bir hükümetin başta olduğu bir zamanda gerçekleşmesi. Ve bu hükümetin dindarlık sfatına denk düşen bir duyarlılık ve hassasiyetle bu olayın üstüne gitmemesidir. Bunun dışındaki her şey çok tanıdık geliyor kürdün hafızasına.
 
Roboski için bir yıl öncesi şunları yazmıştık.
 
Yazık, üzüldüm. İnansam aklımı yemişim demektir. Roboski katliamının üzerinden kocaman bir yıl geçti. Ülkenin, her türlü imkâna sahip, başbakanı dün akşam tv’lerde Roboski hakkında hala net bir bilgiye sahip değilim… Askeri ve sivil yargının kararını bekliyorum diyor. Kararda kusurumuz varsa özür dileyebilirim diyor.
İkinci yazık. Başbakan, Roboskiyi gündemde tutanlar, Başbağları, Antepi, Güngöreni, Siirti, Hakkariyi, Bingölü… Göremiyorlar, diyor. Ona özel olarak giden kasıtlı ve kısıtlı bilgi böyle.
Oysa tam tersine toplum hem bunları hem de Roboskiyi çok iyi görüyor. Hepsini çok menfur bir terör cinayeti olarak görüyor. Acı olan insanların bir güven yurdu olarak baktıkları devletin kendi uçaklarıyla 34 vatandaşını öldürüp terör yapan bir şebeke haline düşmesidir.
Ve sağır sultanın bile çözdüğü bir olay hakkında ülke’nin en yetkili ağızlarının hala kem küm etmeleridir. Biz güvende değiliz. Allah hepimizin yardımcısı olsun.
 
Bir buçuk yıl sonra ise şu noktadayız.
Roboski Katliâmı'nın üzerinden bir buçuk yıl geçti. Failler bütün açıklığı ile ortada. Roboski şehîdleri şu anda Allâh'ın katında. Aileleri hakları olan adaleti devletten değil artık Allâh'tan bekliyorlar. Çünkü devletin hakka uygun bir adalet dağıtmayacaklarını çok iyi biliyorlar.
 
Evet, Adıyan bu katliamlar serisinden sadece Roboski üzerinde yoğunlaşıyor. Ve Roboskiye şahitlik etsin diye konuşturulmadık hiçbir şey bırakamıyor. Yeryüzünde var olan hemen her nesneyi konuşturuyor. Her imgeyi dillendiriyor. 
 
Su. Güneş, dağlar, taş, kuşlar, katırlar, katır nalları, sınır taşları, kar, kan, battaniye, Traktör, römorku ve tekeri, yol. Mezar, ölüler, kâğıt para ve tabut ve hayat ve ölüm.
Ve yoksulluk ve yoksunluk ve kaçakçılık. Ve sınır. 
Zorbalıkla. kan ve göz yaşı, dikenli teller, ağır kara mayınları ve kahpe bombardıman uçaklarıyla korunmaya çalışılıp ,masum insanların kan ve bedenleri üzerinde oluşturulmuş.Kürtler olarak canlarımızı., İnsanlığımızı, dirlik düzenimizi Aile, millet, kültür,vatan bütünlüğümüzü  ve dindarlık pastasını kimseyle paylaşmak istemeyen  kimilerinin ise  iman bütünlüğünü  param parça eden sanal, ucube ve insanlık adına  bir an evvel yıkılması,kaldırılması gereken bir sınır. Ve onların katil olan taşları ve gözü dönmüş bekçileri.
Ve kardeşlik, aah!.. İçi bin bir hile ve dalavere ile doldurulmuş, kardeşin bedenini param parça eden, ocağına incir ağacı diktiren eşini dul çocuklarını yetim bırakan, varını yoğunu talan eden can düşmanımın bile başına konmaması gereken katil bir kardeşlik.
Biz sözü hiç uzatmadan Roboski, Çağdaş Kürt Kerbelası Faciasının Hakikatini dile getiren dizelere bırakalım. Adıyanın kalemine ve yüreğine sağlık. Rabbim böylesi faciaları hiçbir yerde yaşattırmasın. Söz dizelerin efendim. Yazdıklarımızdan daha ötesini merak edenler Adıyanın mezkur kitabını ivedilikle edinmeliler. Hoşça kalın. Zatınıza hoşça bakın efendim. Rabbim hiçbirimizin yüreğindeki adalet terazisinin ibresini bozmasın. Ve masumların ahını ve hakkını zalimlerde bıraktırtmasın.
 
Ömrümüzün zemherir kışlarına,
Kaçağa kurgulu yarınlarına, 
Dağlar kurşunlaştıkça buğday tükenir,
Şekerde tükenmişse kaçağa yol görünür.
 Köylüyü fukaralığa mecbur kılan utansın,
Mevsimi ne önemi var ferah değilse hayat
Sınır tanır mı yoksulluk?
Yoksulluğu burada tutan üniforma utansın.
 
Üstü başı yırtık ocağı tutmuyorsa,
İki yakası kavuşmuyorsa bu halkın,
Şişkin mideli, marka giyimli erkan utansın.
Kaçak değil açık bir dünya istiyor bu halk,
Bir yol göster tanrım bir yol,
Ruhla beden barışık,
Kaçakçılık ve yoksulluk tarihte kalsın.
Katırla kaçakçılar, katık katarlar kazanı,
Diri adımlarla katırda bilir yokluğu,
Biz bıyığı yeni terlemiş kaçakçılar,
Yarenlik ederiz gece boyu nal sesine.
Ekmeğimiz maceraya dönse de,
Kaçakçılık ekmek davamızdır, 
Sonu ölüm olsa bile.
 
Bu dağlarda, yüksek ovalarda, yaylalarda.
Birileri gelsin dersin şifasın isterim.
İnsan ayaklarına, katır nallarına,
Köpek havlaması, kurt ulumasına,
Ve hatta çakala alışıktır bağrım.
Lakin sineme pençe atan,
 Kuşlara alışık değildir çelik kuşlar yabandır bana.
 
Yarın bağrımı, cevherler çıkarım,
Deşin beni eşin beni,
Madenden ve mayından seçin beni,
Kurşunlarınızı uzak tutun benden,
Ben cevher doluyum anlayın beni,
 
Sarp kayalarda sinsidir ölüm duyarsın,
Fakat hem de ülkenden ensene
Bomba yağacağına asla düşünemezsin.
 
Karın sesinde gam var,
Alır şairden sözü dile gelir kar,
Fütursuz değilim üzerime dökülen kara,
Gül şarabı, Antep pekmezi sanmayın.
Dağı çarşaf gibi saran bembeyaz karı,
Alkanlara boyayanı da el sanmayın.
 
O gece toprak yandı ben nasıl dayanayım.
Eridim, yandım, kömür gibi karardım.
On beş notu sınır taşıyım bu hudutta,
Seksen altı yıldır yaşarım burada,
Sağır ve dilsizim kaçakçılar savuşurlar yanımdan,
Ne dost bilirler beni ne de düşman,
Gözlerim yoktur ama bilirim,
O gün yanı başımda kanlar içinde otuz dört insan 
Elliden fazla katır,
Yanarlarken cayır cayır,
Bir ben şahidim bir de ay ve yıldız,
Keşke gözlerim olaydı Allahım,
Gözlerim olaydı ağlayaydım.
 
Tüysüz yetim hakkına kervan yolundaydım,
Katırların sırtına sarınırdım ilkin,
Minderi yorganı olurdum kaçakçının,
Kefen olmak düştüyse bahtıma,
Vay bana vaylar başıma,
 
Burnumuzdan fitil fitil getirir hayat kavgası,
Bir mayın ya da hain ölümü kelepir kılar,
Geleceği dünden kaçtığı,
Talihin firar ettiği bu coğrafyaya bir ben dayanırım.
Gece kana boyandı, kar dahi kan içti.
Demir kanatlı kuş insana ömür biçti.
 
Teyyare miyim, kanadım mı var benim,
Ah ah! Lanet olası tekerleklerim 
Nasılda battınız balçığa,
Can verdi koynumda on iki can.
 
Güneş onu tanır mı?
Ayın umurunda mı sınır,
Rüzgâr tınmaz bunlara,
Gümrük eser durur,
İnsana, nimete sınır olur mu tanrım.
Ölüm herkesin anlına bir kez işlemiştir.
Burada halk ölüp ölüp dirilmekle fişlenmiştir. 
 
Beyaz tepeden kanlı gözyaşlarıyla indiler.
Cenaze korteji traktör romork ve katırdan
Geçtiler orta sudan, 
Yüreklerin ortasından.
Börtü böceğin boynu bükük,
Derviş sessizliğe bürünmüş babalar,
Ben delirmeyeyim de neyleyeyim.
 
Demir tırnaklarla yardılar yüzümü,
Gömdüler ömrümün baharında otuz dört fidanı,
Tabakalar açıldı tütünler sarıldı,
Duman gibi miydi otuz dört canı vuranların imanı.
 
Ne ekmeğin ne tuzun tadı var bugün,
Her şey lal kesildi,
Bağrıma otuz dört mezar deşildi.
Ey sabrın sınırını aşan ölüm,
Adım roboski mezarlığı,
Tarihin ayıbına zorunlu ev sahibiyim.
Bağrıma otuz dört ateş yanar.
 
Kuş sesi mi uçak sesi mi?
Ne kadını hal hal takar,
Ne de katırı çıngırak 
Görmedim çobanımda kaval.
Duymadım hoyrat 
Yok, uçak homurtusundan top sesinden,
Irmağın şarkısını dinleyecek dingil hayat.
 
Ansızın kuş uçsa, Yel esse, yaprak düşse, 
Dağlar delik deşik kurşunlanır. 
Hiç kimse ölmezse dağlar dağlanır. 
Dağın derdine insan nasıl dayanır.
 
Onurunu ölümün sınırında devşiren,
Ekmeğini dağdan taştan çıkaran,
Cesur, yiğit, mangal yürekli Kürt genci,
Onların bir teki bile hiçbir zaman olmadılar 
Ne düzenbaz ne de dilenci.
 
Zalime kurşun dayanmıyor,
Mazluma can, 
Kurşun kalemi tükense de şairin,
Yüreği her zaman bakidir. 
 
Dünya acımıza ağladı tuttu yasımızı,
Kuşlar bile ayrılmadı kabristandan,
Ne sultan varır ne vezir yanımıza,
Gözyaşı bombadan daha güçlüdür Allah katında.
 
Bizim darı ambarımız yok ki karınca yuva yapsın,
Karınca kararınca bildiğimiz,
Tek şey kaçakçılıktır. 
 
Kuşlardan çok uçar tayyareler,
Burada ölüler bile rahat uyuyamazlar.
 
 
Kanımıza mikrop gibi işlemiş değil fakirlik,
Bize sonradan reva görülen bir mahpustur.
Sapan taşı atıp kuş avlanamadım,
Demir kuşlar kanatlarında saçtılar ölümü.
 
Yüreği hançerli uyuyamaz,
Yokluk cirit atarken, açlık sınır tanımaz,
Hayatın bileği demirdendi, ben küçüktüm,
Yenilgiyi canımla ödedim.
Yaşımız küçük derdimiz büyük,
 
Bugün ana dilde konuşmayı ve yürümeyi,
Yarında ekmek peşinde koşmayı öğreniriz. 
Ele avuç açmayı bilmeyiz, ölümüne didiniriz.
Başımız hep sınır boylarında,
Erdemli insanın ruhunun nemidir gözyaşı,
Bu nedenle erken büyür erken ölürüz.
 
Anam kalın kalın giydirir,
Kalın döşekler sererdi altıma,
Oğlum üşümesin diye.
Ah anacım fakirlik adamı dondurur.
Sıcak alkanlar bile donmuş yanağımda,
İşte geldim on dördünden biraz eksik,
Gidiyorum bu fani dünyadan.
 
Roboski de o gece hiçbir çocuk ölmedi.
Hepsi öldürüldü bu böyle biline.
 
Su çıkmaz yerde bir ara kapıdır sınır.
Kaçakçılık, mayın ve ölümle akrabadır,
Kırmasındı kol kanadını yokluk.
Basmaya görsün biri mayına, 
Mıknatıs kesiliriz,
Biraz kaçakçı biraz kahramanız.
Ekmeğimizi ölüm burcundan alırız.
 
Yokluk bir çocuğun tırnağı gibi uzar,
Tırmalar kedi gibi her yanımı.
 
 
FISILTI
Ankara’da 
Eğri bir kütükten, ıçkınlanmış
Bir kavak ağacının iki yaprağı söyleşiyordu.
Birinci yaprak: 
Zaten kaçakçıydılar, hem suçluydular,
“ölmeseydi yargılanacaklardı.” Dedi.
Öteki yaprak: 
Kan parasından fazlasını verdik,
Seslerini kesip otursunlar, 
Sabah akşam Uludere deyip durmasınlar.
 
El insaf Beyim,
Adaletiyle müsemma Ömer’in
 Makamını işgale öykünen beyim
Biz adalet istedikçe dipçik gösteriyorsun.
Rakamları sıralayıp, ardından özürse özür,
Tazminatsa tazminat diyorsun.
Kamçılıyorsun isyanımızı,
Yüreğimiz paramparça,
Bizi rakamla eşyayla eş tutuyorsun yetmez mi?
Şimdi benim ağıdıma senin kâğıdın mı?
Senin o kâğıt paraların ki 
Yüreğimizi paralar.
Onlar değil, ne kuzen ne haldeş ne de kardeş.
 
Senin olsun gayri o kirli,
Ve kanlı paralar.
Al şu parayı kanını yıka diyorsun,
 
Ab-ı hayat olup da Kevser ırmağından aksa,
Katamaz canımıza bir tek can,
Kevser dahi temizlemez
 irin ve kan kokusunu,
 
Şu para ancak eli kanlı vampirlere yakışır.
Ey ehli din kardeşim,
Hakkımızı biz değil de ecnebi mi savunsun,
Allahtan korkmazsın da kuldan mı utanırsın.
Son sözümüz,
Para pulla bizi avutmayın beyim,
Bir Fatiha yeterdi unutmasaydınız insanlığınızı,
İşimiz yoktur parayla,
Adalettir tek dileğimiz,
Nerede o mümin kalbiniz,
Nerede merhametiniz.
Kem sözlerle yaralamayın,
Soğutmayın halkı,
Mert olun, biraz mert konuşun,
Kesin artık tıraşı,
Sizinki kırık taraklı berberin tıraşı.
 
***
 
(*) Şair-yazar Abdurrahman Adıyan kimdir?
 
1964 yılında Van'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Van’da tamamladı. Küçük yaşlardan itibaren terzilik mesleğini sürdürdü; uzun yıllar terzilik yaptıktan sonra, imalata yöneldi. Hazır giyim sektörünün çeşitli kademelerinde ticari faaliyetlerde bulundu.
Kırk yaşından sonra okumaya karar verdi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Gevaş Meslek Yüksekokulu Muhasebe bölümünü bitirdi.
Şiir ve yazıları, yerel ve ulusal gazete ve dergilerde yayınlandı. Dünyada Van, Şarkyıldızı, İkinisan, Vansesi, Şehrivan, Prestij, Bölge, Pusula, Özden(Bursa), Adana Mesaj, Mudanya’nın Sesi(Bursa) ve Güneydoğu (Siirt) gazetesinde, Ay karanlık, Ay vakti, Alabanda, Aralıklar, Ada dergisi, Bir Nokta, Beyazgemi, Hazan, İpekyol, Tamara, Taşra Edebiyat ve Yitik Düşler gibi sanat ve edebiyat dergilerinde yayınlandı.
Van'da çıkan Hazan dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 2007 yılında Van’dan ayrılarak Bursa’nın Mudanya ilçesine yerleşti.
Adıyan, uzun yıllardan sonra kadîm mesleğine geri döndü. “İğneyle kuyular kazdım yusuf’a ulaşamadım” dediği kuyuları kazmaya devam ediyor. Sanat ve edebiyat çalışmalarını ise büyük bir titizlikle sürdürmektedir.
 
ESERLERİ
Düşlerim özgür olsaydı /deneme 2004 /çağdaş ofset
Yedi harf yalnızlığı /şiir 2005 / elma yayınları
Üç noktaya adanan sözler / deneme 2008 / cevahir yayınları
Aşk Kırmız Ayrılık Sarı /deneme 2010
Sündüs Döşeği / şiir 2012 / okur kitaplığı yayınları
Onbeş Nolu Sınırtaşı-ROBOSKÊ / şiir 2012 / stigma yayıncılık
 
-------------------------------------------
 (*) Adil medya.com. Kadir Bal röportajından
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.