1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Referandum ve Müzakere
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Referandum ve Müzakere

A+A-

Türkiye halklarının en temel iki probleminin din-devlet ilişkileri ile Kürd sorunu olduğunu belirtmiş ve birinci soruna ilişkin değerlendirmelerimi 'Din-Devlet İlişkileri ve Yeni Anayasa' başlığı altında fitrat.com'da yazmıştım. Bu makalede ikinci sorun ele alınacaktır.

Kürd sorununun tanımına, nedenlerine, tarihçesine, sonuçlarına ve çözüm niteliğine ilişkin düşünme ve pratik adımlar atma safhalarında iki konu üzerinde dikkatlice durmak gerekir. Bu iki konu, Kürd sorunu ve PKK meselesidir. 

Kürd sorunu asıl, PKK sorunu fer'idir. Kürd sorununun tarihçesi, nedenleri ve talepleri dikkate alındığında, bu sorunun kaç asra uzanan tarihi bir derinliğe sahip olduğu, PKK'nin ise bu tarihsel süreç içinde otuz yıllık bir zaman diliminde tezahür eden sonuçlardan biri olduğu görülecektir. Kürd sorunu, kendi içinde PKK meselesini de içermektedir ama bu iki konu birbirinin aynısı değildir; birbirinden bağımsız da değildir. İki sorun birbirinin aynısı değildir; çünkü Kürd sorununun tarihi derinliği, siyasi coğrafyası, değerler manzumesi, talepleri, izlediği yöntemler ve içerdiği çeşitlilik bakımlarından PKK'nin çok fevkinde ve farklı bir konudur. İki sorun birbirinden bağımsız değildir; çünkü PKK, Kürd sorununun çözülmemesinden neş'et eden, sorunun çözümünü isteyen ama bu süreçte Kürd sorununun ve Kürd halkının değerleri, tarihi birikimi ve talepleriyle farklılaşan ve hatta önemli ölçüde zıtlaşan bir yapıdır.

İki sorun arasındaki ilişkinin mahiyeti dikkate alındığında birini diğerine indirgemenin veya birini ötekinden tamamen bağımsız düşünmenin yanlış olacağı açıktır. Kürd sorununu PKK'ye indirgeme yanlışı, devletin uzun yıllar bilinçli bir politikasıydı. Temel sorunu gizlemek ve görmezlikten gelmek için meseleyi basit bir terör sorunu olarak görmek işlerine geldi. Bu yanlışı bırakmak isteyen AK Parti iktidarı da ikinci yanlışı işleme durumuna düşmüştür. Kürd sorununu kabul eden hükümet, PKK'yi bu sorundan tamamen bağımsız bir gelişme olarak ele almaya çalışıyor. Hükümetin bu yanlışa düşmesinde, PKK'nin Kürd sorununu kendisiyle özdeşleştirme politikalarının payı önem arz etmektedir. Çünkü PKK de Kürd sorununun kendisi ile özdeşleştirilmesini, kendisine indirgenmesini istiyor ve sorunu bu mahiyette ortaya koyuyor. Hükümet de tepki olarak PKK'yi Kürd sorunundan ve bu sorunun çözüm sürecinden tamamen dışlamak istiyor. MİT-PKK görüşmelerinin tıkanmasında iki taraf arasındaki bu yanlış algılama ve tanımlamalar etkili oldu ve tarafların yanlıştaki ısrarı olayları tırmandırıp Silvan ve Çukurca baskınlarına ve Güney Kürdistan'a askeri hareket yapılmasına yol açtı. Sonuç; silah sesinden, kandan, göz yaşından ve öfkeden dolayı kimse kimseyi işitemeyecek bir süreç yaşandı.

Daha sakıncalı olan durum ise, çatışmaların devamının Kürd halkıyla PKK'yi eşitleme algısının yaygınlık kazanması veya PKK sorununun Kürd meselesini gölgelemesi riskidir.

PKK, 'Kürd meselesinin tek temsilcisi benim ve benim muhataplığım üzerinden sorun çözülmeli' ve devlet de 'PKK, Kürd sorunundan ayrıdır, siyasi çözüme evet, terörle savaşmaya devam' dediği sürece bu sorun can almaya, kan almaya ve bütün halklara zarar vermeye devam edecektir. 

Sorun nasıl çözülebilir? 

Bir sorunun çözümünde sorumluluk dağılımı, tarafların elinde bulundurduğu güç ile doğru orantılıdır. Sorunu çözmek için kimin gücü daha çoksa, o daha çok sorumludur. Devletin imkanları ve gücü daha çok olduğuna göre, sorunun çözümünde sorumluluğun büyük payı devlete düşmektedir.
Devlet, mezkur iki sorunu iki ayrı muhatap ile çözebilir. Çünkü birbiriyle bağlantılı sözü edilen iki sorunun muhatapları bellidir.

Devlet, Kürd sorununu Kürd halkıyla çözebilir. Bu temel sorunun çözümü için Kürd halkından daha iyi bir muhatap olamaz. Fiili durumda bütün Kürd halkını katılımcı ve adil bir şekilde temsil eden Kürd Danışma Meclisi gibi bir yapı olmadığı için izlenebilecek en sağlıklı yol, referandumdur.

Bütün Kürd illerinde halkın temsilcisi sayılabilen STK'lar, partiler, cemaatler, şahsiyetler, aydınlar, düşünürler ve alimlerle görüşülerek halkın talepleri alınır ve bu talepleri karşılayacak bir anayasa paketi hazırlanarak Kürd illerinde/Kürdistan'da referanduma sunulur. Referandum'dan evet çıkarsa, PKK dahil hiç kimsenin Kürd meselesiyle ilgili meşru bir tabanı ve dayanağı kalmaz. Referandumdan hayır çıkarsa, paketin içeriği tekrar gözden geçirilir ve taleplerin karşılanmasını sağlayacak hale getirilir ve yeniden referanduma sunulur. Bir şekilde devlet ile Kürd halkı, referandum yoluyla orta bir yolu bulur, bulmak zorundadır. Devlet ile bir halkın anlaşmasının tek ve en doğru yolu o halkın taleplerini karşılayacak anayasal değişimleri referanduma sunmaktır.

Bir halkın gerçek taleplerini ölçmenin ve karşılamanın yegane yolu olan referandum gibi bir imkan varken, bu imkanın kullanılmamasının hiçbir makul izahı olamaz. Türkiye dahil bir çok devletin yaşadığı temel sorunlar bu yöntemle barışçıl, kansız ve bedelsiz olarak çözülebilirken, aksi yollar tercih ediliyor ve taraflar ağır bedeller ödüyor. En son ve çarpıcı örnek Kaddafi ve Libya'dır. Eğer halk ayaklanmaları başladığında Kaddafi, kendisinin istenip istenmediğini referanduma sunsaydı ve sonuçlarını kabul etseydi, ne Libya bu kadar yıkıma maruz kalır ne de kendisi ve ailesi helak olurdu. Bugün ailesiyle birlikte bir başka ülkede insan gibi yaşamına devam edebilirdi. Aynı durum Suriye için de geçerlidir. Halkın ne istediğini referandum yoluyla öğrenip gerekeni yapacağına şiddete başvuruyor ve meçhul bir akıbeti yıkım eşliğinde bekliyor. Türkiye'nin durumu Libya ve Suriye gibi değildir ama bu ülkenin çözemediği ciddi ve daim bir Kürd sorunu vardır.

Türkiye de doksan yıldır Kürd sorununu kansız, acısız, ölümsüz ve barışçıl bir şekilde referandum yoluyla çözebilirken büyük acılara yol açan yanlış ve haksız yöntemlere yönelmekle hiç de iyi bir yolu tercih etmiyor durumdadır. Oysaki halklar, en iyi kararı verebilecek tek merci konumundadır. Kürd sorununun varlığı kabul edildiğine ve PKK'nin de Kürd halkının tek ve meşru temsilcisi olarak kabul görmediğine göre, yapılması gereken en doğru ve akılcı iş, Kürd halkına doğrudan başvurmaktır. Halkın ekseriyetinin görüşü, herkesi bağlar. Ulusal ve uluslar arası düzeyde meşruluğu tartışılamayacak tek karar, halkların verdiği karardır. Kürd halkıyla Türk halkının kardeş olduğuna inanılıyorsa neden referandumdan korkulsun? Kardeş olan halklar, kardeşlik hukuku sağlandığında kardeşliğe aykırı bir karar almaz. Neden korkuyoruz? Devletler, halklar için varsa, devletler neden halkların kararından korksun?

Halklar kardeş ise, korkulacak bir şey yok, halklar kardeş olmadığına inanıyorsa, yapılacak bir şey yok demektir. Her iki durumda da kan dökmenin veya kanın dökülmesine imkan vermenin anlamı yoktur. Ama herkes biliyor ki, her iki halk kardeş olarak bir arada yaşamak istiyor. Van depremini müteakiben ülkenin dört bir yanında ilgi, paylaşım ve yardımlaşma cihetinde somutlaşan söylem ve pratikler de birlikte yaşama olan kuvvetli ilginin bir göstergesidir. 

Devlet aynı zamanda PKK ile de anlaşma yolunu samimice denemek zorundadır. PKK'yi silah bırakmaya, siyasal sürece katılımını sağlamaya dönük ciddi bir müzakere süreci yoluyla neticeye ulaşılabilir. PKK ile ilgili de aslında muhataplık sorunu yoktur. Öcalan, artık elinde silah olan veya doğrudan silahlı bir örgütü yöneten konumda değildir. O, on yıldır cezaevinde olan siyasi bir tutsaktır. PKK sorununu çözmek için onun muhatap alınması en doğal ve akılcı olanıdır. Öcalan'ın ev hapsine alınması, etkisini göstermesi için kendisine gereken imkanların tanınması, PKK sorununun çözüm sürecini başlatır. Eğer PKK ve yan kuruluşları böyle bir durumda Öcalan'ı dinlemez ise, Öcalan sıradan bir mahkuma dönüşür, muhatap olmadığı ortaya çıkar ve başka bir muhatap aranır. Eğer PKK ve yan kurumları Öcalan'ı dinlerse, Öcalan üzerinden PKK sorunu çözüm yoluna girer.

Devlet, milletin çıkarının söz konusu olduğu yerde devlet gururunun ve kibrinin arkasına sığınamaz. Akılcı ve milletten yana davranmak zorundadır. Öcalan'ın ev hapsine alınarak müzakerelerin yapılması ya çözüm sürecini başarıya götürür veya Öcalan'ın hiçbir etkisinin olmadığını gösterir. Her iki netice de Öcalan'ın ev hapsine alınarak kendisine imkan tanınmasına fazlasıyla değer. Eğer PKK, Öcalan'ı dinlemeyecekse, Öcalan tekrar eski yerine gönderilebilir. 

Bu iki çözüm yolu eş zamanlı uygulanabileceği gibi, farklı zamanlara da alınabilir.
Gerçekte hem Kürd sorununu hem de PKK sorununu çözmek için yol tıkalı değildir. Üstelik bu iki sorunu birbirinden ayırt ederek çözme imkanı vardır.

Yeni anayasa sürecinde bu iki adım birden atılabilir. Kürd sorunu ya yeni anayasa içinde çözülerek genel referanduma gidilir veya Kürd sorununa ait özel düzenleme Kürdistan'da referanduma sunulur.

Hükümet bu cesareti gösterebilmelidir. Kanın durması için, canların yanmaması için, halkların kardeşliği için, ülkenin salahı ve refahı için bu cesur adımı atması gerekir. Sorumluluğu da bunu gerektirir. Aksi halde çatışmalar bitmeyecektir. Çünkü bölgesel gelişmeler ve Türkiye'nin yeni konumu ve durumu, Batıdan Doğuya bir çok ülkenin bu iç savaşın sürmesi için çaba sarf edeceği bedihidir. Silahlı mücadele veren PKK de diğer tüm silahlı örgütler gibi yardım edenlerin amacını ikinci plana iterek kendisine uzanan hiçbir yardım elini geri itmeyecektir. Uluslar arası siyasette kalıcı dostluklar olmadığına ve rekabet söz konusu olduğuna göre, dost gözüken bir çok ülke el altından bu savaşın devamına yardımcı olacaktır. Bu gerçekler dikkate alındığında, yapılması gereken şey, içeride çözüm aramaktır. Savaşı şiddetlendirerek dış ülkelerin katkıları önlenemez. Dış ülkelerin müdahalesi, sorunun içeride çözülmesiyle akamete uğratılabilir. Duvarınızı cam yerine taştan yaparsanız, atılan taşların hiçbir etkisi olmaz. Duvar camdan kaldığı sürece taş atılır ve camlar dökülür. 

İç ve dış sorunların beslediği dökülmelerin, kırılmaların ve çatışmaların yol açtığı iç kanama ile meşgul iken deprem felaketiyle yüzleştik. Aslında bu elim felaketin rahmete vesile olabilecek yönünden yararlanabiliriz. Zayıflamış gibi gözüken kardeşlik duygularını pekiştiren ve daha güçlü bir şekilde açığa çıkaran Van depreminin oluşturduğu pozitif ortamın kadrini bütün taraflar bilmeli ve halkların gösterdiği ilgiden ders alarak insanların değerini kendi politik çıkarlarının önüne alma erdemliliğini gösterebilmelidir. Devlet ve PKK, halkı esas görüyorsa, ön şartsız ve kayıtsız olarak hemen silahları susturmalıdır. Referandum ve müzakere çağrıları ancak silahların sustuğu bir ortamda duyulur ve üzerinde düşünülür.

Yeni anayasa sürecinin işleyeceği bu dönemde kardeş halkların arasına daha büyük fitne girmeden, birbirimizi ve kendimizi kaybetmeden devleti ve PKK'yi akılcı ve barışçı yollara zorlamamız gerekiyor; devletin referandum ve müzakere yoluyla sorunun çözümünde öncü olabilecek rolünü unutmadan.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.