1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Referandum Sürecinde DOSTLUK MU? DÜŞMANLIK MI?
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Referandum Sürecinde DOSTLUK MU? DÜŞMANLIK MI?

A+A-

 

 

Görünen o ki, 25 Eylül 2017 Tarihinde Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından bir referandum yapılacaktır. Bu referanduma olumlu bakanların olduğu gibi; elbette ki olumsuz bakanlar da vardır. Bu referandumu gerek bölge dâhilinde ve gerekse bölge dışında çok yakından takip eden kimselerin olduğu gibi; yine bu referanduma art niyetle yaklaşıp ortalığı karıştırmak ve zaten istikrarsız olan bölgeyi daha da büyük istikrasızlıklara sürüklemek isteyen kimseler/kurumlar/devletler de vardır!

 

Bu referanduma; söz konusu referanduma katılıp, hür iradesini sandığa yansıtmak isteyen mazlum halktan daha çok, “leş kargalarının” iştah kabarttıklarına da şahid olmaktayız! Bu leş kargalarının başında elbette ki Küresel müstekbirler, küresel büyük şeytan ve siyonist çete devleti gelmektedir. Zaman zaman Avrupa devletlerinin, büyük şeytanın, Siyonist çete devletinin arasında referandum ile ilgili olarak uyumlu bir koro şeklinde tezahüratlar geliyor olsa da; hassaten Kürdistan’ın ve genelde de ümmetin servetine daha rahat konabilmek, İslam ümmetini daha da esaret altına alabilmek noktasında çıkar çatışmalarına sahne olduklarına da şahid olmaktayız! Bu zalim ve zalim oldukları kadar da sinsi olan istikbar lejyonlar; bir asrı aşkındır paramparça ettikleri ümmeti, her yönüyle soyup soğana çevirdikleri yetmiyormuş gibi; Kürdistan referandumunu fırsat bilerek, daha da soymaya, sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirmeye yeltenmektedirler! Bu sinsiliği mutlaka görmek zorundayız!

Müslüman halklar olarak bizler, bu çetelere “yeniden ve yineden” mahkûm olmamak, esir düşmemek için neler yapmalıyız? Bu noktadan hareketle elbette yapılması gereken çok ama çok önemli işler, uyulması gereken kurallar vardır. Bu iş ve kurallar ayrı bir yazının konusu olacak kadar kapsamlı ve de önemlidir! Yine de kısaca şu noktalara parmak basmak istiyorum:

1- Her hal ve durumda bu referandum yapılacaktır. Bu referandum, aslında Müslümanlar açısından bir kardeş halkın asırlık gecikmiş/geciktirilmiş/ihmal edilmiş fıtri haklarına kavuşmasının çabasıdır! Osmanlı’nın yıkılmasıyla beraber ümmet, zamanın müstevlileri ve müstekbirleri tarafında darmadağın edilirken; İslam ümmetini oluşturan halkların arasındaki birliği, beraberliği yok edebilmek adına her bir İslam halkına muhtelif uyduruk devletler kurdururken; hassaten Kürt halkına devlet kurdurmadılar. Dahası, Kürtleri üç devlet arasında pay ettiler. (Türkiye, Suriye, Irak. Zira İran’ın sınırları daha eskilere dayanmaktadır!)

2- Şu anki Irak toprakları üzerinde “resmi” olarak yeni bir Devlet doğmaktadır. Bu resmi olarak oluşmakta olan devlet, aslında gayri resmi/fiili olarak onlarca yıldır var olmuştur. Sadece ismi konulmamış, resmiyet kazanmamıştı. Bu oluşum, Müslüman halklar ve civar devletler tarafından istikbarın insiyatifine/keyfine bırakılmamalıdır. Eğer bu oluşumu başta Türkiye olmak üzere, kardeş halklar ve civar devletler sahiplenmez, iyi ilişkilere girmez, kardeş olarak telakki edilmezse, istkbarın kucağına itilmiş olunup; tam anlamıyla istikbarın cirit atma alanı olacaktır. Ki bu cirit atmalar; sadece Kürdistan ile sınırlı kalmayacak, zamanla bütün bölge halklarını/ülkelerini içine alacak şekilde genişleyecektir. Aynen 20. Yüz yılın ilk yıllarındaki kaosu, curcunayı, kıyımı bizlere tekrarlattıracaklar. Belki de uzun yıllar devam edecek olan ve kendilerine karşı köle olarak kalmaya bizleri tekrar mahkûm kılacaklar. Haliyle Müslüman halklar arasında tekrardan asırlık düşmanlıklara, kavgalara, kıyımlara yol açacaklar. Çünkü şimdiye kadar Müslümanların gafil düşüp, istikbarın ayak bastığı her yere düşmanlık tohumları serpilmiş, bu yerler kan gölüne dönmüş ve dönmeye de devam edecektir.

O halde başta Türkiye olmak üzere, civar devletler, en güzel şekliyle yeni doğmakta olan bu kardeş halkının devletiyle kardeşlik ve komşuluk ilişkilerini henüz yolun başındayken, en kısa zamanda ve en güzel şekilde başlatmalıdırlar! Bu kardeş halkı ve de doğmakta olan devleti asla yalnızlığa itmemeli, küffara/istikbara teslim etmemeli ve derdiyle hemdert olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, böyle bir ilişkinin kurulup pekiştirilmesi; bölgedeki bütün kardeş halkların sağlam ve sağlıklı bir geleceğinin güvencesi, çimentosu olacaktır.

3- Yine başta Türkiye ve İran olmak üzere komşu ülke ve halklar, bu referandumun en sağlıklı şekilde yapılmasına yardımcı olmaları gerekmektedir. Zira bu devletler ve halklar yardımcı olmazlarsa; İsrail, ABD, Almanya, İngiltere gibi dost(!) ülkeler bütünüyle işin içine girmek için can atmaktadırlar. Şayet onlara meydan verilecek olunursa; bölgedeki pek çok ülke ve halklar olarak hepimizin ruhuna “fatiha” okumaya hazırlanmamız gerek demektir! Büyük şeytan ve menfur yandaşları en küçük bir fırsatı dahi, kendi çıkarları doğrultusunda ve ümmetin aleyhine kullanma nöbetinde oldukları asla unutulmamalıdır! Kaldı ki; buradaki Müslüman halklar, nice asırlardır kardeşçe ve yan yana yaşaya gelmişlerdir. Ta ki; bir asır önceki genel anlamda Müslümanların gafleti ve istikbarın kaynaklık ettiği fitnenin ve belasının yaşanmasına kadar!

4-Gerek Türkiye, gerek İran ve gerekse Arap halkları küçük, mevzii, gündelik ve de basit hesapların peşine düşmemelidir! Günübirlik siyasetlere kapılmamalıdır. Hele hele etnik hassasiyetleri asla öne sürmemelidir. Bu gibi hesapların peşine düşenler; istikbarın

kontrolünden/güdümünden kurtulamayacaklardır! Mesela şu kent bir Türkmen Şehridir, bu kent bir Fars şehridir, burası bir Arap şehridir söylemleri; gerçekten kardeş olan Müslümanlar için, içinde hayal edilemeyecek kadar riskleri barındırmaktadır. Zira asırlardan beridir hemen hemen bütün İslam beldelerinde her halktan Müslümanlar iç içe, yan yana, omuz omuza ve beraberce yaşaya gelmişlerdir. En basitinden Tebriz’in çoğunluğu Azeri Türküdür. Ama bir İran şehridir! Urmiye, ağırlıklı olarak Kürtlerden oluşmaktadır. Ama bir İran şehridir! Irak’ta Telafer de Türkmenler çoğunluktadır ve Iraktadır. Irak şehridir! Erbil halkının ekser çoğunluğu Kürt’tür. Ama şimdiye kadar bir Irak şehriydi! Keza Türkiye de de Arapların, Kürtlerin ağırlıklı olduğu şehirler çoktur. Zira bunların da hepsi birer Türkiye şehridir! Elbette ki misalleri çoğaltabiliriz.

5-Kürdistandaki referanduma karşı çıkanlar; halen varsayılan Irak’ın bütünlüğünü savunmaktadırlar. Irak’ın gerçek bir bütünlüğü ne zaman olmuştu ki? Pek çok “İslam ülkesi” olarak varsayılan ülkelerde olduğu gibi, Irak’ın da sun’i bir bütünlüğün (!) dışında hiçbir tabii bütünlüğü olmamıştır. Kaldı ki Irak, zaten bir bütün değildir. Eğer halklar bazında ele alınacak olunursa; envai çeşit halklardan oluşmaktadır ki; bir bütünlük arz etmemektedir. Eğer inanç temelli düşünülürse; Irak kurulduğundan beri inançlar arasında son derece ayrımcılık yaşana gelmiştir. Zira Irak’ın kuruluşu ve işleyiş şekli, pek çok devlette olduğu gibi yerli halkın iradesine rağmen; müstekbirler tarafından oluşturulmuştur! O halde zoraki oluşturulmak istenen ve batı emperyalizminin kuklalığından öteye geçemeyen bir bütünlüğün hiçbir yararı, değeri olmamıştır ve de olamaz. Eğer gerçek bir bütünlükten söz edilecekse (hassaten isteğimiz odur!); Kur-an kardeşliğinin yaşandığı, Kur-an ölçülerinin mihenk olarak alındığı bir bütünlük; yegâne sağlıklı ve istikameti doğru olan bir bütünlüktür! Bunun dışındaki bütünlük önerileri taraflı ve de art niyetli girişimlerdir, önerilerdir!

6-Ümmet zaten bölük pörçüktür, daha da mı bölünelim! Kaygısını taşıyanlar ve bu kaygıyı taşıyor gibi görünenler vardır!

Gerçekten bu kaygıyı taşıyanlara şunu demek isterim:

Ümmet bütünlüğü, ümmeti oluşturan halkların iradesi ile oluşur! Bu oluşumun başında adalet, samimiyet, sadakat ve vahdet inancı/anlayışı olmalıdır! Bunları kısaca irdelersek:

Bu gün, ümmet birliği dediğimizde meydanda sıfır elde sıfır vardır! Ne adaletimiz, ne samimiyetimiz, ne birbirimize karşı olan sadakatimiz ve ne de “Emrolunduğumuz üzere dosdoğru istikametimiz” yani vahdetimiz ve vahdete olan inancımız kalmıştır. O halde adaleti

arıyor isek; kendimiz için var olan bir hakkı, mutlaka kardeşimiz için de istemek zorundayız! Şu anda Müslümanların sınırları dâhilinde yaşadıkları hiçbir ulus devletinde bu haklar gözetilmemiştir/gözetilmemektedir ve gözetilmesi de beklenmemelidir! Zira adı üzerinde: Ulus devlet! Adalet kaldı mı, kalır mı? Bu bir!

İkinci olarak samimiyetimiz de kalmamıştır. Irkçılık öylesine içimize sinmiştir ki; her hangi bir kardeşimizin fıtri olan, ilahi olan hakkını gasp etmeyi, ulusçuluk adına anamızın ak sütü gibi kendimize helal sayar hale gelmişiz! Fazla izahata gerek görmüyorum!

Üçüncü olarak, Ulus devlet gözlüğüyle her şeyi görüp değerlendirme hastalığına müptela olduğumuzdan dolayıdır ki; her hakkı yalnızca kendimize istiyoruz. Devlet erkini elinde bulunduranlar olarak; başkaları bana itaat ettiği sürece dost, etmediği sürece de ihanet şebekesi olarak görme ve değerlendirme hastalığına tutulmuşuz! Bu hastalıklar Türklere has değil, bütün İslam halklarını sarmış durumdadır. (münferit istisnalar elbette vardır). Ama temin ediyorum ki; henüz doğmakta olan Kürdistan, bu hakların ez az ihlal edildiği devlet olacaktır. Çünkü İslam ülkeleri dediğimiz hiçbir devlette yaşanmayan bir güzelliği şimdiden görebilmekteyiz. (Dört dilden oy pusulası misali!)

“Andolsun ki; kendi nefsiniz için istediğinizi, kardeşiniz için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olamazsınız!”

Bu süreçte milli damarlarımız kabaracağına; yüreğimizde adalet meşalesini yakmaya çalışmalıyız. Hakk gaspına değil; adalet üzere ve kardeşlik ilkesine işlerlik kazandırmalıyız. Birbirimiz küffara teslim etmeye kalkışmadan; sevgiyle yardım ellerimizi uzatmalı, muhabbetle kucaklaşmalıyız. Eğer bu hususlara riayet edersek, hep birlikte huzura doğru yol alırız. Tersine hareket edersek, Müslümanlar olarak topluca helake doğru sürüklenmemiz kuvvetle muhtemeldir. Rabbim muhafaza buyursun!

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Ey Müslümanlar, Müslüman Halklar! Bu referandum, Allah indinde Kürtlerin değil, siz diğer Müslüman Hakların bir imtihanıdır. Bakalım bu imtihanda nasıl bir başarı grafiği çizeceksiniz?

Rabbim önümüzü de, sonumuzu da hayreylesin inşallah! Âmin…

 

 

                         

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.