1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. RAHMET ÖNDERLERİ-4
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

RAHMET ÖNDERLERİ-4

A+A-

 

Hazreti Salih ve Semud Kavminin Hatırlattıkları:

“Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Salih, kavmine; ‘Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin Ondan başka İlâhınız yoktur! Size, Rabbimizden apaçık bir belge gelmiştir. Allah’ın bu dişi devesi size bir mucizedir. Onu salıverin de Allah’ın arzında otlasın. Ona bir kötülükle dokunmayın. Yoksa sizi acı bir azap yakalar' dedi.” ( Araf, 73)

Allah’ın görevlendirmiş buyurduğu yol gösterici elçileri, kendi dönemin cahil ve bağnaz ama bir o kadar da tekebbür ve tahakküm eden insanlar tarafından reddedilmişlerdir! Bu ayette de şirk bataklığına saplanan Semud kavminin sultacı, diktacı, mütekebbir, hakkı mütecaviz takımının Hazreti Salih (as)’a karşı olan örnekliği verilmektedir!

Semud Kavmi, kendilerinden kısa bir süre önce yaşayıp, kendi ataları da olan Ad Kavminin helak olmasından ibret almamışlardı. Oysa ki, Ad kavminin bolluk içinde yaşadıklarını, kibirli hallerini, mazlumlara nasıl zulmettiklerini ve daha önemlisi de Haz. Hud’a karşı nasıl cahilce davrandıklarını çok iyi biliyorlardı! Alemlerin Rabbi şöyle buyurur:

“(Allah'ın) Ad (Kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzüne (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın! Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlarında (muhteşem) evler yontuyordunuz! Şu halde Allah'ın (size olan) nimetlerini hatırlayın. Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın!” ( Araf, 74)

Bu uyarılara rağmen kendileri de Ad kavmi misali aynı saplantılara saplanarak, putlara tapınmaya başladıkları gibi, aynı kibri gösteriyor ve aynı haksızlıkları işliyorlardı! Hatta daha da ileri giderek; Ad kavminin inşa ettikleri büyük yapılarını, saray ve köşklerini gevşek toprak/zemin üzerine bina ettikleri için yıkıma uğradıklarını; kendilerinin ise dağları, kocaman kayaları yontarak edindikleri muhkem barınaklarının asla yıkılmayacağını ve bu nedenle helak olmayacaklarını iddia ediyorlardı!

Dünya malına düşkünlük/sekülerizm, insan fıtratını bozan en önemli etmenlerin başında gelir. İnsanlık tarihi kadar eski olan dünyalıklara tamahlık; aynı zamanda hakka, adalete, doğruya başkaldırmanın da önemli bir koşuludur. Toplumun ekonomik ve siyasi gücünü elinde bulunduran müstekbirler; toplumun büyük ekseriyetini kendilerinin koymuş oldukları kurallarına itaat etmek zorunda olanlar olarak görmüştür. Nitekim bu hastalıklı, tahakkümcü, elitist zihin yapısı, günümüzde de aynı şekilde kendini göstermektedir.

Rabbimiz, Semudun ileri gelen mütekebbirlerini şöyle ifade buyurmaktadır: “Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler, kodamanlar), içlerinden iman edip de kendilerince zayıf bırakılan(mustazaf)lara dediler ki; ‘Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğine inanıyor musunuz?’ Onlar; ‘Biz gerçekten (Ona ve) onunla beraber gönderilene inananlarız' dediler.” (Araf, 75) “Büyüklük taslayanlar (müstekbirler, güç sahipleri); ‘Biz de gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız’ dediler!” (Araf, 76)

Ne kadar da aşina olduğumuz diyaloglar! İstikbar, zulüm, tuğyan, denîlik, heva ve heveslere kapılma; hakkı ve hakkaniyeti reddetme... Evet, insanın insanlığını yitirmesi ve “esfele sâfilin” derekesine düşmesi, böyle bir sonuca götürür insanı! Bâtıla saplantı, insanı insanlığından eder! Şu fermanı Rabbani ne güzel de izah buyuruyor bu durumu: “Bu, Allah’ın öteden beri uygulanıp gelen kanunudur! Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın!” (Fetih, 23)

Rabbani ölçü olmayınca, hiç bir insani ölçü de kalmaz! Çağdaş insanların(!) yapıp ettiklerinin Semud kavminin yapıp ettiklerinden nasıl bir farkı var? Mantalite aynı, bakış aynı, tavır aynı! Değişen şey, zaman, zemin ve rol sahiplerinin farklı olmasıdır! Allah(cc)’’ın ölçülerini beğenmeyip, bir de kendilerine ilerici yaftasını yakıştıran günümüzün yobazları, Semud kavminin ileri gelen müstekbirlerinin sergilediklerinin aynısını sergilemektedirler!

Sadi Şirazi Bostan ve Gülistan adlı yapıtında şöyle der: “Deve nasıl bir deve idi? Cevaben:

1-Sizin için azap sebebi olacak bir ayet/mucize olan bir deve.

2-Sizin için sınırları olacak bir ayet/mucize olan bir deve.

3- Sizin için somut olan bir ayet/mucize olan bir deve.

4-Sizin için kuralları olan bir ayet/mucize olan bir deve.

5-Sizin için fitne/imtihan olan bir ayet/mucize olan bir deve.”

Malum, Semud Kavmi de putperest bir kavimdi! Putları, toplumdaki aydınlar, müstekbirler, kurulu düzeni koruyanlar tarafından oluşturulmuştu! Ana gayeleri dünyalık menfaatlerini, çıkarlarını, koltuklarını, konumlarını, sistemlerini korumaktı! Bu bahanelerle nice putlar icat etmekteydiler! Ama gelen mucize/inek, Sadi Şirazi’nin deyimiyle onların hayatını, düzenini, tasavvurlarını altüst edecek kuralları getiriyordu:

1-İnek/mucize, onların dokunulmazlıklarına dokunuyordu! Peygambere iman etmeyen toplumun ekabir kesimi; Hazreti Salih’ten bir mucize getirmesini istiyorlardı! Eğer istedikleri mucize gerçekleşirse iman edeceklerini; aksi durumda asla iman etmeyeceklerini diyorlardı. Oysa Mucize, tam da kendilerinin istediği gibi gerçekleşmiş, toplumda gündem olmaya başlamıştı! Müstekbirler, bu durumdan rahatsız oldular. Zira toplumun gündemini daime kendileri belirliyorlardı! Bu mucize ile toplumda kendileri gündem oluşturmaktan, toplumu istedikleri gibi manipüle etmekten zorlandılar. Dünyalık çıkarları, sömürü tezgâhları tehlikeye girmeye başlamıştı. Bu durumun kendilerine büyük bir eziyet haline gelmesi yetmiyormuş gibi; eğer bu kurallara uymasalar, helak olacakları da ileri sürülüyordu! Sonuç olarak Peygambere vermiş oldukları ahitlerini bozarak, mucizeyi/ineği yok etmeye karar verdiler.

2-Gelen mucize kendileri için bazı sınırlamalar getirmişti. Oysa toplum ile ilgili her türlü kararı daima kendileri vermekteydiler. Kuyunun suyunu bir gün kendileri, bir gün de deve içecekti. Devenin sırası olduğu gün, suya karışılmayacaklardı. Üstelik deveye de hiç bir müdahalede bulunulmayacaktı! Deve tamamen başına buyruk olarak yaşayacaktı!

Deve, içtiği su kadar süt vermekteydi. Halk o sütten istediği kadar faydalanmaktaydı. Yani kullandıkları su kadar süt kullanma hakları vardı! Aslında bu uygulama halk için daha tercihe şayandı! Dolayısıyla toplum, bu uygulamadan gayet memnundu! Fakat kapitalistler, müstekbirler, kurulu düzen sahipleri bu uygulamadan giderek rahatsız olmaya başlamışlardı. Çünkü her şey tamamen kendilerine ait olmalıydı. Ve şimdiye kadar da hep böyle olmuştu. Bu mucize ile halk, sermayeye ortak olmaya başlamıştı. Halk, artık müstekbirlerin birebir dediklerini kabul etmemeye, alttan alta “Biz de varız” demeye başlamıştı!

3-Deve, cap canlı olarak karşılarında duruyordu! Bu mucizeyi inkâr etmek, yok saymak akıl işi değildi! Anlık olarak toplumun en önemli gündemi sürekli mucizeydi. Ama kendi mucize (İlahi kurallar) dünyalıklarına, iktidarlarına, tahakkümlerine dokunmaktaydı. Ve gün geçtikçe de bu durumu daha derinden duymaya başladılar! Sözleri, siyasetleri, karar almaları toplum tarafından sorgulanmaya başlanmıştı! Eğer bu durum böyle devam edecek olursa; iktidarları bile elden gidebilirdi! Dolayısıyla toplumun sevk ve idaresinin sağlanması, kurulu düzenin devam etmesi için bu mucizenin ortadan kaldırılması, kendi kurallarının ikamesi elzemdi!

4-Bu mucize kendileri için yeni kurallar getirmişti! Oysa toplumun eskiden beri var olan yerleşik kuralları vardı. Eğer yeni kurallar konulacaksa; toplumun elit, aydın, varlıklı, asaletli(!) kesimi tarafından konmalıydı! Atalarından bunu görmüş, bunu yaşamışlardı. Ama bu mucize ile her şey, Peygamberlik iddiasında bulunan Salih tarafından belirlenmekteydi. Ataları eleştiriliyor, yerleşik düzenleri beğenilmiyor, putlarına dil uzatılıyordu! Eğer bu şekilde devam ederse, pek yakında kurulu düzenleri temelden yıkılması an meselesi olabilirdi! İşte bu nedenle de İlahi mucize/ölçüler yok edilmeliydi!

5-Sizin için imtihan olan bir mucize! Tarih boyunca Rabbani ölçülerin inkârı; insanoğlunu nefsini ilahlaştırmaya, heva ve heveslerine tapınmaya itmiştir! Bu vesileyle insan, bir birinin kurdu olmuştur. Güç, her daim hakkın yerini almıştır. Semud kavminde de aynen bu durum söz konusuydu. Bu mucize, şu sebeplerden dolayı kendileri için büyük bir imtihan idi:

Sakın konulan ilahi ölçüleri ihmal etmeyin!

Sakın deveye/mucizeye ilişmeyin, serbest bırakın!

Sakın sıranız olmayan gün suya/sermayeye karışmayın, dünyalıkları toplamaya kapılmayın!

Sakın putlara tapmayın/Allah'ın hükümlerine teslim olun!

Sakın haksızlık yapmayın/adaletten, hakkaniyetten, ilahi ölçülerden ayrılmayın!

Sakın kibirlik taslamayın; nefsin, iblisin ve iblisilerin tuzaklarına düşmeyin!

Daha nice “sakın”lar sürüp gitmekteydi! İşte bu “sakın”malar, kurulu düzen sahiplerinin işine gelmiyordu! Üstelik bu “sakın”malara uyulmadığı taktirde helak olmakla da tehdit edilmekteydiler! Şimdi iş, tamamen sarpa sarıyordu! “Ya istikbal, ya ölüm” dercesine ahitlerini bozmaya ve bozgunculuğa kaldıkları yerden devam etmeye karar veriyorlardı!

Artık azgınlıklarından dolayı helak olmaları pek yakındı!

“Böylelikle dışı deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e şöyle) dediler: ‘Ey Salih! Eğer gerçekten gönderilen(peygamber)lerden isen, vadettiğin azabı getir bakalım’! Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu! Kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar! (Araf, 77-78)

Ey yüce Rabbim! Bizleri; Salih(as)'e ve onunla gelenlere; Muhammed(sav)’e ve onunla gönderilenlere iman edenlerden olmak; emredildiğimiz üzere yaşamak için güç, idrak, irade ve imkânı bahşet! Ey merhameti sonsuz olan Rabbim! Bizlere; günümüz Semud kavminin ileri gelenlerinden; onların hile, desise, düzen, tuzak ve şerlerinden kendimizi muhafaza etme bilinç, direnç, şuur ve haysiyeti ikram buyur! Amin...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.