1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. RAHMET ÖNDERLERİ-3
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

RAHMET ÖNDERLERİ-3

A+A-

 

Hazreti Hud ve Ad Kavminin Azgınlığı

Hakk ile bâtıl, adalet ile zulüm, doğru ile yanlış kavramları insanlık tarihi kadar eskidir. Hazreti Adem(as)’ın çocukları arasında dahi vuku bulan olayda, Hakka tabi olma ve Hakka asi olma rollerini görmekteyiz. Habil; Hakkın, hakkaniyetin, adaletin, insaniliğin simgesi olurken, diğer tarafta Kabil; haksızlığın, cehaletin, zulmün ve vahşetin simgesi durumundadır.

Hazreti Adem(as)’dan sonra Nuh(as)’ın Kavminin cehalete saplandığını Rabbimiz bizlere bildirmektedir. Hazreti Nuh(as)’ın asırlarca süren uyarılarına rağmen, pek azı hariç, kavmi şirkten, cehaletten dönmemiş ve helak olmayı hak etmiştir.

Bilahare Ad Kavmi Hakkında Rabbimiz örnekler vermektedir. Rabbimizin beyanlarında, Ad Kavminin lüks yaşamını, kendilerini diğer insanlardan üstün görmelerini, fakirlere, yoksullara zulmetmelerini görmekteyiz! Elbette ki bu örnekleri Rabbimiz sadece bilgilenelim diye vermemiştir. Tam aksine insanlık tarihi kadar eskilere dayanan bunca cehaletin, şirkin, küfrün, Hakka isyan ve tuğyanın kötülüğünü bizlere sarahaten bildirmektedir. İnsanların bütün bu olup bitenlerden aklını kullanmaları ve gereken dersi almalarını istemektedir!

Kur-an'ın bu ibretlik tablolarından ibret almayan, dersler çıkarmayan toplumlar, mutlak bir şekilde helak olmak durumunda kalmışlardır! Zira Rabbani yol göstericiliğini tanımayan insanlar/toplumlar, dalalete düşer, heva ve heveslerine esir olurlar! Bunun içindir ki Yüce Rabbimiz, insanları nefsin, iblisin ve bütün iblisilerin kulluğundan hakka kulluğa çağıran, insanlara önder ve örnek olan nice elçiler göndermiştir.

Kur-an'ın nazil olduğunda, Mekke Müşrikleri de tıpkı Ad kavmi misali Hazreti Peygamberi ve mesajlarını reddetmiş, türlü yalan ve iftiralarda bulunmuştu! Rabbimiz, Aziz Kitabında bu Tarihi vesikaları örnek vererek hem vahye muhatap olan Mekkelileri ve hem de kıyamete kadar gelecek olan insanları uyarmaktadır. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“(Ad kavmi; ‘Öğüt versen de vermesen de bizim için fark etmez! Bizim bu yaptıklarımız, bizden öncekilerin yaptıklarıyla aynıdır! Bu yüzden azaba da uğratılacak değiliz.’ dediler! Böylece onlar, peygamberleri Hud’u yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Şüphesiz bundan büyük bir ibret vardır. Ama onların çoğu yine iman etmez. Şüphesiz yalnız senin Rabbin, karşı konulmaz bir kuvvet ve son derece merhamet sahibidir,” (Şuara, 136-140)

Ad Kavmi de kendinden önceki Nuh Kavmi gibi cehalete dalmış ve burada ebedi kalacakları zannına kapılmışlardı. Dünya nimetlerinin bolluğunu, konforlu hayatı adete şirk koşmalarına ve mustazaflara karşı işledikleri acımasızlıklarına payende etmişlerdi! Sahip oldukları dünyalık zenginliklerini tümüyle kendi beceri, başarı ve yeteneklerine bağlıyorlardı. Bu nedenle fakir fukarayı, garip gurebayı hakir görüyorlardı.

Rabbimiz Ad Kavminin bu ahmakça tutum ve davranışlarını haber vererek, Mekkeli müşrikleri uyarmıştır. Aynı zamanda müminlerin, Allah(cc)’tan gelen vahye ve gönderilen aziz peygambere bilâ istisna itaat ederek, her türlü iblis ve iblisilerin oyun ve desiselerine karşı uyanık olmanın önemini vurgulamıştır. Aksi halde karşı konulamaz gücün yegane sahibinin de kendisi olduğunu beyan buyurmuştur.

Kur-an, elbette ki çağlar üstü i’cazıyla günümüzdeki sapıklıklara da, gelecekte yaşanacak sapkınlıklara da dikkat çekmektedir. Özellikle müminlerin son derece hassas olmaları, gelen vahyi ve peygamberin yaşantısını ölçü alırken; bunların dışında hayata tesir edebilecek hiç bir güç, merci, mevki, odak veya sultayı kabul etmemelerini hatırlatmaktadır:

“De ki; Allah’ın bırakıp size ne bir fayda ne de bir zarar vermeye malik olmayan varlıkları mı Allah'a şirk koşuyorsunuz? Oysa ki Allah semi’dir, alimdir!” (Maide, 76)

Rabbimiz, Ad Kavminin mütekebbir/nefislerini ilahlaştıran kimseleri, cennet misali İrem bağlarındaki mahsullerini toplamak için yaptıkları küstahlıkları şöyle ifade buyurmaktadır:

“Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler: ‘Eğer (ürünlerinizi) devşirecekseniz erkenden tarlanızın başına gidin!’ Derken yola koyuldular. Birbirlerine: ‘Aman ha, bu gün orada hiç bir yoksul/avamdan halk yanınıza sokulmasın’ diye fısıldıyorlardı!” (Kalem, 21-24)

Küstahlığın bu kadarı akılları dondurmaya yetmektedir. Hiç bir fakir, gariban, yetim, öksüz yanınıza sokulmasın. Onları asla yanınıza/kapitalinize yaklaştırmayın! Günümüz kapitalizmin, modernizmin kendi dönemindeki versiyonu! Hakka baş kaldıran, ilahi hükümleri hayattan dışlayan günümüzdeki laikliğinin, demokrasinin; daha doğrusu çağdaş yaşam felsefelerinin ideolojilerinin, sistemlerinin tümünün kendi çağındaki versiyonu!

Haktan yüz çevirme, müstağni davranma, üstenci bakış açısı ve anlayışı, hep aynı olmuştur. Mekke Müşrikleri de aynı yolu izlemekteydiler! İnsanlığın başlangıcından tutun da, çağımızın (21. Asır) istikbar ve sultacıları dahil hep aynı zihin havuzundan beslenmişler ve hep aynı yemlikten yemlenmişler/yemlenmektedirler! Günümüz küresel istikbarı ve onların İslam ümmeti içindeki uzantıları/kuklaları olan yerel iktidar/güç/kapital sahipleri de hep aynı tutum ve davranışları sergilemektedirler!

Bu gün dünyayı kasıp kavuran çağdaş cahiliyye/tüm ...izmlerin İslam’a karşı olan tutum ve davranışları, Ad Kavminin ve Mekke müşrik toplumunun ilahi mesajlara karşı takındıkları tutum ve davranışlarından farklı değildir! Hayatı, ilahi hükümlere göre değil de kendi heva ve hevesleri doğrultusunda şekillendirme gayretlerinin tümü, çağdaş Ad Kavimleri, Semud Kavimleri ve Mekke Müşrikleri olmanın ötesinde bir anlam ifade etmemektedirler.

Rabbimiz, Ad Kavmine pek çok nimetler bahşetmişti. Bütün bu nimetlere karşın şükretmesi gerektiğini bildirmiş. Ama Ad Kavmi, şirk ve cehalet üzere bir hayat yaşayarak, kendilerini uyaran peygambere kulak tıkamışlardı! Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ad kavmine kardeşleri Hud’u gönderdik. Hud; ’Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. Sizin Ondan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ korkup sakınmaz mısınız?’ dedi.” (Araf, 65)

Ad Kavmi aslında Allah(cc)’ı inkar etmiyordu. Ayette de buyrulduğu gibi Hazreti Hud kavmine seslenirken; Allah(cc)’a inanın demiyor; yalnız Allah’a kulluk edin, Ona şirk koşmayın diyordu. Tıpkı Mekke Müşrikleri ve diğer şirk koşan toplumlar gibi; Alla(cc)’a inanıyor ama günlük hayatlarına karışmasını, hayatı şekillendirmesini istemiyorlardı! Kendi nefislerinin istedikleri gibi bir Allah'a inanıyorlardı. Tıpkı çağdaş, demokrat, liberal, modern laik... vs insanların inandıkları gibi!

Ad Kavmi, gurur ve kibirlerinden dolayı müstağni davranıyor ve Allah(cc)’’ın kendi işlerine karışmasını hazmedemiyorlardı. Zira böyle bir durumda alt tabaka insanlar olarak gördükleri avam halk ile aynı konumda olacak ve kendi ayrıcalıkları ellerinden gidecekti. Bunların bütün davaları dünya malına olan aşırı düşkünlükleri, heva ve hevesleri idi. Bundan dolayı onlar nice muhteşem binalar, göz kamaştırıcı saraylar yaparak, hiç ölmeyeceklermiş gibi geçici dünya nimetlerine azgınca sarılıyor, güç ve kuvvetin tümüyle kendilerinde olduğunu savunuyorlardı. Rabbimiz şöyle buyurur:

“Ad kavmine gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki; ‘Kuvvet bakımından bizden daha üstün kimmiş?’ Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah’ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür! Oysa onlar, bizim ayetlerimizi bilerek inkar ediyorlardı!” (Fussilet, 15)

Zamanın füzeleri, bilişim ağları, yüksek teknolojileri kendilerinin ürünüydü! ‘Biz dünyanın hakimiyiz, bizden başka güç kuvvet sahibini tanımıyoruz!’ diyorlardı. Tıpkı torunları Firavun, Nemrut ve daha nice ahmaklıklarda bulunan günümüzdeki müstekbirler gibi! Kendilerini ileri görüşlü, medeni sayanlar aziz peygamber hakkında şöyle konuşuyorlardı:

“Bu da sizin gibi bir insan! Sizin yediğinizden yemekte, içtiğinizden içmektedir! Eğer sizin gibi bir beşere itaat edecek olursanız, şüphesiz ki kaybedersiniz! O, size ölüp toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, dirilip kabirlerden çıkartılacağını mı söylüyor? Heyhat, heyhat! Size söylenen şey gerçek olmaktan ne kadar da uzak! Gerçek hayat, şu dünyada yaşadığımız hayattır! Yaşarız, ölürüz, bir daha asla diriltilmeyiz! Bu adam sadece Allah adına yalan uyduran birisidir. Biz ona kesinlikle inanmıyoruz!” (Müminun, 33-38)

Ne kadar da aşina olduğumuz cümleler! Özellikle çağımız insanlarını da helake sürükleyen, çağımız insanlarını adeta modern Ad Kavmi(!) modern Lut Kavmi(!), modern Semud Kavmi(!)... haline dönüştüren cafcaflı ama bir o kadar da her tarafı karanlık laflar!

Bu gün biz müminlere düşen, Rabbimizin Aziz Kitabında birer ibret vesikası olarak verdiği toplumları tanımak ve aklımızı bilinçle ve şuurla kullanarak gereken dersleri çıkarmak, ona göre baştan başa hayatımızı şekillendirmektir!

Cehaletin iptidaisi de, çağdaşı da, moderni da hep aynıdır! Şirk koşanlar tarih boyunca hep aynı yolun yolcusu, aynı zihnin taşıyıcısı, aynı ipin tutucusu olup, Hakka asi olmuşlardır! Hakka teslim olarak; azimle, inançla ve inatla aziz Kitabı yegane ölçü ve aziz önderleri de yegane örnek ve önder almak dilek ve dualarınla!

Satırlarımızı şu Ayeti Kerimelerle noktalayalım; “Görmedin mi Rabbin ne yaptı Ad kavmine! Ülkeler içinde benzeri yaratılmamış olan sütunlu İrem şehrine! Vadide kayaları yontarak şehir yapan Semud’a! Kazıklı Firavuna! İşte bunların hepsi ülkelerinde azgınlık etmişlerdi! Oralarda durmadan fesat çıkardılar. Bu yüzden Rabbin onların üzerine kırbaç gibi ceza yağdırdı. Çünkü Rabbin her şeyi yakından izlemektedir!” (Fecr, 6-14

Allah(cc)’a emanet ve teslim olalım...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.